1950’li yılların sonunda tutulan notlarda, tıp uzmanı olan babanın, oğlu Stephen’ın parlak zekasına rağmen “derslerine karşı ilgisiz olduğunu ve masanın başına oturup yeterince çalışmadığını” belirterek geleceğinden kaygı duyduğu görüldü. Babasının tıp okuması yönündeki baskılarını reddederek teorik fiziğe yönelen Hawking’in, daha sonraki yıllarda Oxford’daki lisans eğitimi boyunca “günde ortalama sadece bir saat çalıştığını” itiraf etmesiyle de örtüşen bu belgeler, bilim dünyasını değiştiren bir dehanın arkasındaki şaşırtıcı ve son derece insani gençlik portresini gözler önüne serdi.