“Etkin pişman” Hüseyin Gün ile onun ifadesi üzerine tutuklanan Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan “Casusluk” davası kapsamında bugün ilk kez hakim karşısına çıktı.
İddianamede Gün, İmamoğlu, Özkan ve Yanardağ’ın “siyasal casusluk” suçundan 15 yıldan 20’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep ediliyor.
DAVADA İLK DURUŞMA GÖRÜLDÜ
İBB Davasında “örgüt yöneticisi” iddiasına karşın tutuksuz yargılanan iş insanı Hüseyin Gün, “casusluk” iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında 4 Temmuz 2025’te İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tutuklandı.
Verdiği etkin pişmanlık ifadesinin ardından 27 Ekim 2025’te; CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kampanya Direktörü Necati Özkan ve TELE 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ tutuklandı.
Gün, İmamoğlu, Özkan ve Yanardağ hakkında “siyasal casusluk” suçlamasıyla 15 yıldan 20’şer yıla kadar hapis cezası talep eden iddianame ise 18 Şubat 2026’da İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
Davanın ilk duruşması, bugün Silivri’de görüldü.
CUMHURİYET SİLİVRİ’DEN BİLDİRDİ
‘Casusluk’ davasının ilk duruşmasında yaşananları Cumhuriyet anbean Silivri’den aktardı.
İşte, bugünkü duruşmada dakika dakika yaşananlar…
17.00 | DURUŞMA YARINA ERTELENDİ
Casusluk davası İmamoğlu’nun avukatlarının savunmasının ardından bugünlük sona erdi.
Yarın Merdan Yanardağ’ın savunmasıyla devam edecek.
16.44 | EKREM İMAMOĞLU’NUN AVUKATLARI SAVUNMA YAPTI
Duruşma, İmamoğlu’nun avukatlarının savunmalarıyla devam etti.
15.55 | İMAMOĞLU’NUN SAVUNMASI SONA ERDİ
Ekrem İmamoğlu savunmasını tamamladı, ardından çapraz sorguya geçildi.
15.35 | İMAMOĞLU: ‘HEM ERDOĞAN’I, HEM BAHÇELİ’Yİ UYARIYORUM’
Silivri’ye inşa edilen yeni duruşma salonuna yönelik konuşan Ekrem İmamoğlu, “Erdoğan ile Adalet Bakanı gelsinler birlikte açılış yapsınlar, çok yakışırlar” dedi.
Ekrem İmamoğlu Erdoğan ve Bahçeli’ye de seslendi:
“Çok büyük bir uyarıda bulunuyorum. Bu devlet, bu bayrak risk altındadır. Böyle bir Adalet Bakanı Türkiye’nin tüm temel duruşunu zedelemektedir. Bu iftira ve uydurma düzeneğiyle ilgili, benim ailemi namusumu yerle bir etmek için laf yetiştireceklerine iktidar sorumlusu olarak el atsınlar. Hem Cumhurbaşkanı’nı hem de Devlet Bahçeli’yi uyarıyorum.”
15.29 | İMAMOĞLU: HUKUK MÜCADELEMİ SÜRDÜRECEĞİM!
Ekrem İmamoğlu, savunmasına şu sözlerle devam etti:
“Benim Silivri’ye girdiğimde gücüm yüzse şimdi yüzbin. Buradan açıkça ifade ediyorum; Bu uydurma iddianamelere imza atanlara… Bu hukuksuz süreçleri yönetenlere… Diplomamı hukuksuz biçimde iptal edenlere… Usulsüz yargılamalarla karar verenlere… Davalarımda hakim değişiklikleriyle adaleti zedeleyenlere… Ve anayasal düzeni bozacak hamleleri yapan bu anlayışa karşı Yaradan bu bedene can verdiği sürece hukuk mücadelemi sürdüreceğim.
Bunu bugün huzurunuzda ilan ediyorum Sayın Başkan, Sayın Heyet. İsteyen bunu alıp başucuna koysun. Ben ne hak yedim… Ne de hakkımı yedirdim. Ve hakkımı sonuna kadar savunacağım. Hukuku araçsallaştırarak insanlara zulmedenlerin hukuk önünde hesap vermesi için de mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim. Yargı eliyle yürütülen bu hukuksuzluğun peşini asla bırakmayacağım.
Buradan 86 milyon yurttaşımın huzurunda söz veriyorum: Beni bu mücadeleden vazgeçirecek güç, anasının karnından doğmadı. Ben yalnızca yaradanın huzurunda boyun eğerim. O da ibadet ederken. Şimdi çıkmışlar, bu çöp iddianameyle Ekrem İmamoğlu’na ‘vatan haini’, ‘casus’ yaftası yapıştırmaya çalışıyorlar. Neden? Çünkü bazıları için hukuk artık adaletin değil; makamın, terfinin ve kişisel kariyer hesaplarının aracı haline gelmiştir. Bakın dosyalara…Bakın süreçlere… Ne oldu?
Başsavcı bakan oldu. Bu dosyalara imza atan başsavcı vekili bakan yardımcısı oldu. Şimdi bu iddianameyi hazırlayanlar da yarın başka makamlara gelseler ne olur? İtibar böyle kazanılmaz. İtibar, hukuku eğip bükerek değil; adaletle kazanılır. İşte bu yüzden söylüyorum: Bu iddianame bir hukuk metni değildir. Bu iddianame, bir menfaat düzeninin parçasıdır.
Açık söylüyorum Sayın Başkan: Bana açılan davaların hiçbiri gerçek anlamda bir yargılama değildir. Ben bunların her birine isim koyuyorum.
Birinci şık:
Menfaatname.
İkinci şık:
İftiraname.
Üçüncü şık:
Gıybetname.
Dördüncü şık:
Telkinname.
Beşinci şık mı?
Hepsi… Hepsini işaretliyorum. Çünkü ortada hukuk yok. Ortada siyasi hedefler uğruna hazırlanmış metinler var.”
15.08 | İMAMOĞLU: ‘KİMİ KANDIRIYORSUNUZ, KİMİ ALDATIYORSUNUZ?’
İmamoğlu, savunmasına şu sözlerle devam etti:
“Bugün burada milletin iradesini hiçe sayan anlayışın ve onun yargıdaki bir avuç aparatın ürettiği en tuhaf, onun bizzat kaleme aldığı o zihniyetin bizzat kaleme aldığı senaryolardan biri ve onun talimatlandırdığı yönetmenin sözde casusluk suçlaması nedeniyle bugün buradayım. İşte bu iddianame nedir biliyor musunuz? Tam bir hukuk cinayetidir. Sırası geldiğinde defalarca hatırlatabilirim. İddianame 159. sayfa. Zaten şunların hepsi çöp. Hepsi. Sorsanız iddianame hazırlamışlar. Çöp. Kopyala, fotokopi. Yazık sayın başkan, sayın heyet, size yazık biliyor musunuz? Kaç tane davanın içindeyim evet. Çok saygıdeğer avukatlarım var, görevleridir, okuyorlar, meslekleridir. Ben buradan ilan ediyorum, tek bir sayfasını hiçbir iddianamenin okumadım, gerek bile duymadım biliyor musunuz? Ne 4000 sayfalık İBB davasının ne bunun, bir sayfasını bile okumadım ve okumayacağım.
Ama burası yeter; sonu: ‘Siyasal casusluk suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı…’ Suç mudur Sayın Başkan? İstanbul’da seçimi kazanmak, başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olmak suç mudur Sayın Başkan? Bu amaç doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Şimdi buna kim dava diyecek? Kim casusluk davası diyecek? Kim diyebilir? Bu siyasi bir dava. Seçimde, sandıkta karşıma çıkmaktan korkak zihniyetin ortaya koyduğu bir siyasi davadır Sayın Başkan, sayın heyet. Bütün bunları yaşatacaksınız, ondan sonra Meclis’te yasa çıkaracaksınız, bu ülkeye de yabancı yatırımlar koşa koşa gelecek. Hadi oradan! Kimi kandırıyorsunuz, kimi aldatıyorsunuz?
Kendinizin varsa sağda solda parası onu getirirsiniz bilmem. Benim neyim varsa bu ülkede. Ama birilerinin varsa getirirler, onu bilmem. Bu ülkeye temiz, yurtdışından yabancı sermaye gelecek ve yatırım yapacak. Ben iş insanıyım. Ben taştan ekmeği çıkarmayı öğreneli tam 50 sene oldu. Altı yaşımdan beri. Annemden, babamdan öyle öğrenerek büyüdüm, iş insanıyım ben. Binlerce daire yaptım, konut yaptım, iş yeri yaptım, proje yaptım binlerce. Ben iş insanıyım. Sermaye nedir? Ahlaklı sermaye nedir? Ahlaklı iş nasıl yapılır? Para nasıl bir yere gider? Birine insan nasıl borç verir? Borç vermeyeceği insan nasıl insandır bilirim. Ülkenin insandan farkı yoktur, aynı şey. Bu bakımdan bu ülkeye yazık ediyorlar. Yazık Mehmet Şimşek’e, yazık. Yazık veya onun gibi bu işi peşine koşan insanlara yazık.”
14.50 | İŞTE HÜSEYİN GÜN’ÜN MAHKEMEYE SUNDUĞU O EVRAKLAR
Hüseyin Gün’ün avukatlarının “Fuat Oktay ve tam yetki belgesi” savunmasının ardından mahkemeye sunduğu o evraklar ortaya çıktı.

14.47 | İMAMOĞLU’NDAN ÇARPICI SAVUNMA: ‘BU İDDİANAME BİR HUKUK CİNAYETİDİR’
İddianameye yönelik sert eleştirilerde bulunan İmamoğlu şunları söyledi:
“Hüseyin Bey’in ifadelerinden sonra anlatacaklarım daha da zorlaştı ama bugün burada anlatacaklarım ve ortaya koyacağım ifadelerin hiçbirisi Hüseyin Bey ile ilgili değil. Devletimiz ve milletimiz adına utanç verici bir iddianame sonucu buradayız. Deli kuyuya bir taş atmış, diliyorlar ki biri bu taşı çıkarsın. Ben bu minik akıllı kişiyi muhatap almayacağım. Ne taşı ne de kuyusuyla ilgilenmiyorum. Boş bir iddianame olduğunu bilmeyen yok.
Başka bir davada daha yargılanıyoruz. O davada yargılandığım arkadaşlarımdan birisi de Necati Bey. Biz bunun bir benzerini orada yaşıyoruz. Az önce Hüseyin Bey’in ifadelerinden sonra da bütün yargılamaların tümüyle siyasi olduğunun ve milletin zararına yapılmış işler olduğunun, menfaat karşılığı yapıldığının, muhatabının da iddia makamı olduğunun altını çizeyim.
Duygularım kelimelere sığmayacak seviyede. Çok rahatım, çok gururluyum. Onur duyuyorum. Bu büyük mücadelenin bu minik beyinlere ne kadar zarar verdiğini ortaya koymaktan mutlu oluyorum. Artık milli bir mücadeleye dönmüştür. En büyük muhalefet mücadelesi Silivri’de verilmektedir. Bu mücadeleyi bazen 12 metrekare hücreden kimi zaman da davaya dönüşmemesi gereken yargı süreçlerinde sürdürüyoruz.
Tarif edilmesi güç baskı, psikolojik şiddet altında, insan haklarının çiğnendiği koşullar altında direniyoruz. Çünkü biliyoruz ki kazanacağız. Biz 86 milyon yurttaşız. Bu muhterisler hariç kimseyi dışarıda bırakmıyoruz. İddia makamının tehditleriyle, rehin almalarıyla, delilsiz beyanlarla ve kara düzeni ayakta tutmak, oturduğu koltuktan da kalkmamak adına sergilenen siyasi müdahaleler ve oluşturulan senaryolar, bunu uygulayan aparatlar… Türk hukukunun başını öne eğen bir zaman diliminin içerisindeyiz.
(Hüseyin Gün’ün sorgulamasına atıf yaparak) Etkin pişmanlık konusunda konuşmaktan imtina etti. Türk hukuku insanları bu duruma düşürüyor. Ne tecritler, ne tehditlerle karşı karşıya insanlar… Evlatlarıyla, eşleriyle tehdit mi ararsınız… Suç yok, delil yok, buna rağmen ‘masumluğunu itiraf et’ deniyor. (İktidara yakın bir medya mensubunun sosyal medya paylaşımına tepki göstererek, ‘Bana saldıracağınıza arkadaşınızın suçsuzluğunu ispat edin’ diyor. Böyle bir şey var mı?
Bu işkenceler ve zalimlikler Türkiye’nin birçok şehrine kadar tek merkezken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden işlemler yürütüldü ve devam ediyor. Casusluk asrın iftirası, İBB asrın iftirası. Sırf koltuktan kalkmamak adına, korku içerisinde bir zihniyetin, kendini 5. defa yenecek diye rakibini imha etmek üzerine kurulan yargı saldırısı altındayım. Bu iddianame tam bir hukuk cinayetidir.”
14.25 | DURUŞMA “İMAMOĞLU’NUN SAVUNMASIYLA” BAŞLADI
İmamoğlu, Yanardağ, Özkan ve Gün aradan sonra tekrar duruşma salonuna getirildi. İzleyiciler, alkışlarla destek verdi. Bir izleyici, “Ekrem Başkanım boyun eğmeyenler kazanacak” diye seslendi.
Mahkeme Heyetinin de gelmesiyle birlikte duruşma tekrar başladı. Ekrem İmamoğlu savunmasına başladı.
13.20 | İMAMOĞLU, BASIN MENSUPLARINA VE İZLEYİCİLERE SESLENDİ
Ekrem İmamoğlu, salondan ayrılırken izleyicilere ve basın mensuplarına seslendi:
“Çok iyiyiz, böyle kötü şeylerle uğraşıyoruz. İyi ki varsınız. Utanç verici ama böyle işte.. Gördünüz, sıfatlar bitiyor tek tek, ne yapacaksın…”
13.15 | DURUŞMAYA İLK ARA
Duruşmaya 1 saatlik ara verildi. Ardından Ekrem İmamoğlu savunmasına geçildi.
12.45 | NECATİ ÖZKAN’DAN, HÜSEYİN GÜN’E SORULAR
Ekrem İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan da Hüseyin Gün’e sorular yöneltti.
Necati Özkan: “10 Haziran 2019 günü mesajımız var. 11 Haziran’da buluşuyoruz. Sizinle daha önce sizinle bir görüşmemiz oldu mu?”
Gün: “Hayır olmadı.”
Özkan: “Size herhangi bir veri verdim mi?”
Gün: “Hayır vermediniz.”
Özkan: “İBB ya da iştirakleriyle ilgili herhangi bir bilgi verdim mi?”
Gün: “Hayır.”
Özkan: “Seçimlerle ilgili manipülasyon yapmanıza ilişkin talebim oldu mu?”
Gün: “Hayır”
Özkan: “Bana bir sosyal medya analizi yapın diye talebim oldu mu?”
Gün: “İfademde de belirttim. Manevi annemin ısrarı üzerine 12 günlüğüne gönüllü olarak ufak bir çalışmam oldu.”
Özkan: “Buradan 2 dava çıkarılmak isteniyor. İBB davasında eylem 13 var. İBB Hanem ya da İstanbul Senin uygulamalarına herhangi bir dahliniz var mı?”
Gün: “Hayır Sayın Özkan, ilgim alakam olmamıştır.”
Özkan: (İBB Davası) “Suç örgütünde yönetici misiniz?”
Gün: “Ben susma hakkımı kullanayım.”
12.38 | HÜSEYİN GÜN’ÜN SAVUNMASI SONA ERDİ
Hüseyin Gün, 1 saati aşan savunmasını tamamladı. Ardından çapraz sorgulaması başladı.
Mahkeme Başkanı, iddianamede yer alan Gün’ün Yanardağ’a para gönderdiği iddiasını sordu.
Merdan Yanardağ için “Jön Türk olduğunu bildiğim, kitaplarını okuduğum bir gazeteci” diye bahsetti.
Gün sözlerine şöyle devam etti:
“Bir TELE 1 seyircisi olarak bağış, bu bağış miktarları da çok cüzi, elektrik faturasını ödeyemez… Bağış yapmak nasıl casusluk oluyor anlamadım. Sevdiğim, saydığım birisi.”
Gün’ün yanıtının ardından salonda gülüşmeler oldu. Mahkeme Başkanı daha sonra iddianamede yer alan, Yanardağ’a yönlendirici mesajlar gönderdiği iddialarını sordu.
Gün, “Benim tanıdığım Yanardağ yönlendirmeyle, talimatla aska kalemini oynatmaz. Amacım, Sayın Yanardağ’a fikirlerimi iletmek idi. Ne bir yönlendirme ne bir rica ne bir komut haddim değil. Olmayan bir şeye var diyemem. Ben sol cenahtan gelen biri değil ama Türk milletini bir adım öne götürmek isteyen herkese saygım sonsuzdur” dedi.
12.20 | GÜN: ‘UYUŞTURUCU MÜPTELASI MUHBİR…’
Savunmasına devam eden Gün, şu sözleri kullandı:
“Dosya kapsamındaki bu veriler; iddianamede yer alan, benim Dark Web’de yer alan gizli verileri alarak, yurt dışındaki PyQ isimli şirket ortağım, eski istihbarat elemanı Aaron Barr’a ileterek, sosyal medya analizi yaptırmak suretiyle siyasi casusluk suçunu işlediğim iddiasının ne kadar mesnetsiz olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koyuyor.
Uyuşturucu müptelası muhbir Ümit Deniz Alaçam, manevi annem merhum Seher Erçili Alaçam’ın öz oğludur, maalesef. Uyuşturucu, kumar ve yasa dışı bahis müptelası olan ve geçmişte öz annesi tarafından bu nedenle defalarca terapi merkezlerinde tedavi gören bu muhbirin; öz annesinin vefatının üzerinden 3 yıl geçtikten sonra bana duyduğu yoğun husumetten dolayı, 112 acil çağrı merkezini arayarak düzmece delillere dayalı olarak yaptığı suç ihbarı, tamamen asılsız bir kurgudan ve iftiradan ibarettir.
Sayın Başkan, yine affınıza sığınarak söylüyorum; beni 20-25 yıldır tanıyan bir insan var. Bu süre zarfı içinde devletimizin güzide kurumlarından biri ve bence başında gelen Milli İstihbarat Teşkilatımızın casusluğa karşı koyma birimi beni bulamamış, hiç haberi yokmuş da biri 112’yi arayıp casusu yakalatmış.”
12.05 | İMAMOĞLU VE YANARDAĞ ARASINDA KISA DİYALOG
Hüseyin Gün savunmasına devam ederken, hemen arkasındaki sanık sandalyesinde oturan Ekrem İmamoğlu ile Merdan Yanardağ kısa bir diyalog kurdu.
Öte yandan İmamoğlu zaman zaman, yanında getirdiği notlara göz atıyor.
11.55 | HÜSEYİN GÜN: ‘NE İMAMOĞLU NE DE ÖZKAN İLE 2019 YILINDAKİ SINIRLI İLETİŞİMİN DIŞINDA HERHANGİ BİR İRTİBATIM YOK’
Hüseyin Gün, savunmasına şöyle devam etti:
“İstanbul TEM’de ikinci ifademde vermiş olduğum 25 Ekim 2025 tarihli ifademde ayrıntılı olarak belirttiğim üzere, Sayın Merdan Yanardağ ve Sayın Necati Özkan’ı, manevi annem Seher Erçili Alaçam vasıtasıyla tanıdım. Sayın Ekrem İmamoğlu’nu ise İBB Başkanı olarak seçildikten yaklaşık bir, bir buçuk ay sonra yine manevi annem Seher Erçili Alaçam yönlendirmesi neticesinde Saraçhane binasına müştereken yaptığımız nezaket ziyareti ve bir adet foto sırasında hayatımda sadece bir dakika gördüm. Bugün de ikinci kez aynı yerdeyiz. Sadece bir dakika gördüm. Nitekim dosyada iletişim kayıtlarına bakıldığında, benim Sayın Ekrem İmamoğlu ile bu tarihin ne öncesinde ne de sonrasında herhangi bir irtibatımın bulunmadığı açıkça görülür.
Aynı şekilde dosyada iletişim kayıtlarında teyit edildiği üzere, Sayın Necati Özkan ile de ifademde belirttiğim gibi, İBB seçimlerinin YSK tarafından iptalinden sonraki on on iki günlük kısıtlı sürede açık kaynaklara dayalı yaptırdığım sosyal medya analizi ve akabinde konuyla ilgili İBB’ye 2019 yılının eylül ayında yaptığım bir adet sunum ve bir adet toplantı ile onun dışında yüz yüze hiçbir görüşmem olmamıştır. Fakat hepimiz insanız, 2025 yılının mart ayında Sayın Necati Özkan hakkında bazı olumsuz haberleri duyduktan sonra, ben sadece insani olarak bir geçmiş olsun mesajı gönderdim. Bunun haricinde 7 yıldır -ki bu kayıtlarda mevcut- Sayın Necati Özkan ile hiçbir irtibatım olmuyordu. Dosya kapsamındaki bu somut belirlemeler; iddianamede her ne kadar suç tarihi olarak 2019-2025 yılları gösterilmiş olsa da benim ne Sayın İmamoğlu ne de Sayın Özkan ile 2019 yılında gerçekleşen sınırlı iletişimin dışında herhangi bir irtibatımın bulunmadığını tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir. Teknik deliller bunu gösteriyor.”
“SİYASİ CASUSLUK OLARAK NİTELENDİRİLMESİ, İNANDIRICILIKTAN VE HAKİKATTEN SON DERECE UZAK”
Hüseyin Gün, şu ifadeleri kullandı:
“Diğer taraftan, manevi annemin yadigârı olarak gördüğüm ve saygı duyduğum gazeteci Sayın Merdan Yanardağ ile sosyal ilişkilerim çerçevesinde son derece seyrek görüştüğüm -çünkü Türkiye’de çok az kalıyorum- dosyadaki iletişim kayıtlarına bakıldığında sabittir. Tekraren belirtmek isterim ki; benim bu süreçte üstlendiğim tek rol, İBB seçimlerinin YSK tarafından iptalinden sonra “Mamim” diye adlandırdığım manevi annem merhum Seher Erçeli Alaçam’ın yoğun ısrarı neticesindedir. O yoğun ısrarın sebebini de size anlatabilirim; kendisi koyu CHP’liydi ve Sayın İmamoğlu’nu çok seviyordu.
Manevi annemin ısrarı üzerine Sayın İmamoğlu’nun seçim danışmanı ve kampanya menajeri olan Sayın Özkan ile yaklaşık 10-12 günlük kısıtlı sürede, hiçbir gayrihukuki yönü olmayan bir sosyal medya analizi çalışmamız oldu. Bu da gönüllü olarak yapıldı; yani bir ücret de yok Sayın Başkan, bunu önemle belirtirim. Manevi annem benden rica etti diye, yurt dışında ortağı olduğum PyQ isimli şirketin teknik elemanlarına; internetteki açık kaynak erişimlerine dayalı veriler üzerinden ücretsiz bir sosyal medya analizi yaptırdım. Her şey bundan ibaret. İnternette herkesin rahatlıkla ulaşabileceği açık kaynak verilerine dayalı olarak yapılan bir sosyal medya analizinin iddianamede siyasi casusluk olarak nitelendirilmesi, inandırıcılıktan ve hakikatten son derece uzaktır.”
11.20 | HÜSEYİN GÜN SAVUNMA YAPTI: ‘BEN BU SÜREÇTEN TAMAMEN HABERSİZDİM’
Duruşmada ilk savunmayı Hüseyin Gün yaptı.
313 gündür tutuklu bulunduğunu ve “bugünü beklediğini” söyleyerek sözlerine başlayan Gün, şöyle devam etti:
“Hakkımdaki süreç, 2 Mart 2025 tarihinde 112 Acil Çarı Merkezi’ne yapılan bir ihbarla başladı. Bu ihbar üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından 2025/5759 değişik iş numarasıyla yakalama kararı çıkarıldı.
Oysa ben bu süreçten tamamen habersizdim. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapay zekâ fabrikası kurulmasına ilişkin çalışmalar yürütüyordum. 30 Haziran 2025 tarihinde Türkiye’ye döndüğümde, İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındım. Gözaltı sırasında cep telefonuma ve dizüstü bilgisayarıma el konuldu. Dijital materyallerimin tüm şifrelerini kendi rızamla kolluk kuvvetlerine teslim ettim. Çünkü kendimden emindim. Casus değilim.
Gözaltı sürem üç kez uzatıldı. İstanbul TEM Şube Müdürlüğü’ndeki işlemlerim 4 Temmuz 2025 günü sabah 06.30’da tamamlandıktan sonra tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildim. Ardından İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği tarafından TCK 328/1 kapsamında ‘siyasal veya askeri casusluk’ suçlamasıyla tutuklandım. Soruşturma devam ederken dijital materyaller üzerinde yapılan incelemelerde; Sayın Ekrem İmamoğlu ile rahmetli annem Meral Hanım’ın bulunduğu bir fotoğraf ve birkaç mesaj nedeniyle bu kez ‘İmamoğlu suç örgütü yöneticiliği’ iddiasıyla yürütülen 2025/48620 sayılı soruşturmaya dahil edildim.
24 Ekim 2025 sabahı Silivri Cezaevi’ndeki hücremden alınarak yeniden İstanbul TEM’e götürüldüm. 25 Ekim akşamı başlayan ifadem, ertesi gün sabah 10.50’ye kadar sürdü. Bu kapsamda verdiğim ifade sonrasında savcılık tarafından serbest bırakıldım. Bu dosya halen İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmektedir.”
“CASUSLUK” İDDİASINI REDDETTİ
“Bugün huzurunuzdaki yargılamaya dayanak yapılan 4 Şubat 2026 tarihli iddianamede, TCK 328/1 kapsamında devletin güvenliği açısından gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin ettiğim ileri sürülmektedir. Bu iddiaların tamamı mesnetsizdir” diyen Gün, şu sözleri kullandı:
“Ben hiçbir zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvenliği açısından gizli kalması gereken herhangi bir bilgiyi casusluk amacıyla temin etmedim. Böyle bir teşebbüste de bulunmadım. Kimseyle de paylaşmadım. Nitekim ikinci ifademde de bu yönde tek bir ikrarım bulunmamaktadır. Çünkü ben ülkeme karşı casusluk yapmadım. Ayrıca kimseye de casusluk iftirası atmadım. Casus olmayan bir insan, başka birine casusluk iftirası atmaz.
Bu soruşturmanın temelinde; uyuşturucu ve yasa dışı bahis bağımlılığı bulunan muhbir Ümit Deniz Alaçak’ın geçmişe dayalı husumeti ve kıskançlığı vardır. Öz yeğeninin beni kendisine rol model olarak göstermesinden rahatsızlık duyduğu açıktır. Tüm suçlamalar bu kişisel husumetin ürünüdür. İddianame incelendiğinde, devletin güvenliği açısından gizli kalması gereken hangi bilgiyi temin ettiğime, bunu kime aktardığıma ya da hangi istihbarat görevlisiyle ne şekilde paylaştığıma ilişkin tek bir somut delilin bulunmadığı görülecektir.
Telefonumda kayıtlı yabancı devlet adamları, siyasetçiler, bürokratlar, emekli askerler veya istihbarat mensuplarıyla yaptığım görüşmeler suçlama konusu yapılmıştır. Oysa benim uluslararası iş hayatım ve geçmiş kariyerim dikkate alındığında bu ilişkiler hayatın olağan akışı içerisindedir.
Ben uzun yıllardır dünyanın farklı bölgelerinde yatırım yapan bir iş insanıyım. Eğitimimi İngiltere’de tamamladım. Londra Üniversitesi Elektrik Mühendisliği bölümünden onur derecesiyle mezun oldum. Meslek hayatıma Cenevre’de petrol ticareti alanında başladım. Daha sonra Merrill Lynch’in Londra şubesinde yatırım uzmanı ve başkan yardımcısı olarak görev yaptım. Ardından Crédit Agricole’de kıdemli başkan yardımcılığı görevinde bulundum.
Daha sonra kendi sermayemle enerji, doğal kaynaklar ve finans sektörlerinde yatırımlar yaptım. Londra merkezli Avicenna Capital şirketini kurdum. Siyasetin ve özellikle Anglo-Sakson siyasetinin nasıl şekillendiğini anlamaya duyduğum ilgi nedeniyle çeşitli düşünce kuruluşlarında da faaliyet yürüttüm. Bu nedenle uluslararası çevrelerle ilişki içerisinde olmam son derece doğaldır.
Hele ki 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yurt dışında yürütülen diplomatik ve siyasi temaslar dikkate alındığında, iddianamede adı geçen kişilerle görüşmüş olmamın hayatın olağan akışına aykırı hiçbir yönü yoktur.”
HÜSEYİN GÜN, FUAT OKTAY’IN İSMİNİ VERDİ
Gün, savunmasına şöyle devam etti:
“Diğer taraftan iddianamede eklerindeki yazışmalarda sayın mahkemenizce yaptırılan Türkçe tercümelere bakıldığında, İstanbul TEM’de ve Sulh Ceza Hakimliğindeki sorgum sırasında ayrıntılı biçimde belirttiğim üzere 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadele için devletim adına yurt dışında aktif biçimde görev yaptığım ve bu kapsamda bilhassa Avrupa ve Amerika’da firari olan önde gelen FETÖ’cülerin açık kimliklerini, adreslerini, oradaki ilişki ağlarını, mal varlıklarını Türkiye’den çalınan, tespit edilerek ülkemize iadesi için yoğun destek verdiğim kolaylıkla tespit edilebilmektedir.
Nitekim emniyet güçlerinin el koyduğu cep telefonumda avukatıma teslim edilen imajında da imajına bakıldığında yetki belgesinin ekimde, ekim 2016 yani darbenin sıcak günlerinde, 1 Mayıs 2017’ye kadar geçerli olan tam yetki, full yetki, dönemin 2016-2018 yılları arasında dönemin Başbakanlık Müsteşarı ve 2018-2023 yılları arasında ise Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak görev yapan Sayın Fuat Oktay tarafından Trident ve GPlus şirketlerine ülke ilişkileri ve tanıtımı yönlendirme, yönetme ve idare etme konusunda Türk devleti adına tam yetkiye haiz olduğu açıkça görülmektedir ve avukatım da size bu yetki belgesinin kopyasını ve resmi tercüman Türkçe tercümesini de size takdim edecek.”
10.59 | DURUŞMA SALONUNDA ‘YER’ KRİZİ
Davanın görüldüğü 4 No’lu Duruşma Salonunda “yer” krizi yaşandı.
Kapasitenin yetersiz olması nedeniyle girişlerde ve salonun içinde büyük bir yoğunluk yaşandı. Çok sayıda avukat ve gazeteci, savunmalar başlamasına rağmen salona giremedi.
10.44 | SAVUNMA SIRASI BELLİ OLDU
Mahkeme Başkanı savunma sırasını sözlü olarak duyurdu. Önce Hüseyin Gün konuşacak ardından Ekrem İmamoğlu’na söz verilecek.
Sonra Merdan Yanardağ konuşacak ve son olarak da Necati Özkan savunma yapacak.
10.30 | YANARDAĞ’DAN İZLEYİCİLERE: “EMPERYALİZMİN İŞBİRLİKÇİLERİ, YURTSEVERLERİ CASUSLUKLA SUÇLUYOR”
Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün, duruşma salonuna geldi.
Yanardağ izleyicilere, “Amerikancı bir iktidar var. Emperyalizmin işbirlikçileri, yurtseverleri casuslukla suçluyor” diye seslendi.
10.05 | SALONA GİRİŞLERDE YOĞUNLUK YAŞANDI
Casusluk davası öncesi salona girişlerde yoğunluk yaşandı. Mahmut Tanal, aleniyet ilkesini vurgulayarak, herkesin salona girmesi gerektiğini söyledi.
İDDİANAMEDEN
Toplam 162 sayfadan oluşan iddianamenin ilk 10 sayfasında; “casusluk nedir”, “devlet sırrı nedir”, “mozaik sır teorisi nedir” gibi teorik-hukuki çerçeve yer alıyor.
Soruşturmanın; 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan ihbar üzerine başlatıldığı belirtiliyor. İddianamede Hüseyin Gün; İsrail, ABD ve İngiltere lehine çalışan, kriptolu haberleşme kullanan, uluslararası bağlantıları bulunan bir “operasyonel aktör” olarak tarif ediliyor.
İhbarda Hüseyin Gün’ün “ajanlık faaliyetleri yürüttüğü”, “seçimlerde hükümet aleyhine propaganda için finansman sağladığı” ve “kriptolu telefonlar kullandığı” öne sürülüyor. Ardından dijital materyallere el konuluyor, MASAK ve HTS incelemeleri yapılıyor.
İBB’ye ait veri tabanındaki bazı bilgilerin, mail adreslerinin ve şifrelerin “OSINT/darkweb” ortamına aktarıldığı, bu veriler üzerinden yabancı istihbarat servisleri güdümünde analizler yapıldığı ve bu süreçte kişisel verilere erişildiği ileri sürülüyor. İddianamede; İBB içindeki verilere erişim ve bunların analiz edilmesi sürecinin, Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla yürütüldüğü iddia ediliyor.
Hüseyin Gün, 23 Ekim tarihli “etkin pişmanlık” ifadesinde; Necati Özkan’ın Ekrem İmamoğlu’nun danışmanı ve seçim kampanyası direktörü olduğunu, Necati Özkan ile seçim kampanyaları hakkında görüştüğünü, Özkan’dan aldığı veriler doğrultusunda araştırmalar yaparak bir seçim çalışması yöntemi düzenlediklerini ve önerilerde bulunduklarını, Merdan Yanardağ’ın ise bu çalışmaların basın ayağında görev aldığını iddia ediyor.
TELE 1’E KAYYIM ATANMIŞ DAHA SONRA SATIŞA ÇIKARILMIŞTI
Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınmasının hemen ardından 24 Ekim 2025’te TELE 1’e kayyım atandı. Resmi Gazete’nin 25 Nisan tarihli kararına göre kanal, Yanardağ henüz hakim karşısına dahi çıkmadan, 28 milyon liraya açık artırma yöntemiyle satışa çıkarıldı.
“SEPETLEDİĞİMİZ BEYEFENDİ…”
İBB Davasında 18. duruşma gününde, tutuklu isimlerden İBB Dijital Yayınlar Koordinatörü Ulaş Yılmaz’ın savunmasının ardından soru sormak için söz alan Necati Özkan, bir sunum sonrası Hüseyin Gün’den “memnun kalmadıklarını” belirterek, “Amiyane tabirle ‘sepetlediğimiz’ bir beyefendi, şu anda bizim ‘yöneticimiz’ olarak buraya konduruldu” ifadelerini kullanmıştı. Yılmaz ise “Evet, projesi tırttı” diye karşılık vermişti. Ekrem İmamoğlu da sorduğu sorular sırasında Gün hakkında benzer eleştirilerde bulunmuştu.
UZMAN GÖRÜŞÜ DE DOSYADA
Necati Özkan’ın avukatı Erkam Erdem, Adli Bilişim Mühendisi ve Adli Bilirkişi uzmanına, iddianameyle ilgili teknik uzman mütalaası hazırlattı. Uzman görüşünde, inceleme konusu e-posta ve şifrelerin, İBB bilgi sistemlerinden ele geçirilmediği, verilerin bazı İBB çalışanlarının kişisel olarak üye oldukları internet sitelerinde yaşanan küresel veri sızıntılarından kaynaklandığı ifade edildi.