Edirne Bienali’nde geleneksel dokuma modern sanatla buluştu

Kentte ilk kez gerçekleştirilen ve 28 Haziran’a kadar sürecek Edirne Bienali çerçevesinde açılan “Dokuma” sergisi, tarihi hanın taş mimarisi içinde geleneksel tekstil mirasını modern sanat yaklaşımlarıyla bir araya getiriyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Edirne Valiliği, Edirne Belediyesi ve Trakya Üniversitesi’nin desteğiyle; Resim ve Heykel Müzeleri Derneği ile Yaratıcı Çocuklar Derneği iş birliğinde düzenlenen bienal, “Köprüler” temasıyla kentin tarihi yapıları arasında bir sanat rotası oluşturuyor.

Etkinlik kapsamında 23 ülkeden 213 sanatçı; fotoğraf, heykel, yeni medya, yapay zekâ, performans ve tekstil gibi farklı alanlarda ürettikleri eserleri sanatseverlerin beğenisine sunuyor.

Bienalin öne çıkan duraklarından biri olan Devecihan’da ise 38 sanatçıya ait 67 eser ziyaretçilerle buluşuyor.

Geçmişte hem ticaret hanı hem de cezaevi olarak kullanılan yapı, günümüzde İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, sanat galerisi ve Olgunlaşma Enstitüsü olarak işlev görüyor. Sergide geleneksel dokuma teknikleri ile çağdaş tekstil yorumları bir arada yer alıyor.

Doğal lifler, iplikler ve katmanlı kumaş yüzeylerinin geleneksel motiflerle birleştiği eserler, tarihi mekânın atmosferiyle bütünleşerek ziyaretçilere çok katmanlı bir görsel deneyim sunuyor.

“ŞEHRİN DOKUSU İNANILMAZ”

Serginin küratörü Attilla Güllü, AA muhabirine, Edirne’nin tarihi dokusunun bienale güçlü bir karakter kazandırdığını söyledi.

Kentin çok özel bir kültürel mirasa sahip olduğunu belirten Güllü, “Şehrin dokusu inanılmaz. Tabii ki çok kadim, eski bir şehir ve buradaki miras inanılır gibi değil. Umarım günümüzdeki yapılaşma baskısından kendisini kurtarır, Edirne betonlardan uzak durur. Bundan uzak durduğu sürece yüzlerce yıl bu kültür varlıklarını tüm dünyaya taşımış oluruz.” dedi.

Güllü, bienalin kente uluslararası bir soluk getirdiğini vurguladı.

Edirne’deki üniversite öğrencileri ve genç topluluğun bienalden büyük fayda sağlayacağını belirten Güllü, şöyle devam etti:

“Edirne halkı son derece aydın, yeniye kucak açan, dost ve misafirperver. Bu olumlu özellikler, evrensel sanatın temsilcilerinin bienalle daha da geliştirici ve aydınlatıcı bir etki yapmasını sağlar. Yani gelenek ve evrensel sanatın birleşmesini yaratıyor şu anda bienal ile Edirne. Bu tüm dünyada en fazla istenen şey. Sonuçta biz Edirne’yi dünyayla buluşturmak istiyoruz. İnsanlar geliyor ve geçiyor ama burada yapabileceğimiz ve gidebileceğimiz sınır yok. Tüm insanlara ulaşmamız gerekiyor.”

“DOKUMANIN ÇOK CİDDİ KÜLTÜREL DEĞERİ VAR”

Edirne Bienali’nde görsel sanatların pek çok dalının sergilendiğini, plastik sanatlardan resme, heykelden yapay zekayla oluşturulmuş grafiklere kadar farklı disiplinler yer alırken, dokuma ve tekstil sanatına da özel bir alan ayrıldığının altını çizen Güllü, dokuma sanatının tarihçesine ve kültürel önemine dikkati çekti.

Dokumanın bir kültürel taşıyıcı olduğunu ifade eden Güllü, şöyle konuştu:

“Dokuma, ilk etapta üzerimizi örtmek için ya da soğuktan korunmak için başlayan bir serüven. Ancak zamanla sadece bir ihtiyaç değil, kültürel bir taşıyıcı haline geldi. İnsanlık tarihinde çok ciddi bir kültürel değeri var dokumaların. Türkiye’de dokuma, göçmen topluluklar ve farklı coğrafyalardan gelen insanlar için hayatımızı idame ettiren bir unsur. Halılarımızla olan ilişkimiz de çok biricik. Bu temel üzerine modern dünyanın anlattığı, çağdaş tavırları ekleyerek geleneksel zenginliğimizi evrensel bir dille yeniden tasarlıyoruz. Dokuma sanatçıları, zengin mirasımızı çağdaş bir dille konuşarak tekrar yaratıyor.”

Güllü, bienalin hem Edirne’nin kadim kültürel mirasını gözler önüne serdiğini hem de uluslararası sanatın evrensel diliyle kenti buluşturduğunu belirtti.

Author: Yusuf Arslan