Diyarbakır’ın Kulp ilçesinden yola çıkan göçer Remzi Çelik, yaklaşık bin küçükbaş hayvanla Muş’un Şenyayla bölgesine ulaştı. Güneydoğu’nun sıcağından kaçan aileler, sürüleriyle birlikte günlerce süren zorlu bir yolculuğun ardından yaylalara varıyor. Her yıl tekrarlanan bu göç, bölge hayvancılığının temel dinamiklerinden birini oluşturuyor.
Göçerler bu sene yaylalara geçen yıla göre yaklaşık bir ay geç çıkabildi. Kışın uzaması ve yağışların sürmesi yola çıkışı geciktirdi. Hem Çelik hem de besici Abdülhadi Yavuz, gecikmeyi aynı nedene bağlıyor.
Yaylaya ulaşan aileler çadırlarını kurup ortalama 6 ay boyunca burada kalıyor. Evlerinden yüzlerce kilometre uzakta, elektrik ve altyapı olanaklarından yoksun bir yaşam sürüyorlar. Göçerler günün büyük bölümünü hayvanlarının bakımı ve otlatmayla geçiriyor.
Göçerlerin temel gelir kaynağı hayvanlardan elde ettikleri süt. Mandıracılar düzenli olarak çadırlara gelip sütü satın alıyor. Aileler ayrıca peynir, yoğurt ve çökelek yaparak bunları satışa sunuyor. Remzi Çelik, “Başka bir alternatifimiz yok. Bu iş zordur ama yine de hayvancılığa devam ediyoruz” diyor.
Muş, yüksek rakımlı yaylaları, verimli otlakları, temiz su kaynakları ve serin havasıyla hayvancılık için ideal koşullar sunuyor. Güneydoğu’nun bunaltıcı yaz sıcağından hem hayvanlar hem insanlar olumsuz etkileniyor. Muş’un serin iklimi bu sorunu ortadan kaldırıyor. Çelik, “Hayvanlar için de çok iyi ve verimli bir yer” diye anlatıyor yaylayı.
Göç yalnızca Muş’la sınırlı değil. Besici Abdülhadi Yavuz, koyun sürülerinin hâlâ yolda olduğunu belirterek göçerlerin Erzurum, Kars, Ağrı ve Bingöl’ün Karlıova bölgesine de gittiğini aktardı. Yavuz, 22 yıldır besicilik yapıyor ve bu yıl yaklaşık 100 tosunla Muş’a geldi.
Göçer hayvancılık, modern yaşamın sunduğu konforlardan uzak, bedenen ağır bir meslek. Ancak kuşaktan kuşağa aktarılan bu gelenek, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun kırsal ekonomisinde hala belirleyici bir rol oynuyor. Göçerler zorlu koşullara rağmen sürülerinden ve yaylalardan vazgeçmiyor. (AA)
