Yayımladığı şarkılar, kurduğu güçlü görsel dünya ve sahnedeki enerjisiyle son dönemin dikkat çeken isimlerinden Güneş. Onu ilk kez Temmuz 2023’te ‘Ayna’ şarkısının albüm tanıtımında izlemiştim; peformansıyla izleyenleri çok etkilemişti. 26 yaşındaki Güneş, 9 yaşında müzikle ilgilenmeye, 12 yaşındaysa şarkı sözü yazmaya ve beste yapmaya başlamış. ‘Dua’, ‘Suçlarımdan Biri’, ‘NKBI’ ve ‘Yok muydu Vaktin Bana’ gibi milyonlarca dinlenen hit şarkılarının yanı sıra 2022 yılında ‘Atlantis’, 2023’teyse ‘Pop’ albümünü dinleyiciyle buluşturdu. Şimdi de geçen hafta yayımladığı yeni teklisi ‘Al Ya Da Bırak’la dinleyici karşısında. Sony Music Türkiye etiketiyle çıkan parça, Fransa’da YEEIID mahlasını kullanan Yiğit Karaca’nın yönettiği video klibiyle de ilgi görüyor. Güneş’le buluştuk; müziğinden tarzına ve ilişkilerine derin bir sohbete koyulduk.
‘Al Ya Da Bırak’ şarkın nasıl duygularla ortaya çıktı?
Şarkıyı yaklaşık 1,5 yıl önce yaptım. Aslında şu an yayımlayacağım birçok parçayı o dönemde üretmiştim. Psikolojik olarak oldukça yıpratıcı ve yoğun bir süreçti. Önceki şirketimle yolların ayrılmasıyla ilgili beni zorlayan bir dönemden geçiyordum. Yaptığım seçimlerin sonuçlarını kabullenmekte zorlandığım bir zamandı. Parçayı o duyguların içinde yazdım.

İlk dinleyişte aşk şarkısı gibi…
Genelde parçalarım aşk şarkısı gibi algılanıyor çünkü ‘sen’ diliyle yazıyorum. Ama aslında her zaman bir sevgiliye seslenmiyorum. Bu şarkı da öyle… İlişkilerdeki gelgitler gibi dursa da aslında benim içimde yaşadığım bir kararsızlık hali. Kendimi bir yere sabitleyememek, sürekli oradan oraya kaymak… Aşkta daha sevecen duygular var. Bu daha çok kaotik, hatta toksik bir aşk olabilir ancak. Şarkılarımı yazarken bir yaşantıdan besleniyorum, benim için bir anlamı oluyor. Ama çıktıktan sonra artık bana ait değil. Her dinleyenin kendi hikâyesine dönüşüyor. O yüzden çok fazla açıklamayı tercih etmiyorum.
Şarkılarında ve kliplerinde risk alan, yenilikçi bir tavrın var. Seni buna iten ne?
Türkiye’de çok iyi sanatçılar var. O kadar işin, o kadar sanatçının arasında gidip aynı şeyleri tekrar etmenin etkili olduğunu düşünmüyorum. Bir işi kendim sevmezsem, heyecanlanmazsam zaten yayımlamam. Klipte bile kurgunun başındaydım. Her aşamasında olmak, kendimden parça katmak istiyorum.
Şarkında ‘Sen olmasan olamam başkasıyla’ sözü geçiyor. Bu sence bir güç mü, yoksa bir zayıflık mı?
Aslında zayıflık ve ben çok seviyorum zayıflığımı böyle bağıra bağıra söylemeyi. Çünkü kabulleniyorum. Bu bir aşk şarkısı değil desem de şarkı yazarken tek bir duyguya bağlı kalmıyorum. Verse’te (kıta) başka birinden, nakaratta bambaşka bir histen bahsedebiliyorum. Çünkü o duyguyu sadece bir ilişkiden değil, hayatımdaki farklı insanlardan da alıyorum. Aslında kişileri değil, o duygunun kendisini yazıyorum. Bu yüzden evet, bir zayıflık ama aynı zamanda bir güç. Birini bu kadar sevebilmek ve bunu kabul etmek de bir farkındalık.
Şu an hayatında biri var mı?
Hayır, yok.
Birinde seni en çok ne etkiler?
Beni genelde insanların hikâyeleri etkiliyor. Hayattaki amaçları, o amaç için verdikleri mücadele… Şu ana kadar beni etkileyen insanların hep hayatları ilgimi çekti ama bu, güçlü ya da zengin olmakla ilgili değil. Önemli olan, o noktaya gelirken neler yaşadığı ve kendini ne kadar geliştirdiği. Sorgulamadan, ot gibi yaşayan biri beni pek etkilemez.
Peki, yine şarkıdan yola çıkarsak, bir insandan vazgeçtiğini nasıl hissedersin? O eşik nedir senin için?
Değer görmediğime yüzde yüz inandığım an vazgeçtiğimi anlıyorum. Başta insan sevdiği için birçok sinyali görmezden gelebiliyor. Ama gerçekten değersiz hissettiğin an, içeride biraz bile ışık kalmadığında ben soğuyorum. Çünkü kendimi seviyorum, bunu kendime yapamam.
Herkesin birbirini ‘ghost’ladığı (birinin açıklama yapmaksızın aniden ilişkiden çekilmesi) bir ilişki çağında yaşıyoruz. Nasıl bakıyorsun bu duruma?
Ben de istemeden de olsa ghost’layabiliyorum ama ghost’lanıyorum da. Bunun günümüzde bu kadar normalleştirilmesi bence en kötü şeylerden. Hatta bugün dünyadaki olumsuz gelişmeler arasında üst sıralara koyarım.
Kalabalık bir hayran kitlen var. Bu sevgi seni besliyor mu yoksa zaman zaman baskı yaratıyor mu?
Bir baskı oluyor ama kötü bir baskı değil. Ne zaman uzaklaşsam ya da kişisel sorunlarım öne çıksa, beni uyandıran, tekrar kendime getiren bir etkileri oluyor. Hem de çok düşünceli ve kibarlar. Okuduğum mesajlar o kadar güzel ki… Bu da beni onlar için daha özenli ve daha iyi işler yapmaya motive ediyor.

Dinleyicileri nasıl bir albüm bekliyor?
Bu kez müzik tarafını daha hareketlendirdim. Sözler acı verse bile insanları dans ettirebilmek istiyorum. Volga Tamöz’le tekrar çalıştık. İkinci parça ‘Ekşimtırak’ı 17 Nisan’da yayımlayacağız. Dinleyicilerin ‘Oyun Hamuru’ olarak bildiği ‘Paramparça’nın tamamı da bu albümde olacak. ‘Mutfak’ıysa Berlin’de Nikolai Potthoff’la yaptık. 5 şarkılık albüm 24 Nisan’da çıkıyor, 25 Nisan’da IF Beşiktaş’ta lansman konserimiz var.
‘Dünyayı gezmeyi seviyorum’
Müzik dışında nelerle uğraşıyorsun? Psikolojini sağlıklı tutmak için neler yapıyorsun?
Elimden geleni yapıyorum. Ama bazen ‘kendime çekidüzen vereyim’ dediğim de oluyor, o zaman egzersiz iyi geliyor. Uzun süre sadece müzikle yaşayan biraz ‘nerd’ (spesifik hobilere takıntılı derecede bağlı, içe dönük kişi) biriydim, şimdi yavaş yavaş sosyalleşiyorum. Ama bu kulüp ya da kafeye gitmek gibi değil. Dünyayı gezmeyi seviyorum. Çocukluk arkadaşlarım farklı ülkelerde, onları görmeye gidince zaten gezmiş de oluyorum.
Gezmeyi en sevdiğin şehirler hangileri?
Berlin, ilk göz ağrım. Atlantis’in bir kısmını ve yeni 5 şarkılık albümden bazı parçaları orada yaptım. Müzikte ve grafikte inanılmaz yetenekli insanlar var. En sevdiğim yanıysa herhangi bir kulübe girip kötü müzik dinleme ihtimalinin neredeyse olmaması. Londra’nın Avrupa’dan farklı bir enerjisi var ve ritim olarak İstanbul’a benziyor. Avrupa’da bazen eksikliğini hissettiğim o ‘her an bir şey yapabilme’ hali Londra’da var. Canım sıkılsa hemen çok iyi bir konser bulabiliyorum. Şarm El-Şeyh… Dalış yapmayı çok seviyorum ve orada suyun altı gerçekten başka bir dünya. Rengârenk, adeta uzay gibi.