ÜMRAN AVCI – Hamdi Koç imzalı siyasi polisiye “Zarar Vereceksin” okuruna tebessümlü bir macera vadediyor. Yazarın ödüllü kitabı “Çıplak ve Yalnız”ın kahramanı Mesut Akarsu, bu yeni romanda bir kez daha sevenlerinin karşısında. Hafızaları tazelersek Mesut; “Çıplak ve Yalnız”da amcasının ölüm haberinin ardından hem cenazeyi kaldırmak hem de kendisine kalan mirası devralmak için Ünye’ye gidiyordu. Yıllar sonra döndüğü topraklarında karmaşık ilişkilerin ortasına düşüyordu. Mesut Akarsu bu defa, amcasından kalan dudak uçuklatacak boyuttaki miras yüzünden suikastın hedefi hâline geliyor. Devlete güvenemediği için “Beni kim öldürecek?” sorusunun peşine düşüyor. Olası faillerini ararken insan avcısına dönüşüyor. Derin ilişkiler ağını görünce de devletten şikâyetçi oluyor. Mizahi dili ile öne çıkan “Zarar Vereceksin” bir intikam anlatısı ve bir siyasi hiciv romanı…
■ Mesut Akarsu; “Çıplak ve Yalnız”da kendini sevdirmiş olmalı ki, yeniden elinden tutup okurun karşısına çıkardınız. Yıllar sonra gelen bu buluşmanın hikâyesini anlatır mısınız?
Mesut’u sık sık benim elçim gibi görüyorum. Zekâsına hayranım. O benden daha zeki. Ben onun kadar hızlı düşünemiyorum. Düşünsem bile ondan daha utangaç biri olduğum için o kadar iyi yalan söyleyemiyorum. O yüzden beni benden daha iyi temsil ediyor, açıklarımı kapatıyor. Ayrıca eğlenmeyi, eğlendirmeyi, en önemlisi herkesle ve her durumla alay etmeyi biliyor ki ben gündelik hayatımda onun kadar eğlenceli ve gözüpek biri değilim. Galiba “Zarar Vereceksin”i depresif bir zamanımda kendimi ‘Mesut’ etmek için yazdım.
■ “Çıplak ve Yalnız”ın Mesut’u burada zengin ve yalnız hissediyor. Bir yandan da Türkiye resmi çıkıyor ortaya. Şüphenin ve güvensizliğin neler yaptırabileceklerine odaklanan “Zarar Vereceksin”de Mesut’un; “Artık hukuku acilen istiyorum” isyanı önemli…
Mesut adaletten şikâyetçi. Beklediği adalet sadece gecikmemekle kalmıyor, yola bile çıkmıyor. Adalet mülkün temelidir, değil mi? Hani, nerede? Mesut kendi can ve mal güvenliğini kendi elleriyle sağlamak zorunda kalıyor. Zorunda kalıyor çünkü adaleti sağlayacak olanlar da zaten suçun içindeler. Suç bizzat devlet eliyle icra ediliyor. Düşünsenize bizzat kendisi suçlu olan devlet aynı zamanda bizzat suçluyu yakalayıp yargılayacak makam olabilir mi? Sağ el, sol eli cezalandırabilir mi? Konu, saklamama gerek yok, derin devlete, devlet içindeki yapılara, belki vaktiyle gladio dediğimiz şeye, artık nasıl tarif edilirse, kendi içine doğru geri gidiyor. Adalet adaletsizliği himaye ediyor. Adalete inanan birkaç iyi insan elbette var ama elleri kolları bağlı. Kanun kitapları orada ama kapaklarını açan yok. Mesut isyan etmesin de ne yapsın?
■ Romanın mizah dili üzerine de konuşalım isterim. Mesut, Azrail ensesindeyken bile mizahı bırakmıyor.
Mizah benim her şeyim. Elbette gündelik hayatımda Mesut kadar cesur olamam ama yazının benim için en cazip tarafı herkese ve her şeye komik tarafından bakabilmek. Eğlenebilmek, demeliyim. Mesut hiç kimseyi, hiçbir durumu sadece iyi veya sadece kötü göremiyor, onun merceğinde üçüncü bir boyut var, o da ironi, kabalığa kaçmayan bir mizah.
İsmet Paşa’nın iltifatına mazhar olunca…
■ Bir taziye sahnesinde birden İsmet İnönü ve Mevhibe Hanım’ı görüyoruz. Bir amacı var mı orada olmalarının?
Aklıma birden İsmet İnönü fikri gelince o sahne çok hoşuma gitti. Ama öylesine oraya konmuş bir sahne olarak kalması da mümkün değildi. İşlevi olmalıydı. Hikâyeye katkısı olmalıydı. Oldu da. Mesut bütün devlet erkanının gözü önünde İsmet Paşa’nın iltifatına mazhar olunca dokunulmazlık mertebesine yükseldiğini, artık onu kimsenin cinayetle filan suçlayamayacağını büyük bir tatmin duygusu içinde düşünüyor. Adam koskoca İsmet Paşa, ayrıca o sırada başvekil. Benim kişisel fikirlerim bir yana, oradaki insanlar için bir abide. Yani, düşünsenize, siz şimdi savcı olsanız başvekilin yanağını okşadığını gördüğünüz birinin evine sabahın beşinde polis baskını yaptırmaya cesaret edebilir misiniz? Ben şahsen edemem, aman lazım değil, ne başımı derde sokacağım derim.
■ Perişan, Nasip, Allahaşükür, Alamet, Selamet, Nur… Lakaplarıyla tanınan bu insanlar Mesut’un etrafındaki korumalar… Aynı acının mağduriyetinin ‘kardeş’ yaptığı karakterler için neler söylersiniz?
Bunlar romanın en acıklı karakterleri, onlar ezilenler, ilk gözden çıkarılacaklar, ilk feda edilecekler. Hatta birkaçı zulmün en büyüğünü yaşamış. Acının, yoksunluğun, istismarın içinden gelen, teselliyi, iyiliği birbirlerinde arayan, birbirlerine tutunarak ayakta kalmış insanlar. Nur bilhassa sevdiğim bir karakter çünkü diğerlerinden ayrı olarak hayat üzerine düşünmeyi de biliyor. Hayatın asaleti takdir etmediğini, iyiliği ödüllendirmediğini anlamış, idrak etmiş, hem de kararsızlığa düştüğü zaman Mesut’a doğru yolu gösterebilecek kadar. O doğru yol da şu: Acımak yok. Çünkü diğer kardeşleriyle geçen bütün çocukluk, ilk gençlik yılları boyunca kimse onlara acımamış. Bu romanın yazarı olarak ben de onlara bu öfkeyi çok görmemem gerektiğine inandım.