İtalya’daki Humanitas Research Hospital’dan Prof. Dr. Maria Rescigno da Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin öğrenci konferansı ALIS’in (A Look Into Science-Bilime Bir Bakış) konukları arasındaydı. Prof. Dr. Rescigno’ya mikrobiyotayla ilgili merak ettiklerimizi sorduk.

Prof. Dr. Maria Rescigno
◊Mikrobiyotanın parmak izi gibi kişiden kişiye değiştiğini söylüyorsunuz. Bu farklılıkların oluşmasında neler etkili oluyor?
Aslında daha en başından dünyaya gelme şekliniz mikrobiyotanın formunu, biçimini etkiler. Eğer doğum sezaryenle gerçekleşirse mikrobiyota cildin mikrobiyotasına benzer çünkü bebeğin ilk temas ettiği organ cilttir. Doğum doğal yollardan gerçekleşmişse bu kez mikrobiyota annenin vajinal kanalının mikrobiyotasıyla benzerlik gösterir. Bu durum ilerleyen yıllarda bazı hastalıklara yatkınlığı etkileyebilir. Sezaryenle doğan çocuklarda alerji daha fazla görülüyor. Otizm spektrum bozuklukları riski daha yüksek olabiliyor. Hayatımız boyunca ne yediğimiz de bir bakıma kim olduğumuzu etkiliyor çünkü mikrobiyota ona göre değişiyor. Yediklerimiz ne kadar çeşitliyse mikrobiyota o kadar çeşitli olur.
◊Mikrobiyotamıza kaç yaşından itibaren dikkat etmemiz gerekiyor ve bozulan bir mikrobiyotanın tekrar düzelme ihtimali var mı?
Hayatınız boyunca dikkat etmeniz gerekiyor çünkü ne zaman hastalığa yakalanacağınızı bilemezsiniz. Eğer mikrobiyotanız sağlıklı değilse diyetle onu yeniden düzenleyebilir ve normale geri dönebilirsiniz. Çok fazla karbonhidrat tüketiyor, sadece rafine tahıllardan oluşan yiyecekler yiyorsanız, daha fazla baklagil, daha fazla sebze ve eksik olan tüm lifleri tüketmeye başlamalısınız.
◊ Probiyotikler, prebiyotikler gündemde. Beslenmemizde ne kadar yerleri olmalı?
Eğer yapabiliyorsanız mikrobiyotanızı beslenmeyle iyileştirmelisiniz. Ancak bazen diyet yeterli olmayabiliyor. Bu durumlarda prebiyotikler, probiyotikler ve şimdi de yeni bir kategori olan postbiyotiklerle takviye yapılabilir. Prebiyotikler bir ağacın tohumu gibidir. İyi bakterilerin büyümesi için önemlidir. Probiyotikse ağaçtır, yani gelişen kısımdır ve meyveyi üretir. Ve meyve postbiyotiktir. Yani postbiyotikler (fermente gıdalar hazır postbiyotik bileşenler içerir) pratikte probiyotik tarafından üretilen ve sağlığımız için önemli olan metabolitler veya moleküllerdir. Bu yüzden postbiyotikler üzerinde çalışan daha fazla şirket var. Bu arada insanlar bazen ihtiyaç duymadan bunları alıyor ve kendisi için iyi olmayan bazı bakterilere dayalı bir mikrobiyota oluşturuyorlar. Bunu önlemek için uzman yardımı alınmalı.
◊Beslenmemizde nelerden uzak durmalıyız?
Evet, kaçınmamız gereken şey basit şekerler. Ve sonra şeker ve hayvansal yağların kombinasyonu. İkisi birlikte bağırsaktaki iltihaplı mikropların miktarını artırıyor ve ardından bağırsak geçirgenliğini, sızıntılı bağırsak sendromunu ve ardından moleküllerin yer değiştirmesini ve sonrasında gelen her şeyi artırıyor. Bir de kanser tedavisinde mikrobiyotanın önemli olduğunu biliyoruz. Tedavi gören hastaların, tedavinin etkinliğini destekleyen bir mikrobiyota gelişimini teşvik etmek için daha özel bir diyete sahip olmaları gerekir. Bu önemli bir konu.
‘Protein tüketimi artırılmalı’
◊Menopoz sürecinde mikrobiyotada ne gibi değişiklikler oluyor? Nelere dikkat etmek gerekiyor?
Hormonlardaki değişiklikler mikrobiyota kompozisyonunu da değiştirir. Bu nedenle hormon replasman (yerine koyma) tedavisine devam etmek en iyisidir. Protein tüketimini artırmalı, karbonhidrat tüketimini azaltmalısınız. Egzersiz de önemli. Ayrıca mikrobiyota bileşiminde disbiyozis adı verilen bir değişiklik olduğunda ve iltihaplı bakteriler arttığında bunlar bağırsak geçirgenliğini de artırır. İstenmeyen moleküller dolaşıma girer ve diğer organlara ulaşabilir. Dolayısıyla, yatkınlığınıza bağlı olarak, rahatsızlık geliştirme riskiniz daha yüksektir. Menopoz sürecindeki değişimlerden biri de bu geçirgenliğin artmasıdır, çünkü daha az hormonunuz vardır.