Okuduğumuz Kitaplar Hakkında Yazmak Neden Bu Kadar Zor Geliyor?

Çevremdeki hemen herkes kitap okuyan insanlar. Şükür ki sosyal medya takipçilerim de öyle. Bununla beraber uzun zamandır dikkatimi çeken bir şey var: İnsanlar kitap okuyor ama çok azı okuduğu kitap hakkında konuşuyor. Altı çizilmiş cümleler, kıvrılmış sayfalar, kenar boşluklarına düşülmüş notlar; insan bazı kitaplarla gerçekten yaşar. Ama bütün bu yakınlığa rağmen, o kitaplar üzerine dijital dünyada tek bir cümle bile kurmaz bazen. Oysa sevgili dostlar, kitaplara yapacağımız en büyük iyiliklerden biri onlar hakkında konuşmak, onları görünür kılmak ve bir anlamda onların gönüllü iletişimcisi olmak.

Dünyanın birçok yerinde bu kültür oldukça canlı yaşanıyor.

İnsanlar yalnızca kitap okumuyor; kitapları birbirine öneriyor, onlar hakkında videolar çekiyor, okuma günlükleri tutuyor, çevrimiçi topluluklar kuruyor. Instagram’daki Bookstagram kültürü, TikTok’taki BookTok videoları, YouTube’daki BookTube kanalları bugün milyonlarca insanın okuduğu kitaplar etrafında bir araya geldiği büyük kültürel alanlara dönüşmüş durumda. Fiziksel tarafta ise insanlar kafelerde ya da kamusal alanlarda sessizce kendi kitaplarını okuyor, ardından isterlerse kısa sohbetler ediyor. 

Elbette bunlar işin daha büyük ve organize tarafı; bir başka yazıda bunlardan ayrıca bahsederiz. Nitekim Türkiye’de de benzer topluluklar ve okuma çemberleri var. Ancak ben burada daha küçük, daha gündelik ama bence çok kıymetli bir şeyden söz ediyorum: Herhangi bir organizasyona dahil olmadan, büyük bir iddia ortaya koymadan, yalnızca okuduğu bir kitabın görünürlüğüne küçük de olsa katkı sağlamak… Bir cümle paylaşmak. Bir kitabı önermek. “Bu bana iyi geldi” diyebilmek. Altını çizdiğiniz bir yeri göstermek. Okudum bitti paylaşımı yapmak.Sessizce sevdiğiniz bir kitabı dolaşıma sokmak. Kitaplar böyle yaşar. Okurdan okura kurulan küçük, samimi ve gerçek temaslarla.

Ne yazık ki Türkiye’de insanlar bu konuda kendini çok rahat hissetmiyor. Bizde “kitap paylaşmak” görünmek, yorumlanmak, yargılanmak tehdidi olarak hissediliyor. Belki daha önce hiç yapılmamış bir şeyi birdenbire yapmanın yarattığı tedirginlik. Belki çevrenin ya da takipçilerin bunu yadırgama ihtimalinden korkmak. Belki de kendi düşünsel tarafını başkalarının önünde görünür kılmanın kırılgan doğası.

“Yanlış anlaşılır mıyım?”, “Kendimi olduğumdan farklı mı gösteriyorum?”, “Yetersiz görünür müyüm?”, “Dalga mı geçerler?”, “Ya bu kitap aslında güzel değilse?”, “Ya basit bir kitabı beğenmiş görünürsem?” vb. sorular, kitap paylaşmanın önüne görünmez duvarlar örüyor.

Öte yandan bir kitabın insanın hayatında bıraktığı iz üzerine konuşmak, yalnızca edebiyatla değil kimlik, aidiyet, özgüven ve düşünsel cesaretle de ilgili bir mesele. Belki de bu yüzden sıradan insanlar için kitaplar hakkında yazmak, sanıldığından çok daha sosyolojik ve psikolojik bir alan.

Kitap Paylaşmak Neden Bazen Kimlik Krizi Gibi Hissediliyor?

Çünkü kitap, toplumsal hayatta nötr bir nesne gibi kavranmaz; çoğu zaman kimlik, aidiyet ve statü göstergesi olarak da işlev görür. İnsanlar yalnızca ‘kitap okuyan kişi’ olarak değil, okudukları kitabın temsil ettiği sembolik dünya üzerinden de değerlendirilir. Bu nedenle bir kitabı paylaşmak ya da görünür biçimde taşımak, bazen bir metni göstermekten çok kendine dair bir sinyal vermek gibi hissedilebilir. Kaygı da çoğu zaman kitabın içeriğinden değil, başkalarının o içerik üzerinden kişi hakkında kuracağı hikâyeden doğar. İnsan çevresine yıllar boyunca belirli bir kimlik sunuyor. Sosyal medya da çoğu zaman bu kimliğin vitrini gibi çalışıyor: nasıl biri olduğumuz, nelerle ilgilendiğimiz, nasıl göründüğümüz, hangi dilde konuştuğumuz zamanla belirli bir bütünlük oluşturuyor. Ve bir gün insan o çizginin dışına çıktığında yalnızca yeni bir şey paylaşmış olmuyor; aynı zamanda alışılmış kimliğinin dışına taşmış gibi hissedebiliyor.

Kitaplardan değil, Nasıl Görüneceğimizden Çekiniyoruz

Yıllardır kitaplarla çalışan biri olarak, insanların kitap okumaktan çok, okudukları kitaplar üzerinden nasıl algılanacakları konusunda kaygı taşıdıklarına sık sık tanık oluyorum. Kimi insanlar okudukları kitabı paylaşmak istiyor ama ne yazacağını bilemiyor. Kimileri yeterince bilgili görünmeyeceğinden çekiniyor. Bazıları ise çevresinin ne düşüneceğini hesaplıyor. İlginç olan şu ki bu kaygıların çoğu kitaplarla ilgili değil görünür olmakla, kimlikle, aidiyetle ve başkalarının gözündeki yerimizle ilgili.

Oysa kitaplar üzerine konuşmak, yazmak ya da paylaşım yapmak düşündüğümüz kadar büyük bir mesele olmak zorunda değil. Bir kitabın hayatımıza değdiğini söylemek için akademisyen olmamız, eleştirmen gibi yazmamız ya da kusursuz analizler yapmamız gerekmiyor.

Üstelik mesele yalnızca sizin paylaşım yapmanız da değil. Kitap dünyasının, kitapları gerçekten hayatının bir parçası yapan görünmez okurların sesine her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Çünkü kitaplar yalnızca eleştirmenlerin, akademisyenlerin, yayıncıların ya da profesyonel içerik üreticilerinin dünyasında yaşamıyor. Bir kitabın gerçek hayatı Marmaray’da, bir mutfak masasında, çantada, başucunda, uykudan önce ayrılan yirmi dakikada devam ediyor. Kitap kültürünü canlı tutan şey yalnızca yeni kitapların yayımlanması değil okurların o kitaplarla kurduğu ilişkinin görünür hâle gelmesi.

Belki de ihtiyacımız olan şey daha fazla uzman yorumu değil daha fazla okur görmek. Aslında kitapları yayınevlerinden, reklamlardan ya da eleştirilerden daha çok başka gerçek insan deneyimlerinden keşfediyoruz. Bir kitabın birinin elinde görülmesi, ondan bir cümlepaylaşılması, bir dost sohbetinde adının geçmesi bazen en etkili tavsiye biçimine dönüşebiliyor.

Bu yazıda istedim ki kitaplar hakkında yazmaktan ve paylaşım yapmaktan bizi alıkoyan en yaygın çekincelere birlikte bakalım. Belki bazıları size tanıdık gelecek. Belki de uzun zamandır fark etmeden taşıdığınız birkaç görünmez yükü göreceksiniz.

1. Kimlik ile Merak Arasında

Birinin, çevresinin ondan beklemediği türde bir kitap okuması dışarıdan göründüğünden daha büyük bir şeye dönüşür çünkü insanlar bunu tek bir paylaşım gibi değil, yeni bir kimlik sinyali gibi okur. 

  • İnsanlar çoğu zaman kitabın kendisini değil, o kitabın sizin hakkınızda ne söylediğini okur. Bu yüzden her paylaşımı büyük bir pozisyon alma gibi hissetmeniz çok normal. Ama insan bazen yalnızca merak ettiği bir şeyi okur.

  • Kendinizi o dünyanın uzmanı gibi göstermek zorunda değilsiniz. “Bu alana yeniyim”, “Merak edip başladım”, “Uzun zamandır aklımdaydı” gibi cümleler hem insanı rahatlatır hem de paylaşımı daha gerçek bir yere taşır.

  • Kimliğinizin dışına çıkan her ilgi alanını kusursuz temsil etmek zorunda değilsiniz. İnsan bazen yalnızca şöyle bir bakar.

  • Kitabı savunmak zorunda da değilsiniz. Bir kitabı paylaşmak her zaman onunla tamamen mutabık olmak anlamına gelmez. 

  • İnsanlar düşündüğünüz kadar uzun süre sizin üzerinize düşünmüyor. Ama insan paylaşımını zihninde büyüttükçe, küçücük bir hareket bile büyük bir kimlik krizine dönüşebiliyor.

  • Ve belki en önemlisi: Kendinizin eski versiyonuna sonsuza kadar sadık kalmak zorunda değilsiniz.

2. Her Kitap Yorumu Akademik Olmak Zorunda Değil

Yorumlarınız akademik ya da bilirkişi yorumu olmak zorunda değil. Bize gereken sadece kitabın birinin elinde, okunuyor olması. Bir çantadan, baş ucundan geçmiş olması… Özünde, kitaplar aslında tam olarak hayatın içinde yaşayan, varlığından kimsenin haberinin olmadığı, sıradan insanların ellerinde gerçek anlamını bulur. Temas teorik açıdan güçlü olmak zorunda değildir.

  • Kitabı anlatmak zorunda değilsiniz. 

  • “Bu kitabı neden sevdiğimi tam anlatamıyorum ama elimden bırakamadım” demek son derece gerçek bir okuma deneyimidir.

  • Herkesin okuma dili farklıdır. Kimi teorik düşünür, kimi duygusal bağ kurar, kimi yalnızca atmosfer sever. Sizin okurluğunuz, sizin kararınız. 

  • İnsanlar kusursuz analizden çok, gerçek temas arıyor.

3. Okuma Deneyimi Sadece Zihinsel Değildir

Okumak yalnızca bilgi edinmek değildir; ötesinde, insanın kendi iç dünyasıyla temas kurma biçimlerinden biridir okumak. Bazı kitaplar bize yeni fikirler öğretmez ama içimizde zaten var olan bir şeyi görünür hale getirir. Okuma deneyimi zihinsel olduğu kadar psikolojik ve duygusal bir süreçtir.

  • Bir kitabın sizde bıraktığı duygu da paylaşmaya değerdir.

  • Bazen yalnızca altını çizdiğiniz bir cümleyi paylaşmak bile güçlü bir düşünsel temas yaratır.

  • Kitaplar bazen bilgi vermekten çok, insanın iç dünyasında bir şeyi görünür hale getirir.

4. Enikonu Analiz Yapmak Zorunda Değilsiniz

İnsan bir kitabı analiz etmek zorunda olmadan da onun hakkında konuşabilir. Nihayetinde her okuma deneyimi bir eleştiri metni üretmek zorunda değil. Sosyal medya insana bazen her paylaşımın kusursuz, donanımlı ve entelektüel görünmesi gerekiyormuş hissi veriyor. Özellikle sosyal kaygıya yatkın insanlarda bu durum ciddi bir görünür olma korkusu yaratabiliyor.

Oysa çok profesyonel görünen hesapların önemli bir kısmı gerçekten bu işi profesyonel olarak yapan insanlara ait. Yani gördüğümüz şey çoğu zaman yılların pratiği, mesleki deneyimi, ekip çalışması ve sürekli üretim disiplininin sonucu.

Bu yüzden sosyal medyayı işi hâline getirmiş insanlarla kendimizi kıyaslamadan da kitaplar üzerine paylaşım yapabiliriz. Kendi küçük alanımızda. Kendi sesimizle. Kusurlu, kişisel, amatör ama gerçek paylaşımlarla…

  • Eleştirmen gibi yazmaya çalışmayın. Okur gibi konuşun.

  • Bazen yalnızca kitabın fotoğrafını paylaşmak, yazarı, yayınevini ve varsa çevirmeni etiketlemek bile yeterlidir. Hatta çoğu zaman küçük bir “#okudumbitti”, “#kitapönerisi”, “#neokudum”, #kitaplarlayaşıyoruz notu bile kitabın görünürlüğüne katkı sağlar. Paylaşımınızı büyük bir metne çevirmek zorunda değilsiniz. 

  • Sosyal medya kusursuzluk hissi yaratıyor olabilir ama okurluk yaşayan ve kişisel bir deneyimdir.

5. “Yanlış Kitabı Sevmiş Gibi Görünmek” Korkusu

İnsanlar bazen de “yanlış kitabı sevmiş gibi görünmekten” korkuyor. Çünkü kültürel alanlarda görünmez bir hiyerarşi hissediliyor: hangi kitapların “iyi”, hangi fikirlerin “yeterince entelektüel” kabul edildiği gibi. Oysa beğeni, estetik deneyim ve düşünsel temas son derece kişiseldir. Bununla birlikte bir kitabın sizde bıraktığı etki, bazen onun edebi statüsünden çok daha gerçek bir şeydir.

  • Bir kitabı sevmenizin “doğru” olması gerekmiyor.

  • Her kitabı bitirmek ya da herkesin sevdiği kitapları sevmek zorunda değilsiniz.

  • Bir kitabın sizde bıraktığı etki, onun kültürel statüsünden daha gerçek bir şeydir.

  • Okuma deneyimi estetik performans değil, kişisel karşılaşmadır.

  • Üstelik her okur aynı kitabı bambaşka yerlerden okur. Bazı okur yorumları yazarı bile şaşırtır. Çünkü kitap bir kez yayımlandığında yalnızca yazara ait olmaktan çıkar. Her bir okurla yepyeni anlam damarları oluşur. Ki işin en güzel taraflarından biri de budur: Aynı kitabın her okurda farklı kapılar açabilmesi.

6. Bilgili Görünmek ile Gerçekten Düşünmek Aynı Şey Değil

İnsan bazen gerçekten düşünmekten çok, bilgili görünme kısmına takılabiliyor. Çünkü modern dünyada bilgi, zaman zaman bir kimlik aksesuarına dönüşebiliyor. Oysa önemli olan “entelektüel biri gibi görünmek” değil; zamanla kendi düşünme biçimini kurabilmek. Kendi yöntemini, kendi okuma ritmini, kendi zihinsel yolunu bulabilmek.

Gerçek düşünsel gelişim başkalarına benzemekten çok insanın kendi iç sesiyle daha dürüst bir ilişki kurmasından geçiyor.

  • Kendinizi “entelektüel biri gibi görünmek” zorunda hissetmeyin.

  • Önemli olan çok bilgili görünmek değil; kendi düşünme biçiminizi yavaş yavaş kurabilmek.

  • Samimiyet çoğu zaman gösterişli bilgiden daha güçlü bir bağ kurar.

  • Kitap okumanın normalleşmesine katkı sağlayın. İhtiyacımız olan en önemli şey bu. Kitap okuyoruz diye entelektüel olmak zorunda değiliz. Aydın olmak zorunda da değiliz. Kitap okumak, sıradan işlerin en güzellerindendir. Onun hemen ardına yemek pişirmeyi, yürüyüşe çıkmayı, sabah kahvesi içmeyi ekleyebiliriz.

7. İlk Paylaşım Korkusu Aslında Nedir?

İlk paylaşım korkusu aslında çoğu zaman bir “kişilik güncellemesi” korkusudur. Çünkü insan değişik bir şey yapmaya başladığında, çevresinin onu eski haliyle tutmaya çalıştığını hissedebilir. “Vay demek entel oldun?” gibi sataşmalar şaka gibi görünür ama arka planda kişinin ilgisini küçümseyen sosyal refleksler taşıyabilir.

Bu yüzden ilk paylaşım çoğu zaman yalnızca bir içerik paylaşımı değildir; insanın görünür kıldığı şeyi taşıyabilme, arkasında durabilme ve onunla birlikte görünebilme gücüdür (rahatlığı).

  • İlk paylaşımınız sizi bir anda “kitap sayfası” yapmak zorunda bırakmaz.

  • Sürekli paylaşmak zorunda değilsiniz. Ayda bir, birkaç ayda bir kitap paylaşmak da yeterlidir.

  • Çevrenizin sizi eski hâlinizde tutmak istemesi de anlaşılır; bu, kitap okumanızın ve okuduğunuz kitapları paylaşmanızın yanlış olduğu anlamına gelmez.

  • Çok huzursuz hissederseniz samimi olun: uzun zamandır okuduğum ilk kitap ya da aylar sonra ilk kitap, kitaplıkta duruyordu yeni okudum vs. 

  • Kitabı yukarıdan anlatmaya çalışmayın. Hayatınızın içinden konuşun: “Bu kitap bana şunu hatırlattı, fark ettirdi, düşündürdü, öğretti…”

  • Öte yandan birçok sessiz okur, ilk paylaşımı yapan kişiden cesaret alıyor.

  • İlk paylaşımınızı büyük bir “entelektüel dönüşüm ilanı” gibi görmek zorunda değilsiniz. İnsan bazen yalnızca okuduğu kitabı paylaşır.

8. Kitapların Zamanı Doğrusal Değildir

Kitap dünyasında zaman doğrusal işlemez. Bir kitabın “eski” ya da “modası geçmiş” olması, onun artık paylaşılmaya değmez olduğu anlamına gelmez.

Çünkü edebiyat dünyasında tüm zamanlar aynı anda var olur. Yıllar önce okuduğunuz bir kitap bugün yeniden sizin için anlam kazanabilir; artık popüler olmayan bir kitap hayatınızın tam da şu anına temas edebilir.

İnsan bazen sırf güncel görünmek için yeni çıkan kitaplardan konuşması gerektiğini hissediyor. Bu kesinlikle doğru değildir.

  • Sürekli yeni çıkan kitapları takip etmek zorunda değilsiniz.

  • Yıllar önce okuduğunuz bir kitabı bugün paylaşmanız da değerlidir.

  • Bazı kitaplar insanın hayatına tam da doğru zamanda yeniden girer.

  • Bir kitabın değeri, yeni olmasıyla ölçülmez. 

Kitaplar Hakkında Yazmak Aslında Nedir?

Kitaplar hakkında yazmak bir uzmanlık gösterisi değil. Kitap okumak da aslında bizi bambaşka bir klasmana taşımıyor. Kitap okumak normaldir, doğaldır, sıradandır. Kitap okumanın büyük ve “ayrıcalıklı” bir şey olduğunu sanmak ise galiba çok eski zamanlardan kalma bir bilinçdışı tortu hâlâ.

Belki de bunun köklerinde, kitapların el yazmalarıyla çoğaltıldığı, yalnızca belirli sınıfların, alimlerin, din insanlarının ya da seçkin çevrelerin erişebildiği dönemlerin kültürel hafızası var. Yüzyıllar boyunca kitap, herkesin gündelik hayatında duran sıradan bir nesne değildi. O, bilgiye ve otoriteye açılan özel bir kapıydı. Belki de bugün hâlâ kitap paylaşırken yaşadığımız o “fazla gelme”, “entelektüel görünme” tedirginliğinin bir kısmı buradan geliyor.

Oysa önemli olan mükemmel görünmek değil, kendi zihinsel yolculuğunla samimi bir ilişki kurabilmek. Bu yüzden ilk paylaşımınızın kusursuz olması gerekmiyor. Bir edebiyat eleştirmeni gibi yazmanız da gerekmiyor. Bazen yalnızca bir kitabın sizinle temasını içtenlikle göstermek bile yeterli oluyor.

X

Instagram

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Author: Yusuf Arslan