İsrail ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki askeri ilişkileri Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden boyuta geldi. İlk olarak geçen yılın aralık ayında çıkan haberlerde İsrail’in Güney Kıbrıs’a 2 bin 500 asker gönderdiği yönünde haberler çıktı. İsrail basınında çıkan haberlerde Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve İsrail’in bölgede ‘Acil müdahale gücü’ kurmak için harekete geçtiği belirtildi. İsrail basınından Kanal 14’te çıkan haberde İsrail’in söz konusu plan çerçevesinde bölgeye savaş uçakları ve savaş gemileri göndermeyi planladığı yazıldı.
Rum yönetimi, Türkiye’ye karşı bir ‘Müdahale gücü’ kurulduğuna yönelik çıkan haberleri yalansa da İsrail ile imzaladıkları ‘Ortak askeri eylem planı’ dikkat çekti. Söz konusu planın yerleşik bir askeri güç yerine bölgede düzenlenecek ortak tatbikatları ve personel eğitimlerini kapsadığı belirtiliyor.
Söz konusu haberler Yunanistan ve Rum basınında da geniş yer buldu.
DENKLEMDE 3 ÜLKE VAR
İsrail’in Güney Kıbrıs’taki hamlesi gündemdeki yerini koruyor. Gelen son analizler Türkiye’ye karşı yapılan hamleyi bir kez daha gözler önüne serdi.
Prof. Dr. Mehmet Hasgüler “Batılı egemenler Rumları AB üyesi yaparak sorunu önce Avrupalılaştırdı. Türkiye aleyhtarı bu denkleme son olarak İsrail de dâhil edildi. Bir anlamda Avrupalılaşan Kıbrıs şimdilerde İsraillileşmeye başladı” dedi.
“Siyonist işgal rejimi Ada’ya Acil Müdahale gücü adı altında 2.500 asker konuşlandırdı” diyen Hasgüler, Türkiye Gazetesi’ne verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı:
“Bu durum bile tek başına Kıbrıs’taki statünün aşınmasına yeterli. Netanyahu ve Hristodoludis 3 yıldır istihbarattan savunmaya kadar her alanda tek millet iki devlet gibi hareket ediyor. Elbette bu resme Yunanistan’ı da eklemek durumundayız. Bu üçlüyü bir araya getiren yegâne gerekçe ise Türkiye endişesi.”
“TÜRKİYE TAMAMINDAN MESULDÜR”
“Kıbrıs, sırtında İsrail gibi bir yükle 1960 statüsünden bile daha geriye gider. Daha açık ifadeyle İsrail’in sömürgesi olur. Şunu hatırlatmak lazım, Türkiye, mevcut antlaşmalar çerçevesinde yalnızca Kıbrıs Türklerinin (veya Rumların) değil Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tamamından mesuldür.”
“GÖRMEMEK İÇİN KÖR OLMAK LAZIM”
“İsrail vatandaşlarının Ada’dan arazi satın alması öyle bir noktaya ulaştı ki, yalnızca onların yaşadığı, Kıbrıslıların giremediği mahalleler ve köyler ortaya çıktı. Siyonistlerin ‘Büyük İsrail’ haritasında çok önemli bir yeri olan Kıbrıs’taki bu gidişatın ileride devasa sorunlara yol açacağını görmemek için kör olmak lazım.”
“DOĞRUDAN TÜRKİYE’Yİ HEDEF ALIYORLAR”
Mavi Vatan Doktrini hatırlatması yapan Müstafi Amiral Cihat Yaycı da büyüyen tehdide dikkat çekti ve şu önemli bilgileri paylaştı:
“Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin son dönemde İsrail’e yönelik attığı adımlar doğrudan Türkiye’nin millî güvenliğini hedef alan stratejik bir yöneliştir. Bugün GKRY’nin attığı adımlar incelendiğinde, Kıbrıs fiilen Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtı askerî bir ileri karakola dönüştürülüyor.”
“TÜRKİYE KKTC’NİN HAMİSİDİR”
“Unutulmamalıdır ki KKTC de edilgen bir yapı değildir. KKTC’nin güvenliği doğrudan Türkiye’nin güvenliğidir. Türkiye, garantör devlet olmasının yanında aynı zamanda KKTC’nin hamisi konumundadır. İsrail ve GKRY’nin attığı her tek taraflı askeri adım, Ada’daki gerilimi daha da tırmandırıyor.
Türkiye, bugüne kadar sürdürdüğü sabır, hukuka bağlılık ve diplomatik iradesini defalarca gösterdi. Ancak hiç kimse bu sağ duyuyu zaaf olarak okumamalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Kıbrıs Türkü’nü sahipsiz bırakmaz. Bununla birlikte Doğu Akdeniz’de kendisine yönelen hiçbir kuşatma girişimine boyun eğmez.”