Küresel ölçekte gıda sistemlerinin derin bir dönüşümden geçtiği, savaşların, iklim krizinin ve ekonomik dalgalanmaların tarımsal üretimi temelinden sarstığı bir dönemde kutlandığını anımsatan Çukurova Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim üyesi Dr. Burak Öztornacı, “Bugün, toprağı işleyenlerin emeğini anmanın ötesinde, tarımın ulusal güvenlik ve toplumsal refahın omurgası olduğunu titizlikle hatırlatmak gerekmektedir. Modern gıda rejimi, tarımı yalnızca bir ‘ticari faaliyet’ alanı olarak kodlama eğilimindeyken gelinen noktada tarıma “kamucu” yaklaşımın sadece bir tercih değil, sürdürülebilir bir gelecek için zorunluluk olduğu açıkça görülmektedir” dedi.
Yapılan çalışmaların, tarım-gıda sistemlerinin sürdürülebilirliği için piyasa mekanizmalarının yetersiz kaldığını ve kamusal müdahalenin ekolojik dengeyi korumak adına merkezi bir rol oynaması gerektiğini belirten Öztornacı, “Gıda enflasyonunun dünya genelinde kalıcı hale gelmesinin en ağır bedelini yine üretimin baş aktörü olan ancak küresel tedarik zincirlerinde en zayıf halka olarak kalan çiftçiler, özellikle küçük aile işletmeleri ödemektedir” tespitinde bulundu.

KUŞAK KRİZİ RİSKİ
Tarımın öznesi olan çiftçinin durumunun, yalnızca ekonomik verilerle değil, kırsal yaşamın sürdürülebilirliği üzerinden de ele alınması gerektiğini vurgulayan Öztornacı, “Bugün çiftçilik, artan yaş ortalaması ve genç nüfusun tarımdan uzaklaşmasıyla ciddi bir kuşak kriziyle karşı karşıyadır. Çiftçinin üretimden vazgeçmesi, sadece bir mesleğin kaybolması değil, binlerce yıllık yerel bilginin ve biyolojik çeşitliliğin de yok olması anlamına gelmektedir” ifadelerini kullandı. Öztornacı sözlerine şöyle devam etti:
‘KÜÇÜK ÜRETİCİYİ KORUMALI’
“Tarımsal üretim süreçlerinde karşılaşılan risklerin tamamını çiftçinin omuzlarına yükleyen mevcut sistem, üreticiyi borç sarmalına itmekte ve mülksüzleşme riskini artırmaktadır. Kamucu bir yaklaşım, çiftçiyi sadece bir “girdi kullanıcısı” olarak değil, ekosistemin koruyucusu ve gıda arzının garantörü olarak konumlandırmayı gerektirir. Bu noktada küçük üreticiyi piyasanın sert rüzgarlarına karşı korumak, kooperatifleşmeyi teşvik etmek ve girdi maliyetlerini sübvanse edecek devlet destekli bir üretim planlaması zorunludur. Sektörel bazda dijital dönüşüm gerekliliği, ancak kamu eliyle yönetilen bir altyapı desteğiyle “akıllı tarım” uygulamalarının köylere kadar ulaşmasını sağlayabilir.
‘GIDAYA ERİŞİM HAKKI KORUNMALI’
Devletin, piyasayı düzenleyici ve denetleyici rolünü aktif hale getirerek, çiftçinin emeğinin karşılığını hasat öncesinde öngörebildiği bir sistem inşa etmesi elzemdir” diyen Öztornacı, “Bu, sadece çiftçiye bir teşekkür değil, aynı zamanda gelecek nesillerin sağlıklı gıdaya erişim hakkını güvence altına alma sözüdür” ifadelerini kullandı.
Gıda egemenliğinin, bir toplumun kendi gıdasını nasıl üreteceğine karar verme hakkı olduğunu ve bu hakkın ancak çiftçinin toprağında kalabildiği bir düzende korunabileceğini söyleyen Öztornacı, çiftçilerin uzun vadeli biçimde üretimde kalması için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
* Kamusal güvence artırılmalı
* Emek değer dengesi gözetilmeli
* Tarım arazileri rant odaklı projelerden korunmalı
* Kırsal alandaki yaşam kalitesinin artırılmalı
* Çiftçinin sosyal güvenceye kavuşturulmalı
* Üretim araçlarına erişiminin kolaylaştırılmalı
* Üreticinin mevsimlik hava koşulları, piyasa spekülasyonları ve yüksek girdi maliyetleri karşısında yalnız bırakılmamalı