Beşiktaş sahilinde 110 bin metrekarelik devasa bir alana yayılan sarayın bulunduğu bölge, asırlar boyunca donanma gemilerinin demirlediği doğal bir koy olarak kullanıldı. Alanın kaderi, Sultan II. Osman döneminde denizin doldurulmaya başlanmasıyla değişti.
Doldurulan bu alan zamanla “Dolmabahçe” ismini alarak padişahların hasbahçesine ve Beşiktaş Sahil Sarayı’nın bir parçasına dönüştü. Yüzyıllara yayılan bu tarihsel evrim, günümüzde İstanbul’un en kıymetli kültürel miraslarından birini ortaya çıkardı.

İKİ KOCA DEVRE ŞAHİTLİK EDEN 170 YILLIK MİRAS
Yapımına 1843 yılında başlanan ve 13 yıllık meşakkatli bir inşa sürecinin ardından 1856’da tamamlanan saray, Türk tarihinin en kritik dönemlerine bizzat tanıklık etti. Osmanlı Devleti’nin çalkantılı son yıllarında yönetim merkezi olarak kullanılan yapı, Cumhuriyet’in ilanından sonra da tarihi önemini koruyarak bir simge haline geldi.
GÖRKEMLİ YAPININ AĞIR FATURASI VE İLK DIŞ BORÇ
Dolmabahçe Sarayı’nın dillere destan ihtişamı, Osmanlı maliyesinin tarihindeki en büyük krizlerden birini yaşadığı döneme denk geldi ve ekonomik bir felaketin tetikleyicisi oldu.
Sarayın inşası, günümüz değeriyle tonlarca altına eşdeğer olan yaklaşık 5 milyon Osmanlı altınına mal edildi. Bu devasa yapıyı ayakta tutmanın ve hizmetleri yürütmenin sadece bir yıllık bedeli bile 2.5 milyon Osmanlı altınıydı. Hazine tamtakırken yapılan bu gösterişli harcamalar, devleti içinden çıkılmaz bir darboğaza sürükledi.
Sarayın yarattığı bu devasa mali enkaz, Osmanlı İmparatorluğu’nu İngiltere ve Fransa’dan tarihindeki ilk dış borcunu almaya mecbur bıraktı. Dolmabahçe, mimari bir şaheser olmasının yanı sıra devletin ekonomik bağımsızlığını kaybetmeye başladığı sürecin de en büyük anıtı olarak tarih sayfalarındaki yerini aldı.

