Hayallere dalmak ne zaman bir rahatsızlığa dönüşür?

Gözlerinizi uzaklara dikip birkaç dakika pembe hayaller kurmak, gündelik hayatın stresinden kaçmak hemen herkesin başvurduğu, yaratıcılığı ve empatiyi besleyen sağlıklı bir zihinsel aktivitedir. Bilimsel araştırmalar, uyanık kaldığımız sürenin %30 ila %50’sini o an yaptığımız işle ilgisi olmayan düşüncelere, yani hayallere ayırdığımızı gösteriyor.

Ancak bu içsel sinema salonunun kapıları üzerinize kilitlenir ve fantezi dünyasından gerçek hayata geri dönemezseniz ne olur?

Dünyaca ünlü psikiyatrist ve araştırmacı Colin Ross, bu durumun masum bir yaratıcılık değil, günlük yaşamı tamamen felç edebilen “Uyumsuz Hayal Kurma Bozukluğu” (Maladaptive Daydreaming) olduğunu belirtiyor. Ross’a göre bu rahatsızlığa sahip bireyler, uyanık oldukları sürelerin yarısından fazlasını zihinlerinde kurdukları karmaşık senaryolarla geçiriyorlar.

ON YILLAR SÜREN OLAY ÖRGÜLERİ VE GÜNDE 12 SAAT FANTEZİ

Uyumsuz hayal kurmanın insanı tamamen içine çeken bağımlılık yapıcı bir doğası olduğunu vurgulayan Dr. Colin Ross, ekstrem vakalarda insanların günde 12 saate kadar hayal kurabildiğini söylüyor. Zihinde yaratılan bu paralel evrenlerdeki hikayelerin ve karakterlerin olay örgüleri bazen gerçek zamanlı olarak on yıllarca sürebiliyor.

Kulağa yaratıcı veya ilham verici gelse de bu durum, bireyin gerçek dünyadaki sorumluluklarını, kariyerini ve sosyal ilişkilerini tamamen baltalıyor. Ross, bu durumun sanıldığından çok daha yaygın olduğunu belirterek, “Yetişkin nüfusun yaklaşık %2 ila %4’ünde bu sendrom görülüyor” uyarısında bulunuyor.

“KAFAMDA TERFİ ALIYORDUM, GERÇEK HAYATTA 40 YAŞINDA GİRİŞ SEVİYESİNDEYDİM”

Bu sendromla büyüyen Kyla Borcherds’in hikayesi, durumun ciddiyetini özetler nitelikte. 4 yaşından itibaren kafasında “başka dünyalar” yaratan Borcherds, okulda çocukların aksanıyla alay etmesi üzerine hayal dünyasını bir “güvenli alan” olarak kullanmaya başlamış. Zamanla bu durumun çikolata yemek ya da sosyal medyada gezinmek gibi durdurulamaz bir dürtüye, bir saplantıya dönüştüğünü söyleyen Borcherds, kariyerinin nasıl bittiğini şu sözlerle anlatıyor:

“Hiç motivasyonum yoktu. Neden iş yerinde terfi almak için zaman ve enerji harcayayım ki? Bunu hayal gücümde hiçbir çaba sarf etmeden, anında elde edebiliyordum ve bu benim için gerçeğinin %95’i kadar iyiydi. Bu yüzden 40’lı yaşlarımda hâlâ giriş seviyesi işlerde çalışıyordum, çünkü gerçek hayatta hiç terfi almaya çalışmamıştım.”

Uluslararası Uyumsuz Hayal Kurma Derneği Araştırma Direktörü Klinik Psikolog Wanda Fischera da bu durumu destekliyor: “En sevdiğiniz diziyi hayal edin ve başrolde siz varsınız. Şimdiki hayatınız o kadar heyecan verici değilse, bundan vazgeçmek çok zordur. Bu durum genellikle insanların ‘ben olduğum gibi yeterince iyi değilim’ utancından ve izolasyon ihtiyacından kaynaklanır.”

TEKRARLAYAN FİZİKSEL HAREKETLER VE TETİKLEYİCİLER

“Uyumsuz hayal kurma” terimini literatüre kazandıran ve 20 yılı aşkın süredir bu alanı araştıran Hayfa Üniversitesi’nden emekli Klinik Psikoloji Profesörü Eli Somer, fantezi bireyi kontrol etmeye başladığında tehlikenin başladığını belirtiyor.

Araştırmalara göre, uyumsuz hayalperestlerin yaklaşık %80’i, hayal kurarken konsantrasyonlarını korumak için bilinçsiz, tekrarlayan fiziksel hareketler sergiliyor. Müzik dinlemek, oda içinde ileri geri yürümek, sallanmak, duvara top sektirmek veya patenle kaymak bu tetikleyicilerin başında geliyor. Çocukken yalnızlık çeken ve saatlerce müzik dinleyerek ileri geri sallandığını söyleyen Maria adındaki bir başka hasta, “İnsanlar ders çalışmak istemediğimi, tembel olduğumu düşünüyordu. Oysa zihnimde 10 filme yetecek kadar hikayem vardı” diyor.

RİSK FAKTÖRLERİ NELER?

Uzmanlar, uyumsuz hayal kurmanın ortaya çıkmasında belirli risk faktörlerine dikkat çekiyor:

Çocukluk Travmaları: İhmal, duygusal istismar ve bağlanma sorunları yaşayanlar, acı verici anılardan kaçmak için bu yöntemi sığınak olarak kullanıyor.

Nöroçeşitlilik: Otizm spektrum bozukluğu olan yetişkinler üzerinde yapılan bir çalışmada, katılımcıların %43’ünün uyumsuz hayal kurma deneyimi yaşadığı görüldü.

Diğer Psikolojik Rahatsızlıklar: Depresyon, anksiyete, obsesif-kompulsif bozukluk (OKB) ve dikkat eksikliği ile bu sendrom arasında çok güçlü bilişsel bağlar bulunuyor.

TEDAVİSİ MÜMKÜN MÜ? PSİKOLOJİ DÜNYASI NE DİYOR?

Uyumsuz hayal kurma sendromu, henüz psikiyatrinin resmi tanı kılavuzları olan DSM veya ICD’de resmi bir hastalık olarak yer almıyor. Bu durum kanıta dayalı standart bir tedavinin geliştirilmesini zorlaştırsa da Prof. Eli Somer, hedefli psikoterapinin oldukça erken ve cesaret verici sonuçlar verdiğini söylüyor:

“Klinikteki amacımız insanın hayal gücünü yok etmek değil; hayal gücü yeteneğinin gerçek yaşamın yerini alması yerine, gerçek yaşama hizmet edebilmesi için kişiye esneklik ve kontrolü yeniden kazandırmaktır.”

TERAPİDEN ÖNCE EVDE UYGULANABİLECEK 4 STRATEJİ

Uzman psikolog Wanda Fischera, hayatı hayaller tarafından tüketilen bireylerin profesyonel terapiye başlamadan önce şu adımları atmasını öneriyor:

Hayal Günlüğü Tutun: Gün içinde ne kadar süre hayal kurduğunuzu kaydedin. Boşa çıkan 3-4 saati doldurmak için hemen yeni bir hobi edinin.

Beyninizi Odaklanmaya Eğitin: Kısa süreli dijital içerikler yerine uzun soluklu, sindirerek okuyacağınız kitaplara yönelin ve farkındalık (mindfulness) egzersizleri yapın.

Tetikleyicilerinizi Değiştirin: Hayal kurmanızı tetikleyen müzikleri dinlemeyi bırakın, bunun yerine podcast dinleyin. Yalnız kalma sürenizi minimuma indirin.

Çevresel Engeller Koyun: Prof. Somer’in bir danışanının aktardığı gibi; zihni dağıtacak dış etkenler kullanın. (Örn: “Kedim odadayken hayal kuramıyorum, bu yüzden kediyi yanımdan ayırmıyorum.”)

Günün sonunda, zihninizde hikayeler barındırmak bir zenginliktir; ancak o hikayelerin kölesi ve bağımlısı olmak hayatınızı çalabilir. Sosyal medyanın ve modern dünyanın gözden kaçırdığı en ince çizgi de tam olarak budur.

Author: Yusuf Arslan