Körüm, bir de nankör olmak istemiyorum

Hepimiz toplu taşıma kullanıyoruz. Düzeltiyorum; birçoğumuz… Bu yazıyı okuyunca “Ben toplu taşıma kullanmıyorum” diyebilirsiniz ama böyle diyerek sorumluluktan kurtulamazsınız. Siz de özel aracınızı kullanırken birilerinin hayatına fark etmeden ya da ederek dokunuyorsunuzdur…

Önce şu metrobüs duraklarındaki anonslardan bahsedeyim sevgili İETT. Bu anonslar böyle yüksek ve bu kadar sık olmak zorunda mı? Biliyoruz, sarı çizgiyi geçersek metrobüs çarpar! Ama sarı çizgi nerede? Hadi ben azınlığım, beni görmezden geldiniz. Hiç görmediğim o sarı çizgi için yapılan anons o kadar yüksek ki “Sayın yolcularımız” diye bir çığlık duyunca yerimden sıçrıyorum. Yüksek ses, dengemi geçici olarak kaybetmeme neden oluyor. Bundan dolayı düşersem, bir yerimi yaralarsam kimi, nasıl inandırırım buna!

Peki, o anonslar size bilmediğiniz bir şey söylüyor mu? Sarı çizgiyi geçmeyin, araca koşmayın, istasyonun boş kısımlarına doğru ilerleyin, kapı önünde birikmeyin, inenlere müsaade edin… Sadece gürültü kirliliği çünkü hâlâ araca koşuyorsunuz, yola kadar inip metrobüs bekliyorsunuz, kapı önlerinde birikip binişi-inişi engelliyorsunuz.

Biliyorum çünkü kapı açılır açılmaz biri bana kafa atıyor ve geçiyor; üstelik bir de kızıyor! Ne yapayım, inmem gerekiyor. Senin de binmen gerekiyor ama bunun bir sırası var. Ve bu bir saniye bile sürmüyor. Sırasıyla yapmazsak kaza oluyor, bu yetmezmiş gibi bir de kavga ediyoruz birbirimizle.

Ayrıca tahmini olarak 10 kişiden 8’i kulaklıkla geziyor, yani sevgili İETT boşuna bize gürültü çektiriyorsun. Rica ediyorum biraz sesini azaltalım, çünkü gerçekten dengemi kaybediyorum…

Gelelim asıl meseleye. Her akşam metrobüs yaklaşırken diğer yolcular “Sen öne geç” der bana. Yani pozitif ayrımcılık yapılır. Gerçekten çok teşekkür ederim ama “Ben sadece bir durak gideceğim, önce siz binin, en son bineyim ki rahatça ineyim” diyorum ama 13 yıldır bunu bir kez bile yapamadım. Üç-beş kelimelik bir cümle, bunun neresi anlaşılmıyor, vallahi bilmiyorum. Yine öne geçiriliyorum, yani onlar benim arkama geçiyor. Bana yardım etmek istiyorsanız benim ihtiyacım karşılanmalı. Ama tam tersi, sizin yardım etme ihtiyacınız karşılanmış oluyor böyle. Körüm, bir de nankör olmak istemiyorum ama bu durum bana yardımcı olmuyor! Sadece şunu istiyorum; siz önce binin. Bu kadar! Çünkü bir durak sonra ineceğim. Beni metrobüsün dibine kadar sürüklemeyin.

Herkül ve Zeynalar…

Geçen cuma akşamı metrobüse binerken yaşanan bir olayı anlatmak istiyorum aslında. Çok basit gibi gözüken, sadece bir “Pardon” deyip geçti sanılan bu olay, bir arkadaşımızın hayatının bir haftasını söküp aldı. Yanında bir dizi acı, ağrı ve çok sayıda olumsuzluk…

Olay kısaca şöyle oldu: Arkadaşımla yine en son binmemiz gerektiğini anlatamadık, durakta bekleyen Herkül ve Zeynaların arasında kalıp metrobüsün dibine sürüklendik. Tam bir direkten tutup oh diyecektik ki önümdeki arkadaşımdan bir çığlık koptu! “Ne oldu, iyi misin” derken anlaşıldı ki o arbedede birinin dirseği gözüne çarpmış. Çok acı çekiyordu, iki hanımefendinin yardımıyla bir yere oturttular. O sıra “Pardon” demiş biri. Ama kim bilmiyoruz. “Çok mu acıyor” falan derken tek bir durak gittiğim için indim. Ertesi gün izinliydik, karşılaşmadık haliyle. Bir sonraki gün bir mesajla şok yaşadım; arkadaşım gözünden ameliyat geçirmiş ve bir hafta hastanede yatacak. Sadece metrobüse binecektik, hepsi bu!

Yani bu sorunlar bir anonsla düzelecek gibi değil. İstediğiniz kadar bağırtın, olmuyor. O saçma arbede, sonunda sadece bir metrobüs koltuğuna geçici bir süre oturacaksınız diye yaşanıyor ve çözümü aslında herkes biliyor. Sadece pardon deyip geçemezsiniz, başka bir şey gerekiyor. Evet, evet, işte o! Lütfen artık ertelemeyin. Bizim gözler sadece dekor olarak duruyor yüzümüzde, sizinkiler de dekor olmasın!

İyi pazarlar her sese…

Author: Yusuf Arslan