Dengeler değişti, kulisler hareketlendi: Piyasanın gözü 14 Mayıs’taki yeni hedefte

İran savaşının sona erme ihtimali uluslararası piyasalarda olumlu karşılansa da Türkiye ekonomisinde savaşın faturası hedeflerdeki revizyonla ödenmeye başlıyor. Ekonomi yönetimi, 14 Mayıs’ta açıklanacak yılın 2. Enflasyon Raporu ile “savaş sonrası gerçeklerle” yüzleşmeye hazırlanıyor.

Ancak ekonomi gazetecisi Erdal Sağlam’ın analizine göre kulislerdeki asıl tartışma, bu revizyonların 2027’de yapılması beklenen olası erken seçim yatırımlarıyla nasıl harmanlanacağı üzerine kurulu.

Hedeflerde “Kaçınılmaz” Sapma

Savaştan önce de sinyal veren enflasyon hedeflerindeki revizyon ihtiyacı, son gelişmelerle birlikte artık bir mecburiyet haline geldi. İlk raporda korunan yüzde 16’lık hedefin, yeni raporda en az yüzde 19 ile 21 bandına çekilmesi bekleniyor. Hata koridorunun üst limitinin ise yüzde 26 seviyelerine kadar esnetilebileceği tahmin ediliyor.

Piyasanın “Gizli” Ajandası: Yüzde 30

Merkez Bankası hedeflerini revize etmeye hazırlansa da piyasa aktörleri bu rakamlara ihtiyatla yaklaşıyor. Ekonomi yönetiminin beklentileri yönetmek adına gerçekleşecek enflasyonun 3-4 puan altında hedef açıkladığını düşünen bankacılar, hesaplarını şimdiden yüzde 30 seviyesine göre yapmaya başladı. Dev yatırım bankası BofA’nın da yıl sonu tahminini yüzde 30’a çıkarması, bu “sessiz uzlaşıyı” kanıtlar nitelikte.

Dolar Kurunda “Aylık Yüzde 1,5” Alarmı

Enflasyondaki yukarı yönlü baskı, kur politikasını da tetikliyor. Aylık dolar artışının yüzde 1,1’den yüzde 1,3 seviyelerine evrilmesi dikkatle izlenirken, eski Merkez Bankacılar, “dolar kurundaki aylık artışın yüzde 1.5’e çıkması halinde, artık Merkez Bankası’nın enflasyonun yüzde 25’in altına ineceğine inanmadığını” söyleyebileceklerini ifade ettiler. Aylık artış oranı yüzde 1,5 olduğu takdirde, piyasalardaki enflasyon beklentisinin de yüzde 30’lara çıkmasının doğal sayılması gerekeceğini belirttiler.

2027 Seçim Senaryosu Hazır mı?

Uygulanan politikalar, enflasyonla mücadele söylemine rağmen “gevşeme” sinyalleri veriyor. Cari açık ve bütçe açığının büyüyeceği, faizlerin yüksek kalacağı bir tabloya doğru gidilirken, 2027 başı için çalışan ve emeklilere yapılması planlanan “yüklü zamlar” seçim ekonomisinin ayak sesleri olarak yorumlanıyor.

Kısacası Türkiye, daha önce de tecrübe ettiği “seçim öncesi bolluk, seçim sonrası kur ve enflasyon şoku” döngüsüne yeniden giriyor olabilir.

Author: Yusuf Arslan