“Yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç var”

İstanbul’da düzenlenen “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nda, açılış konuşmalarının ardından oturumlar başladı. Siyasetten kültür sanata, sivil toplum örgütünden gazetecilere kadar çok sayıda aydın ve yazarın katıldığı konferansın ilk oturumu “Cumhuriyetin Kurucu Hikayesi, İmkanlar ve Dışarıda Bırakılanlar” oldu. 

IMG_PLACEHOLDER_0 ‘Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’ başladı
Bugün 11:20

Siyaset bilimci Prof. Dr. Levent Köker’in moderatörlüğünü yaptığı oturumda, tarihçi-yazar Erdoğan Aydın “Demokratik Bir Cumhuriyet Mümkün müydü?”; feminist yazar Hülya Osmanağaoğlu, “Cumhuriyet: Burjuva Devrim, Sınıflar Mücadelesi ve Feminist Hareket”; tarihçi-yazar Namık Kemal Dinç “Yüzyıllık Çıkmaz: İhya ile İmha Arasında Kürtler”; gazeteci-yazar Pakrat Estukyan ise “Geleceğin İnşasında Geçmişin Düşündürdükleri” üzerine sunum yaptı.

Köker, geçmişin değerlendirilmesinde çekincen davranıldığına işaret ederek, cumhuriyetin kuruluşundaki çelişkilere değindi.

Aydın: “Radikal bir sorgulamaya ihtiyaç var”

Panelde ilk sözü alan Erdoğan Aydın, “Cumhuriyetin kuruluşuna torpil yapan bir anlayış etkili olmaya devam ediyor” dedi. Radikal bir sorgulamaya ihtiyaç olduğuna dikkati çeken Aydın, “Bunu yapmadan sorunları çözmek mümkün olmayacaktır” diye kaydetti. Aydın, “Demokrasi ağır duvarlar altına almış cendereye karşı kendimize doğru soruyu sormak gerekir. Başlangıç bize iddia edilenin tersi bir tablo veriyor” diye konuştu. Aydın, birinci Meclis’in çoğulculuğuna işaret ederek, “Bu Meclis’te Kürtler vardı; Aleviler vardı” dedi.

Aydın, 1921 Anayasası’nın bu toprakların gördüğü en demokratik anayasa olduğunu belirterek, “Peki millet Türklüğü mü işaret ediyordu. Hayır. Meclis’te pek çok konuşma bize göstermiştir ki buradaki millet, Türkiye halklarını, birbirinin hak ve özgürlüklerine saygılı, öz kardeşler olarak tarif edilen bir durum söz konusu” diye konuştu.

IMG_PLACEHOLDER_2 Memlekete yol aramak: “Cumhuriyet’in Demokratik Dönüşümü” Konferansı
Bugün 00:00

1921 Anayasası ruhu

1923-1925 yılları arasındaki döneme dikkati çeken Aydın, “Birinci Meclis’in çoğulculuğu tasfiye edildi. Artık Kürt kökenli insanların olduğu ancak Kürtlerin olmadığını gösteriyor. Aleviler, Çerkezler, Lazlar açısından aynı bir tablo söz konusu. Herkesi Türkleştirmeyi öngören merkezileştirici bir anayasanın dayatılmasıydı” diye kaydetti. Aydın, cumhuriyetin kurucu ruhuna ihtiyaç olduğunun altını çizdi.

Osmanağaoğlu: “Kadın hareketi bileşen olarak tanınmalı”

Hülya Osmanağaoğlu, AKP’nin yeni bir rejim inşa ederken ilk olarak “kadınların tüm kazanımlarını gasp etmeye çalışarak” bu işe başladığını söyledi. Hülya Osmanağaoğlu, en son süresiz nafaka hakkının Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından iptal edildiğine işaret etti. 1908 yılı sonrası kadınların açtığı dernek ve dergileri sıralayan Hülya Osmanağaoğlu, 1923 sonrası bunların kapatıldığını kaydetti. Hülya Osmanoğaoğlu, “İslam kadını” vurgusu yerine “Türk kadını” vurgusunun aldığını kaydetti.

Hülya Osmanağaoğlu, demokratik cumhuriyetin tartışıldığı bir dönemde feminist hareketin, kadın hareketinin, TJA’nın da tanınması gerektiğini vurguladı. Hülya Osmanağaoğlu, “Sadece ‘kadınlar’ diyerek değil, Türkiye’deki feminist hareketin, kadın hareketinin (TJA) siyasal bir bileşen olarak kabul edilmesi gerekir” dedi.

Dinç: “Yeni bir sözleşmeye ihtiyaç var”

Namık Kemal Dinç, 1919 yılından sonra Kürtlerin maruz kaldığı inkara değindi. 1921 yılından sonra Kürtlere bakış açısının değişmeye başladığını belirten Dinç, “Birinci Meclis’in kapatılması Kürt-Türk İttifakı’nın sonu oldu. 15 Nisan 1923 aynı zamanda Kürt meselesinin ortaya çıkışında da bir başlangıç olabilir” dedi.

Dinç, söz konusu dönemlerde Ankara hükümetinin içeride Kürtleri telaffuz etmediği ancak dışarıda “Kürtlerin temsilcisiyiz” yönünde ifadeler sarf ettiğini dile getirdi. Dinç, 1919’da Kürtlerle varılan mutabakattan uzaklaşıldığına işaret etti.

Dinç, Kürtlerin artık yüzyıl öncesi Kürtler olmadığının altına çizerek, “Kürtler artık mücadeleleriyle örnek gösterilecek bir halk konumundadır. Diğer halklarla birlikte eşit bir özne olmak istiyorlar” dedi.

Kürtlerin ülkenin yaklaşık yüzde yirmisini oluşturduğunu söyleyen Dinç, “Ancak Türkiye’nin demokratikleşmesi Kürtlerin tek başında gerçekleştirebileceği bir şey değil. Kürt gerçekliği kabul edilmeli. Yüz yıl önce Kürtler ile birlikte tüm toplum kaybetti. Bir yüzyılı kaybetmemek için demokrasi kesimlerin birlikteliği zorunludur. Yeni bir sözleşmeye ihtiyaç vardır” ifadelerini kullandı.

Estukyan: “Yalanlar, cumhuriyetin kuruluş harcını oluşturdu”

Panelin son konuşmacısı Pakrat Estukyan ise, demokratik bir cumhuriyetin yurttaşı olmak mücadelesi verdiklerini ifade etti.

Pakrat Estukyan, Türkiye’nin antiemperyalist bir mücadeleyle kurulduğu tezinin ortaya atıldığını ancak bu durumun böyle olmadığını vurguladı. 

Estukyan, cumhuriyetin emperyalizm üzerine kurulduğuna işaret ederek, “Ağır yalanlar, ağır suçlar bu cumhuriyetin kuruluş harcını oluşturdu. Kurtuluş savaşı anlattılar. Dönük baktık ki kendi vatandaşlarıyla savaşmışlar. 1920 başında 13 milyon nüfus vardı. Müslüman olmayan 4 milyondu. Şu anda 85 milyon var. Müslüman olmayanları toplarsak yüz bini zor geçiyoruz. Anlaşılan o ki Kurtuluş Savaşı bunlardan kurtulmanın savaşı olmuştur” dedi.

‘Kürt uyanışı’nın etkisi

Bugünkü demokratikleşme tartışmaların Türkiye’deki sosyalist hareketin sayesinde olmadığına dikkati çeken Estukyan, “Kürtlerin uluslaşma sürecinde geldikleri aşama oldu. Kürtler, geçen yüzyılın başında ulus bilinci oluşmamış, dinsel ve aşiretler bağları olan gruplardı. Yerleşik bir düzen kuramamışlardı. Ama son 40 yıldır süregelen Kürt uyanışı, buna paralel olarak siyasal mücadele; bugün yeni anlayış arıyorsak ve memleketi daha aydınlık geleceğe götürmek istiyorsak bu uluslaşma sürecinden ötürürdür. Dolayısıyla Türkiye Kürtlerinden fevkalade önemli beklentiler oluşuyor” diye konuştu.

Süryanilerin yaşadığı sorunlara dair çağrı

Türkiye’deki bütün halkların bugün DEM Parti bünyesinde yer aldığını kaydeden Estukyan, bu siyasetin Ermenilere dönük katliamda yüzleşme noktasında samimi bir tutum gösterdiğini vurguladı. Estukyan, bu dönemde DEM Parti siyasetine daha önemli bir sorumluluk düştüğünü belirterek, 2000’li yıllar sonrası Mardin’deki Turabdin Bölgesi’nde dönen Asuri-Süryanilerin yaşadıkları sorunları anlattı.

Estukyan, şu ifadeleri kullandı:

“Köyler boşaltılırken Kuzey Avrupa’ya göç etmek zorunda kaldılar. 2000’ler sonrası demokrasi havası estiğinde bu insanların bir kısmı geri geldi. Terk ettikleri evleri inşaya giriştiler. Burada, yaşam kurma yarışında komşularıyla sorunlar yaşadılar. Can kayıpları da vermeye başladılar. Komşularınız kim dediğimizde ‘Kürtler’ diyorlar. Korucu aşireti olan Kürtleri biliyoruz. Hamidiye Alayları’na asker veren aşiretleri biliyoruz. Kürt siyasi hareketinin Asuri-Süryanilere karşı ağır bir sorumluluğu var. Bu sorumluluk ‘Ben senin yanındayım’ sorumluluğudur. Bütün müzakerelerin ve süreçlerin ötesinde ilkesel bir tutum olarak.”

(VC)