‘Kim zengin olsun diye kimler nasıl yoksullaşır’

Zeynep Kaçar, son romanı “Seni Seviyorum Uçur Beni”de genç yoksulluğuna odaklanıyor. Kaçar, “Romanın temel meselelerinin başında zengin ve yoksul arasındaki bu hiyerarşik ilişki biçimi geliyor” diyor

Ümran Avcı – Zeynep Kaçar, son romanı “Seni Seviyorum Uçur Beni” gündelik siyasetin sıradan yaşamlara etkisini gençler üzerinden anlatıyor. Caddelerde dolaşan seçim otobüsünün hoparlöründen, televizyon ekranlarından türlü vaatler sıralanıyor. O sırada kentin kenar mahallelerinde hikâyeleri birbirine değen 20’li yaşlarını süren üç genç hayatta kalma savaşı veriyor. İnşaat depolarında heba olan Sefa Kaya, annesi öldürüldükten sonra sudan çıkmış balığa dönen İzzet Can, bombalı saldırıdan kıl payı kurtulan üniversite öğrencisi Beyza… İyi hayat ihtimallerinin peşinde koşan, bir şekilde ‘yırtmak’ isteyen gençlerin girdiği çıkmazı anlatıyor Zeynep Kaçar.

Romanın kurgusu; bir bilgisayar oyunu şeklinde ilerliyor. Sonunda oyun bitiyor. Bunu gerçek hayatta oyunu yazanlar ve yazılan senaryoya uymak zorunda olan aktörler gibi mi okumalı?

Bir arada yaşamak hepimizin genlerine kayıtlı bir muhtaçlık hâli. Başkaları olmadan yaşayamayan canlılarız biz. Bunun elbette iyi yanları var. Korunmak, kollanmak, iş bölümü, duygusal temas ve daha pek çok şey. Ama her toplum hızlıca kendi ezen ezilen ilişkisini oluşturuyor. Üsttekiler kuralları belirliyor, alttakiler o kurallarla yaşamaya önce gönüllü kılınıyor, açgözlülük arttıkça gönüllülüğün yerini zorunluluk alıyor. Romanın temel meselelerinin başında zengin ve yoksul arasındaki bu hiyerarşik ilişki biçimi geliyor. Kim neden zengin olur, onlar zengin olsun diye kimler nasıl yoksullaşır. Bu soruların peşine düşüyorum. Bunu yaparken de ana karakterlerimi bir bilgisayar oyununun içine yerleştiriyorum. Hem metafor hem gerçek dünyada yenilmeye mahkûm, debeleniyorlar.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Genç yoksulluğu sorununa projeksiyon tutmak mı istediniz?

Son yıllarda dünyaya baktığımda gördüğüm en temel sorunlardan biri genç yoksulluğu. Özellikle büyük şehirlerde gençler giderek yoksullaşıyorlar. Ayak işlerinde hayatları heba oluyor. İstedikleri gibi yaşamak bir yana geleceğe dair umutları yok. Bunun nedeni kaynakların azlığı değil elbette. Ekonomi politikaları belirliyor hayatı. Hizmet sektöründeki bu ihtişama hiç ihtiyacımız yok ama varmış gibi davranıyoruz. Ülkenin gençleri de motosiklet tepelerinde, market kasalarında, inşaatlarda, saçma ve gereksiz işlerde gelecek düşleri kapkara köle muamelesi görüyor. O gençlere layık görülen bu rezilliği anlatmak da insanlığın iş bölümünde bana düşen bir görev diye düşünüyorum.

Romanın alt metninde adalet kavramı öne çıkıyor.

Roman boyunca hem kurguda hem yaşadığımız hayatta adalet nedir sorularını sordum kendime. Son dönemde gittikçe popülerleşen bir kişisel gelişim kültürüne tanık oluyoruz hepimiz. Hayatın her alanındaki tüm sonuçların sorumluluğu bireyin düşünce mekanizmasına yükleniyor. Sen olumlu düşünürsen her şey iyi olur, şunları şunları yap ve kendini kurtar gibi söylemler hızla yaygınlaşıyor. Oysa bizi çevreleyen dünyadan muaf değiliz hiçbirimiz. Bir insanın yaşadığı hayatı anlayabilmek için onu çevreleyen ilişkiler ağına da bakmak gerekir. Bu gençleri çevreleyen bir dünya, bir şehir, bir politik atmosfer var. Orada yaşanan rezillikler hayatlarında şiddetli sonuçlar doğuruyor. Kesinlikle adil değil. Ama bireysel çabalarla dışına çıkmak da mümkün değil. Öte yandan kurgunun adaletle ilişkisi üzerine de düşündüm. Bir kurgu metin ancak adalet yerini bulursa mı bizi tatmin eder, yoksa adaletin olmadığı bir dünyayı anlatırken hiçbir suçun cezalandırılmadığı bir kapanış mı daha doğru?

‘Umutları çalınıyor’

Kendi mesleğinize içeriden, eleştirel bir gözle bakıyorsunuz. Beyza, Dramaturji okuyor. Bölümüyle ilgili “Çoğu mezun olduğunda işsiz kalacak” sözlerine katılır mısınız?

Dramaturji bölümü benim çok severek okuduğum, hayata bambaşka bir bakış ve eleştirel bir görme biçimi kazanmama neden olmuş aslında şahane bir bölüm. Yine de mezun olduğunuzda en azından dramaturji alanında çalışmanız pek mümkün olmuyor. Beyza’nın bu bölümde okumasının nedeni trajedi kavramını tartıştırmak istediğim için oldu biraz da. Kuramsal olarak tartışma yürütebileceğiniz tek bölüm orası olduğu için. Ama bugün pek çok genç gerçekçi bir gelecek planı olmayan bölümlerde okumak zorunda kalıyor. Üniversitelerin kalitesinin düşmesinin yanı sıra ne işe yaradığı belirsiz bölümler de gençlerin umutlarını çalıyor.