‘Şiirin kalitesi değil, yazanın etiketi mühim’

ÜMRAN AVCI – Bazı kitapların içeriği kadar yazılış hikâyesi de ilginçtir. Onur Caymaz-Vefa T. imzalı “İntihar Süsü” isimli şiir kitabının yayımlanış serüveni tam da böyle. Kitap, okura yönelik “Vefa T, Onur ve Ötekiler…” başlıklı mektupla başlıyor. Mevzu derin… Şiir, roman, öykü ve deneme yazarı Onur Caymaz, edebiyat dünyasının tanıdığı isimlerden. Bir süredir Barselona’da yaşıyor. Peki Vefa T.? Adıyamanlı bir öğretmen, şair, birkaç yıl önce intihar ediyor. Sözde… Çünkü Vefa T., Onur Caymaz’ın kullandığı bir mahlas. Caymaz, 12 sayfalık mektubunda, yurt dışına giderken geride bıraktığı edebiyat ortamını anlatıyor. Bugün artık hayatta olmayan edebiyatçı ve sanatçıları yâd ediyor; İlhan Şeşen’i, Ferhan Şensoy’u, Selim İleri’yi, Leyla Erbil’i anıyor uzun uzun. Ülkedeki edebiyat kanonundan söz ediyor. Edebiyat dergilerinde bir süredir metnin değil imzanın değerli oluşundan yakınıyor. Bazı edebiyatçıların dokunulmaz oluşundan dem vuruyor. Dedim ya mevzu derin ve uzun. Söz Onur Caymaz’da…

■ Vefa T. namıdiğer Sait Vefa nasıl ortaya çıktı? Tabii isim ve kısaltmalı soy isim birleşince ‘vefat’ oluyor ki, bu edebiyat ortamına bir gönderme mi?

Yedi şiir kitabı yazmışım bugüne dek. Bir zaman önce baktım ki ana akımda kimi dergiler, gönderdiğim şiirlere cevap vermiyor. Ben de ikinci bir şair yaptım kendimden, adını Sait Vefa koydum. Hikâyesini de uydurdum. Öğretmen olduğu için Vefa T adını kullanıyormuş falan. Onur’un şiiriyle Vefa’nın yazdıkları da aynı havada üstelik, benzer dizeler var. İyi editör kolayca fark eder. Fakat Caymaz’dan gelen e-posta silinirken Vefa’dan gelenler okunuyordu sanırım. Adamın şiirleri hemen basıldı. Bu oyun iki yıl sürdü. Bir yerden sonra anlamsız bulup işi toparladım. Görevi bitmişti. Vefasızlığımızı, edebiyat ortamının vefat ettiğini yeterince ispatlamıştı.

■ Bu kitap okurun eline ulaşana kadar neler yaşandı? Kitabı yayımlamayı kabul eden Enis Batur meseleye nasıl baktı?

Vefa T, birçok derginin kapağında şair olarak vefat, vefat şeklinde kaç kez göründü. Kimse merak etmedi bu ne yahu diye! Edebiyat dergileri cidden enine boyuna okunuyor mu! Sonra Vefa’nın şiirlerini önemli bir yayınevine gönderdim. 10 gün sonra olumlu cevap geldi. Yayınevi, sözleşme için tanışmak istedi. Gittim. Kitabın önsözünde hepsini anlattım. Gel gör ki “benim ben olduğum” öğrenilince iş iptal oldu. “Büyüsü kaçtı” dediler. Şiirin kalitesi değil, yazanın etiketi mühimdi! Enis Batur nasıl baktı duruma? Ustamız zaten bir eski Reşit İmrahor, Fakir İdris, bir Sarp Yenisey olarak bu işi sever. 

■ Onur Caymaz neden reddedildi?

Onur Caymaz, onların istediği gibi düşünmüyordu çünkü… Asıl nedenin bu olduğunu düşünüyorum. Epiktetos, ‘fikrini söylemeyenler, yalnızca kölelerdir’ demişti. Bunu reddetmişti.

■ Kitapta Ece Ayhan ve Yahya Kemal örnekleri üzerinden Türkiye’nin en meşhur şairlerinin devlet görevlisi olması meselesine eleştirel yaklaşıyorsunuz.

Maalesef. Şair benim için her tür iktidardan kurtulmuş biri. Fazla güç, arsızlık çünkü. Bizdeyse editörü, şeyhi, müridi, hocası, hocaların hocası (bu da ayrı saçmalık), bin tür iktidar var. Bunların çoğu da devlet denen başlıca iktidar aygıtının içinde kişiler. Memurdan şair olmaz demiyorum ama şair dünyanın en güzel insanı; o alev almış ruh, evrak dolabına, karton klasöre nasıl sığıyor. Onu soruyorum.

■ Mektubu noktalarken, “İşleri müşküldür her yerde merdin” diyorsunuz. “Şavkında Kan” şiirinde de “buradayım, unutmak için verilen uzun bir ara…” Gönüllü bir sürgünlük mü bu gidiş?

Sürgün değil, göç bizimki. İkili hayat. Biraz bura, biraz ora. Ama gitmek dedin, doğru. Türkiye bir şair kaybetti – İspanya kazandı şarlatanlığı yapacak değilim. Kimse kaybetmedi, kimse kazanmadı. Zaten memlekette şairden çok ne var! Ben sadece bir şeyleri bıraktım. Hakikati konuşmayı deneyen iki-üç deliden gayrı kimsesi kalmamış yapay edebiyat ortamı da böylece geride kaldı. Dostlarımın çoğu da başka âleme göçmüştü. Anılarını aldım yanıma, sızıdır. Bir yeri vatan yapan o ilişkiler zaten. Düşünsene, Selim İleri’nin olmadığı bir İstanbul, o eski İstanbul mu? 

‘Türkiye’de son 10 yıldır, hiçbir ödül sahici değil’ 

■ Bir edebiyat kanonundan bahsediyorsunuz mektupta. Metin değil de imza mı önemli. Size göre ödüller de şaibeli mi?

Türkiye’de son 10 yıldır, hiçbir ödül sahici değil. Eski ağırlığını taşıyan dergi kaldı mı, tartışılır. Bu çoraklıkta her vasatlık mucize.

50 yaşına yaklaştık. 30 yıldır edebiyatın içindeyiz. Vefa gibi yalnız ve yabanlar kabul görmez burada. Hep beğeni belirten cici çocuklar sevilir. Bana hırçın derler, şaşırıyorum. İnsan hırçın ya da yaralı değilse neden şiir yazar. Canı yanmıyorsa… 30 yılda nice edebiyatçı dost. Kimi göçtü, kimi yaşıyor. Üçü beşi dışında neden çoğunu çok sevemedim, onlar niye birbirinden nefret ediyor? Hırs galiba. Yazmak Türkiye’de hırs. Bir şey olacakmış gibi yazılıyor. Olan bir şey yok. En çok satan Kafa dergisi. Onda da kapakta en son Seda Sayan vardı, yakışır! Edebiyat kavgası yok artık. En büyük sorun Türk mü, Türkiyeli mi? Yazdığında Türkiye yoksa istersen Şilili ol, ne olacak ki! Bunlar beni gittikçe çevreden kopardı. Geriye, Vefa’ya çekildim. Bu haset kanseri, kendini beğenmişlik yok orada. Rahat.

Author: Yusuf Arslan