TKP lideri Okuyan: Özel sektörün verimlilik iddiası palavra, çare devletleştirme

soL TV ekranlarında izleyiciyle buluşan Komünist Bakış programında bu hafta, Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) gündeme getirdiği “devletleştirme” çıkışı ve bu hamlenin arka planı tüm yönleriyle masaya yatırıldı. Programda soL editörü İrem Yıldırım’ın yönelttiği “TKP özel sektöre kafayı mı taktı?” sorusunu yanıtlayan TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, özel sektöre karşı pozisyon almanın partinin neredeyse temel varlık nedeni olduğunu hatırlattı. Okuyan, bu ifadelerle Türkiye’nin yeraltı ve yerüstü zenginliklerine, insanların emeğine el koyan ve doğayı tahrip eden küçük bir azınlığı kastettiklerinin altını çizdi. Sermaye egemenliğinin hüküm sürdüğü mevcut düzende toplumsal çıkarların hiçe sayılarak bireysel menfaatlerin merkeze konulduğunu belirten Okuyan, bu toplumsal yapıda özel sektörün yegane odağının kâr ve rant sağlamak olduğunu dile getirdi.

“DEVLETLEŞTİRME, ÜRETİM ARAÇLARININ TOPLUMSALLAŞTIRILMASIDIR”

TKP’nin neden “kamulaştırma” ya da “millileştirme” yerine ısrarla “devletleştirme” kavramını tercih ettiğine açıklık getiren Kemal Okuyan, hem Türkiye’de hem de dünyada bu konuda ciddi bir kavram karmaşası yaşandığına dikkat çekti. Partinin eskiden gelen “Fabrikalar, tarlalar, siyasi iktidar, her şey emeğin olacak” sloganını hatırlatan Genel Sekreter Okuyan, devletleştirme hamlesiyle temel üretim araçlarının, büyük sanayinin, ticaretin ve başta madenler olmak üzere tüm yeraltı ve yerüstü kaynaklarının bütün topluma ait olmasını, yani üretim araçlarının toplumsallaştırılmasını hedeflediklerini belirtti. Sosyalizm ve komünizmin zaten tam olarak böyle bir toplumsal sistemi inşa etmek anlamına geldiğini söyleyen Okuyan, devletin tarih boyunca her zaman egemen sınıflara hizmet eden bir aygıt olduğunu ve bunun Marksizmin temel doğrusu olduğunu ifade etti. Ancak devletleştirme kavramının, hedefledikleri bu yeni toplumsal yapının öne çıkmasında uygulanabilecek en temel ve en işlevsel yöntem olduğunu vurguladı.

“BÜYÜK SERVETLERİN ÖZEL ŞAHISLARDA OLMASI DOĞAL DEĞİL”

Açıklamalarında mevcut devlet yapısına da değinen Kemal Okuyan, devletleştirme derken kesinlikle AK Parti iktidarıyla cisimleşen ya da önceki tarihsel rolleriyle bilinen mevcut devlet mekanizmasını kastetmediklerini net bir dille ifade etti. Buradaki asıl amacın, üretim araçlarının özel şahısların elinden tamamen alınması ve toplumsal mülkiyete evrilmesi süreci olduğunu aktardı. Türkiye’de kamulaştırma ve millileştirme kavramlarının birbirine karıştığını söyleyen Okuyan, kendi savundukları devletleştirmenin açık bir “el koyma” hamlesi olduğunu belirtti. Okuyan, şu ifadeleri kullandı:

“İnsanların elinde büyük büyük fabrikaların, madenlerin, enerji santrallerinin olması doğal bir olgu değil. ‘Nasıl insanların mülküne gözünüzü dikersiniz’ diyecekler, ne münasebet! Neden insanların olsun. Neden insanlar bu kadar büyük bir servete el koymuş olsunlar. ‘Çalışarak kazandık’ mı diyecekler? Ülkede yoksullukla boğuşan on milyonlarca emekçi az mı çalışıyor? İnsanların çalışarak kazandıklarıyla ilgimiz yok. Emekçinin kendi kazandığında bir ev satın alması artık hayale dönüştü. Ama eskiden insanlar emeklilik ikramiyesiyle bir ev hatta araba alabiliyordu. Böylece ailelerine, çocuklarına bir ev bırakabildiler. Biz zaten herkesin evi olsun istiyoruz bunlarla neden uğraşalım? Burada söz konusu olan çok çok büyük servetler. Bunların özel sektörün elinde olması cinayettir, insanlık suçudur. Bu temel hırsızlığın, ahlaksızlığın sorgulanabilmesi için bir önlem paketi olarak öneriyoruz devletleştirmeyi.”

Okuyan, özel sektörün verimlilik iddiasını da “palavra” olarak nitelendirdi. Kamu iktisadi teşebbüslerindeki verimsizlik iddialarının doğru olmadığını, bunun “özelleştirmeye zemin hazırlamak için uydurulmuş bir yalan” olduğunu belirtti.

Author: Yusuf Arslan