Son Dakika | Zeynel Emre ‘CHP kapatılabilir’ diyerek açıkladı! Kılıçdaroğlu’na Grup Toplantısı yanıtı da geldi

CHP’nin seçilmiş sözcüsü Zeynel Emre, , mahkemenin ‘mutlak butlan’ kararının CHP için yalnızca yönetim tartışması değil, partinin varlığını tehdit eden bir sürece dönüşebileceğini söyledi. Emre, CHP’nin Temmuz 2026’ya kadar kurultay yapmasının ‘varlık yokluk meselesi’ olduğunu belirterek, aksi hâlde partinin seçimlere girmesinin engellenebileceğini ve mallarının Hazine’ye devredilebileceğini ifade etti. Kemal Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısı çıkışına da yanıt veren Emre, Meclis Başkanlığı’nın seçilmiş CHP grubunu işaret ettiğini vurguladı.

Ayrıntılar geliyor…

Emre şunları ifade etti:

Gerek yurttaşlarımızın tepkisi, gerek partimizin bir bütün olarak neredeyse, bir bütün olarak meşru yönetimin yanında olduğunu açıklaması karşısında iktidar tarafının uzunca bir sessizliğe büründüğünü, en son da Sayın Erdoğan’ın “Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz” açıklaması aslında tam merkezinde olduğu bir işi inkar etmek zorunda olduğunu ortaya çıkaran gelişmeler sonrasında inkar etmek durumunda kaldığını ifade edelim. Değerli arkadaşlar bakın, biz bu durum karşısında partimizi kurultaya götürmek için, hemen kurultaya götürmek için kurultay delegelerimizden -ki bunlar içerisinde mahkemece butlan kararı verilerek İstanbul il örgütü görevden uzaklaştırılmıştı, bu nedenle İstanbul’u düşerek 1134 kurultay delegesi var- biz ilk gün 600’ün üzerinde bir kurultay delegesine ulaşmıştık. İkinci günün sonunda bu 850’nin üzerine çıktı. Hedefimiz 1000 sayısını aşan bir rakamda olağanüstü kurultay için imzaları toplamak. Tabii nasıl bir organizasyon olduğunu, nasıl bir birliktelik olduğunu aslında görmek isteyen gözler görüyor değerli arkadaşlar. Niye derseniz? Bakın biz imza toplamaya başladığımız daha ilk 8 saat içinde 600’ü geçtiğimiz bir şeyde hemen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı açıklama yapıyor: Delegeler ve üçüncü dereceye kadar yakınları yok MASAK incelemesiymiş yok bilmem neymiş. Niye? Gözlerini korkutmak. Parti demokratik süreci işlemesin. Şimdi biz tabii bir hususu daha ifade edelim. “Efendim tedbir varmış da olağanüstü kurultay yapılamazmış.” Dikkat ederseniz biz seçilmişler olarak, seçilmişlerin sözcüsü olarak burada sizlerle hitap ettiğimizde hep kanundan, anayasadan, AİHM kararlarından, Siyasi Partiler Kanunu ilgili maddelerinden örnekler ve pratik Yüksek Seçim Kurulu uygulamalarından bahsediyoruz. Bunun tersini savunanlar ise “Kaynağı neresi?” dediğimizde size bir kaynak gösteremiyorlar. “Efendim mahkeme tedbir kararı varmış, seçim yapılamazmış.” Pekala İstanbul’da tedbir kararı varken, bir geçici kurul var iken Yüksek Seçim Kurulu izin vermiştir, seçimler yapılmıştır. Bizim seçim hukukunun tarihine baktığımız zaman çok kereler örnekleri vardır. Hiçbir zaman hiçbir mahkeme kararı delege iradesini ortadan kaldırmaz, tüzüğü ortadan kaldırmaz. Tüzük açıktır. Şimdi tabii öyle bir durum var ki artık her alanda hukuksuzlukları görmeye başladık. Verilen mahkeme kararı görevde bulunan genel başkan, Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu’nu uzaklaştırmış; başka bir kurulu yani 2023 4-5 Temmuz dönemindeki kurulları göreve getirmiştir geçici olarak. “Tedbiren” demiştir. Ha, burada bir hususun daha altını çizelim: Her nasılsa mahkeme iade yazarken Genel Başkan yazmış, PM yazmış, Yüksek Disiplin Kurulu yazmış ama Merkez Yönetim Kurulu yazmamış. Niye? Çünkü o Merkez Yönetim Kurulu çoğunlukla bu butlan işinin karşısında diye. Buradan da bir siyasi mühendislik olduğunu görebiliriz. Değerli arkadaşlar, yeni bir MYK görevlendirilmesi ancak bizim tüzüğümüzün açık hükmüne göre ancak Parti Meclisi’nin onayıyla olur. Bizim halihazırdaki Parti Meclisimiz, Parti Meclisimizde alınan kararları, daha önceki dönemde kurultayda alınan kararları ve tüzüğün devamı konusunda mahkemece verilmiş bir karar yoktur. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi, en son değişiklikle yürürlükte olan tüzüğünü uygulamak durumundadır. Burada da çok açıktır: Genel başkanın önerisiyle PM üyelerinin salt çoğunluğunun onayıyla göreve gelir. Bu yönüyle baktığımızda şu anki MYK’nın görev yapması kanunsuzdur.

Şimdi şu çok açıktır: Adalet ve Kalkınma Partisi yargısı baba ocağımızı kapatma planı yapmaktadır.

Değerli arkadaşlar bakın geçtiğimiz günlerde dile getirdim. Siyasi partiler anayasa, Siyasi Partiler Kanunu ve o kanuna uygun bir şekilde hazırlanan tüzüklerine göre yönetilirler. Burada da çok açıktır.

Bakın Anayasanın 68 ve 13. maddeleri ve Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesi. Ne der burada 21. madde? Seçimler Yüksek Seçim Kurulu’nun, seçim kurullarının il ve ilçelerde hakimlerin gözetiminde yapılır.

Varsa bir hukuksuzluk itirazınız iki gün içinde yapılır. Eğer hakim bir iptal kararı verirse kanunda çok açık yazar; 1 ve 2 aylık bağlayıcı süreler vermiştir. 1 aydan az, 2 aydan fazla süre olmamak üzere seçimlerin yenileneceği tarihi belirler.

Yani hiçbir şekilde hiçbir kanun, hiçbir mahkemeye bir siyasi partinin süreden bağımsız, yıllar boyu olabilecek şekilde yorumlanabilecek şekilde kurultay yapmadan mahkemece atanmış kişiler tarafından yönetilmesine müsaade etmez.

Bu yönüyle bu mahkeme kararının hukuksuzluğu çok açıktır. Şimdi yine Siyasi Partiler Kanunu’nun bakın 14. ve 36. maddelerini birlikte incelediğiniz zaman siyasi partiler 2 yılda bir olağan kongrelerini yapmak zorundadır.

1 yıl uzatma hakkı vardır. Bu süre daha uzadığı zaman ihtarla karşılaşabilir. Hele hele iki kez üst üste bu dönem kaçırılmış ve 6 yıllık kesin bir süreyle bu süre geçmiş ise o siyasi partinin seçimlere girmesi engellenir, malları hazineye irat kaydedilir.

Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda geçmişte vermiş olduğu kararlar vardır. Mahkemece verilen iptal kararı sonrasında 4-5 Kasım 2023 tarihine dönüldüğü için bizim en son geçerli kurultayımız Temmuz 2020 gösterildiği için Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2026 Temmuz ayının 25’ine kadar kurultay yapması bir varlık ve yokluk meselesidir.

Bu konu bu kadar açıktır. Partimizin tamamen mahvına sebebiyet verecek bir işten herkes kaçınmalıdır. Burada tüm yetkililere tarihi bir sorumluluk düşmektedir. Bu risk alınabilecek bir risk değildir. Kanunun hiçbir tarafında bağlayıcı 6 yıllık bu süreyi “şu ya da bu şekilde şu süreler keser” diye bir ibare yoktur.

Ülkemizdeki çok saygın, seçim hukukundan anlayan, kamu hukuku alanında çalışan profesörlerimiz, uzmanlarımız da bizimle benzer değerlendirmede bulunmaktadır.

Dolayısıyla buradan bir kez daha bu işin ciddiyetinin altını çizelim. Değerli arkadaşlar partimize yönelik çok kirli bir kara propaganda var. Defaatle anlatıldı bunlar. Yok 1200 tane cep telefonu dağıtıldı, yok KİPTAŞ’tan daireler dağıtıldı kurultayda; bahsettikleri telefonun o tarihte sürümü olmadığı ortaya çıktı. İddianamelere bunlar yazılamadı. KİPTAŞ’tan daire dağıtıldığına ilişkin iddianın koca bir yalan olduğu ortaya çıktı. Birtakım dedikodularla bazı soruşturmalar açtılar. Bakın o soruşturmalar tarafından açılan davalar ve soruşturmaların hiçbirinde bir kesin hüküm yoktur.

Ceza yargılaması tarafından bir kesin hüküm olmadan bir hukuk mahkemesi hüküm kuramaz. Ceza yargısı hukuk mahkemesini beklemek durumunda değildir.

Ancak hukuk mahkemesi teknik olarak ceza yargısının sonucunu ve kesinleşmesini beklemek durumundadır. Bu çok açıktır değerli arkadaşlar. Şimdi buradan Türkiye’deki tüm siyasi partilere, tüm genel başkanlara, seçime giren herkese bir kez daha sesleniyorum.

Bu, Türkiye’deki anayasal düzeni, seçim sistemini altüst eden ve çok büyük zararlar veren bir uygulamadır. Bundan bir an evvel dönülmesi için herkesin ses yükseltmesi gerekmektedir.

Böyle bir ortamda ne toplumsal huzur olur ne barış olur ne kardeşlik olur ne demokrasi olur. Bu her şeyin başıdır değerli arkadaşlar. Bugün bize, yarın diğer siyasi partilere.

Şimdi zamandan bağımsız herhangi bir mahkeme bu gerekçelerle -diyorum ya bunların hiçbiri bizde yoktur, kimse görmemiştir ne seçimde ne kongrede- hal böyleyken herhangi bir mahkeme zamandan bağımsız 3 yıl, 5 yıl, 6 yıl, 7 yıl önceki seçimleri iptal edebilir mi? Böyle bir saçmalık olur mu değerli arkadaşlar?” “Bakın bir garabet durum daha var. Partimizde bir gün emek sarf etmemiş, partimiz yetkilisi olmayan bir TGRT çalışanı gelmiştir ve bizim 40’a yakın parti emekçimizi işinden çıkartmıştır. Ve çok ağır gerekçelerle. Yani bu vicdanlara sığmayacak davranışlardır. Şimdi değerli yurttaşlarımız bakın sırf bu karar, daha önce İstanbul’a verilen karar, bütün bunları düşündüğünüzde…

..bizim milyarlarca dolarımız sırf iktidar iktidarda kalsın diye yakılmaktadır. Mesela bize kurulan butlan kumpasında harcanan parayla bu ülkedeki çiftçilerin borçları silinebilirdi. 14 milyar. Mesela bu ülkedeki en düşük emekli maaşı 20 bin liradır, ortalaması 22 bin liradır. En düşük emekli maaşı alan 5 milyon vatandaşımız var.

Bunların maaşı 20 bin liradan 30 bin 700 liraya çıkartılabilirdi. Asgari ücretlinin mesela bu 14 milyarla 28 bin liralık maaşı 32 bin 700 liraya çıkartılabilirdi. Bu iktidar ve yandaşları halkı daha da sömürmek, emeklimizi, işçimizi ve çiftçimizi daha da yoksullaştırmak için bu parayı Cumhuriyet Halk Partisi iktidarını, iktidar yürüyüşünü durdurmak amacıyla harcadı

Emekliye para yok, çiftçiye para yok, asgari ücretliye para yok ama Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik mutlak butlan kumpası için 14 milyarlık para var. Aslında bu tablo çeyrek asırdır Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarının nasıl halka düşmanlık ettiğinin en net göstergesidir. Değerli basın mensupları, değerli halkımız; biz umutsuzluğa kapılmıyoruz

“Çünkü bizim umut dolu bir kurucu genel başkanımız var. Onun adı Mustafa Kemal Atatürk. Mustafa Kemal Atatürk bu millet için, bu vatan için yola çıktığında sadece ve sadece millete güvendi. Atatürk boynuna geçirilen idam fermanlarına rağmen millet yolundan, vatan yolundan dönmedi ve milli iradenin egemenliğine kurulmasına, bu meclisin açılmasına ön ayak oldu. Bunu gerçekleştirdi

Değerli arkadaşlar, bizim yolumuz Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur. Biz asla yolumuzdan dönmeyeceğiz. Toplantılarda sıklıkla altını çiziyorum; Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir zümrenin, bir ailenin, bir kesimin ülkesi ve tamamen onların sahip olduğu, halkın egemenliğinin olmadığı bir ülke hiçbir zaman olmayacaktır.” “Biz bu nedenle yürüyüşümüze devam ediyoruz. Bu yoldan dönmeyeceğiz. Milletimizle birlikte çeyrek asırlık bu köhnemiş iktidar son bulana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

“Efendim, CHP Genel Merkezi’nde de pazartesi günü MYK ve grup toplantısı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yapmayacağını söyledi. Buna ilişkin yani salı günü Özgür Özel’in grup toplantısı yapacak mı? Nasıl olacak?” sorusuna yanıt:

“Şimdi bakın Meclis Başkanlığı’na bir yazı yazıldı salı günkü grup toplantısının yapılmaması için. Meclis Başkanlığı da mevzuata uygun bir şekilde cevap verdi. Dedi ki: Siyasi partilerin kendi grupları nasıl düzenleyecekleri kendi iç yönetmeliklerinde vardır.”

Buna göre Cumhuriyet Halk Partisi kendi içinde yönetmeliğe uygun bir seçim yapmıştır. Grup başkanı bellidir, grup başkanvekilleri bellidir. Dolayısıyla bu konuda bizim müdahalemiz söz konusu olamaz. Yani yetkili ve seçilmiş grubun neresi olduğunu işaret etti. Dolayısıyla grubun kararı doğrultusunda bunlar gerçekleştirilebilir. Meclis Başkanlığı’nın daha bir-kaç gün önce verdiği karardan döneceğini düşünmek istemeyiz.”

“Genel Başkan ben ‘grup yapıyorum’ derse bunu Meclis Başkanlığı’nın bilmemesi halinde bunu geri çevirir mi? Bir taraftan da sizi kendi iç çekişmenizi ‘çözün’ demişti Numan Kurtulmuş.” sorusuna şöyle yanıt verdi:

“Şimdi Meclis Başkanlığı’nın vereceği cevabı bilemem. Ancak daha önce vermiş olduğu kararı biliyorum, onu da sizlerle paylaştım. Yani bunun dışında bir uygulama beklemiyoruz.”

“Çağrı heyeti tartışması var efendim.” cümlesi kurulması üzerine de şunları ifade etti:
“O şöyle, biliyorsunuz partimizin kurultaya gitmesi için üç tane yol var. Bir; Genel Başkan kararı, iki; Parti Meclisi kararı, üçüncüsü de seçilmiş kurultay delegelerinin kararı (yarıdan bir fazlası). Şimdi Parti Meclisi içinde de aynı şekilde basit çoğunlukla bu karar alınabiliyor

Bu iki noktada karar alınır ve uygulanmak istenmezse teknik olarak Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvuru gerekir. Denir ki: Burada imzalar açık, kararlar açık. Daha önceki Türkiye’de verilen uygulamalar açık. Kurultay kararı alınıp kurultaya götürülmek üzere bir çağrı heyeti atanması lazım. Yani o partiyi yönetmek üzere değil kurultaya sürecine götürmek üzere. Mevzuat böyle çünkü.”

“Efendim YSK’nın temiz konusunda bugün yaptığı bir açıklama var butlan kararıyla ilgili. Başvuru konusunda kendilerinin yapacağı bir şey olmadığını, yetkinin Yargıtay’da olduğu konusunda açıklaması var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna da şöyle yanıt verdi:

“Şimdi Yüksek Seçim Kurulu’nun gerekçeye baktık orada. Gerekçede esasında şu var: Yani bir hukuk mahkemelerinin işlediği süre var. Nedir o? Asliye Hukuk, Bölge Mahkemesi ondan sonra Yargıtay

Yüksek Seçim Kurulu kendi işleyişindeki kendi gündemiyle ilgili geçmişte söylediği içtihatlarla aslında benzer bir şey söylüyor. Buradaki önemli nokta şudur: Bizim yeterli imzamız bulunduktan sonra gerek mahkemeler gerek Yüksek Seçim Kurulu bugüne kadarki geçmiş uygulamaların dışına çıkacak mı çıkmayacak mı? Yani şu sorunun cevabını ben demin konuşmamda söyledim. Efendim tedbir kararı verildi ve kurultay yapılamaz. Nerede yazıyor bu?

Nerede yazıyor değerli arkadaşlar? Böyle bir şey yazmıyor hiçbir yerde. Dolayısıyla süresiz bir… o zaman Türkiye’de siyasi partilerin organlarına ne ihtiyaç var? Mahkemeler kimin genel başkan olacağını süreden bağımsız belirlesin.”

“Yargıtay konusunda bu tartışma çerçevesinde Yargıtay’a itiraz noktasında aceleci olmakla da eleştiriliyorsunuz taraftan. Gidilmeseydi belki hemen işte mahkemenin kararı belli olur ve ona göre…” sorusuna da şöyle yanıt verdi:

“Efendim bu da koca bir bahanedir. Niye? Şimdi bir defa bu konuda irade açıklansın desin ki şu gün evet biz kurultay yapacağız. Dilekçeyi yazarsınız Yargıtay’dan, feragat edersiniz başvuruyu. Öyle değil mi? Yani kesinleşmiş olur, alırsınız kesinleşme şerhini gider yaparsınız kurultayı. Bunlar bahanedir.

Yani bunlar halk iradesi olmadan, örgüt iradesi olmadan, parti desteği olmadan biz buraya nasıl sahip oluruzun gerekçelendirmeye çalışan hukuken temeli olmayan… bakın ben anayasadan maddeler veriyorum, siyasi partiler kanununun ilgili maddelerin altını çiziyorum. Yani bunun tersini söyleyen ve savunanlar hangi kararları dayanak alıyorlar? Tamam herhalde.”

Author: Yusuf Arslan