Güney Öztürk
Batı’dan Türkiye’ye çifte tuzak. ABD, Fransa, İsrail ve Yunanistan Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de dışlarken, NATO Ankara Zirvesi’nde Türkiye’nin askeri gücüne yeni görev yüklemeye hazırlanıyor.

Ankara’da hayat duracak
– Etimesgut Askeri Havalimanı “Ankara Havalimanı” adıyla yenilendi. Pist genişletildi. 44 uçağın sığabileceği dev bir apron ve modern bir devlet konukevi inşa edildi. Maliyeti 11.5 milyar TL’yi geçti.
– 230 günde tamamlanan 3 kilometrelik bağlantı yolu tamamen NATO heyetlerine tahsis edildi.
– Havalimanından Beştepe’ye kadar Yüksek Hızlı Tren hattı üzerine rekor sürede bir köprü inşa edildi.
– 6-12 Temmuz tarihlerinde şehirde hayat duracak. Kamu personeli izinli sayılacak. 17 bulvar, 24 sokak ve 25 cadde trafiğe kapalı olacak.
– Ankara hava sahası sivil uçuşlara tamamen kapatılacak,
– F-16’lar devriye atacak.
– Sinyal kesiciler nedeniyle telefonlar çekmeyecek.
1. HEDEF MAVİ VATAN
Kuşatmanın yasal ve lojistik koordinasyonu doğrudan Washington’dan yönetiliyor. Senato Dış İlişkiler Komitesi, Eastern Mediterranean Gateway Act (Doğu Akdeniz Geçit Yasası) tasarısını onayladı. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi resmi tutanaklarına giren “Eastern Mediterranean Gateway Act” (S.4443) yasa tasarısı, alelade bir iş birliği metni değil, Türkiye’yi Mavi Vatan’da hapsetme projesinin resmi adı.
Yasa, ABD’nin, Yunanistan, Kıbrıs, İsrail ve Mısır gibi ülkelerle enerji ve savunma alanlarındaki iş birliğini derinleştirmeyi ve bu ülkelerin kritik altyapılarını, IMEC (Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru) kapsamında öngörülen daha geniş bağlantısallık ağına entegre etmeyi amaçlıyor.
Muhafazakar eğilimli Amerikan düşünce kuruluşu FDD Action analistlerinin aktardığına göre, Senatörler Cory Booker ve Dave McCormick imzalı bu tasarı, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasındaki “3+1” diplomatik mekanizmasını Amerikan iç hukukunun zorunlu bir parçası haline getiriyor.
Washington merkezli jeopolitik yayın organlarında, yasanın “Türkiye’yi tamamen saf dışı bırakan IMEC koridorunun askeri ve siber güvenliğini sağlamak adına Doğu Akdeniz limanlarını bu ittifakın emrine tahsis edeceği” açıkça vurgulanıyor.
2. FRANSA’NIN KIBRIS HAMLESİ
İttifakın Avrupa Birliği (AB) ayağındaki en agresif aktör olan Fransa, askeri olarak bizzat sahaya inmiş durumda. Fransız savunma yayını Opex360 ve Rum medyasının manşete taşıdığı belgelere göre, Fransa ile Rum Kesimi arasında imzalanan Kuvvetler Statüsü Anlaşması (SOFA), adanın güneyini adeta bir Fransız askeri üssüne çevirdi.
Bu anlaşmayla Fransa, Güney Kıbrıs’taki tüm askeri limanlara, hava sahasına ve istihbarat altyapısına sınırsız ve denetimsiz erişim hakkı kazandı. Kıbrıs Rum kamu yayıncısı CyBC’nin haberinde, Rum liderliğinin “AB’nin stratejik özerkliğine tarihi bir katkı” olarak pazarladığı bu hamle, Fransız Le Figaro gazetesinin analizlerinde “Paris’in Türk deniz gücünü güneyden baskılamak üzere Kıbrıs’ı bir ileri karakol olarak kullanma ihtimalini tescilledi” şeklinde yorumlanıyor.
3. ATİNA’YA NÜKLEER ŞEMSİYE
Yunanistan, Türkiye karşısındaki askeri yetersizliğini Batılı büyük güçlerin arkasına saklanarak kapatma stratejisinde vites yükseltti. Yunan kamu yayın kuruluşu ERT muhabirlerinin ve Atina merkezli Kathimerini gazetesinin askeri kaynaklara dayandırdığı haberlere göre, Atina ve Paris arasında imzalanan “Genişletilmiş Kapsamlı Stratejik Ortaklık” anlaşması, Ege ve Doğu Akdeniz’deki dengeleri bozacak tehlikeli bir madde içeriyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un resmi olarak “Yunanistan’ı Fransız nükleer koruma şemsiyesi altına aldığını” ilan etmesi, Avrupa basınında geniş yankı uyandırdı.
İngiliz The Guardian gazetesinde yer alan analizlerde, bu durumun “Olası bir sınır krizinde Yunan topraklarına nükleer silah konuşlandırılmasının önünü açabileceği ve Atina’nın Türkiye’ye karşı yürüttüğü kuşatma politikasında her türlü çılgınlığı göze aldığını gösterdiği” belirtiliyor.
4. İSRAİL VE DOĞU AKDENİZ
Doğu Akdeniz’deki enerji denklemine yayarak kuşatmanın finansal ve lojistik ayağını tahkim ediyor. İsrail ekonomi gazetesi Globes ve enerji odaklı Middle East Economic Survey (MEES) raporlarına göre, Türkiye’nin kıta sahanlığını ve egemenlik haklarını hiçe sayan İsrail yönetimi, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya uzanacak olan “Great Sea Interconnector” elektrik ve enerji hattını hayata geçirmek için bastırıyor.
Bölgesel analizlerde, bu projelerle “Leviathan ve çevre gaz sahalarındaki kaynaklar Batı’ya aktarılırken, Türkiye’nin denizden de bir enerji duvarıyla örülmek istendiği” ihtimali en güçlü senaryo olarak aktarılıyor.
5. ABD’DEN ÇEKİLME SİNYALİ
Pentagon koridorlarında kartların yeniden dağıtılması, Akdeniz’deki şer ittifakını daha da pervasız hale getirdi. Reuters ve Politico’nun Brüksel’deki NATO savunma bakanları toplantısından aktardığı taze bilgilere göre, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in “Avrupa’daki Amerikan askerlerine yönelik 6 aylık bir azaltma ve gözden geçirme süreci (review of forces) başlatacağını ve bütçe hedeflerini tutturamayan müttefiklere yönelik ABD katkısının düşeceğini” açıklaması kıtada panik yarattı.
Brüksel mahreçli analiz yazılarında, Washington’ın odağını kaydırma sinyali vermesini fırsat bilen Fransa ve AB liderliğinin, “Akdeniz’de doğacak güç boşluğunu Türkiye karşıtı bölgesel bir blok oluşturarak jet hızıyla doldurmaya çalışabileceği” iddia ediliyor.
6. “PARALI ASKER” ROLÜ
Kuşatmanın en tehlikeli virajı ise 7-8 Temmuz 2026’da Beştepe’de gerçekleştirilecek olan tarihi Ankara NATO Olağanüstü Liderler Zirvesi öncesinde Batılı düşünce kuruluşlarının raporlarında ifşa oldu. Londra merkezli stratejik araştırma merkezi IISS (International Institute for Strategic Studies) ve İtalyan Instituto Affari Internazionali (IAI-uluslararası İlişkiler enstitüsü) tarafından yayınlanan zirve analizlerinde, ABD’nin Avrupa’dan çekilme planı doğrultusunda Türkiye’ye iki kritik ve ağır askeri görev dayatılacağı belirtiliyor.
Karadeniz’de Ukrayna’yı destekleyecek “NATO koruyucu misyonunun öncülüğü” ve Orta Doğu ile Akdeniz’den gelecek göç/terör tehditlerine karşı “NATO’nun Güney Kanadı Başkomutanlığı.”
Resmi adı “NATO Koruyucu Misyonu” olmasa da, stratejik olarak Karadeniz’de Rusya’yı dengeleme ve Ukrayna lojistiğini sırtlama görevinin Ankara Zirvesi’nde Türkiye’nin önüne bir “sorumluluk” olarak getirileceği tespiti dış analistlerin ortak görüşü.
Polonya merkezli savunma analizi platformu Defence24 ise bu planı açıkça itiraf ederek, Batı’nın Ankara’daki NATO Zirvesi’nde “Türkiye’nin askeri gücünü Orta Doğu ve Akdeniz’deki risklere karşı bir tampon (kalkan) olarak kullanmak isterken, eş zamanlı olarak Doğu Akdeniz’deki enerji projelerinde (IMEC gibi) Türkiye’yi dışarıda bırakmaya çalışarak iki yüzlü bir doktrini” devreye sokacağını yazıyor.
İtalyanIAI raporu da Ankara’daki NATO Zirvesi’nin Türkiye’ye Doğu Akdeniz güvenliği, Libya, Suriye, göç, güney kanat öncelikleri, savunma tedariki, birlikte çalışabilirlik ve yük paylaşımı başlıklarında rolünü dayatma/ilan etme fırsatı verdiğini yazıyor.

Zirveye 32 NATO üyesi ülkesinin liderlerinin katılacağı bekleniyor. Öte yandan, Hint-Pasifik Dörtlüsü olarak anılan Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın da davet edildiği aktarıldı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskyy’yi de zirveye katılmasını istediği açıklandı. Ayrıca Ankara’nın Suriye Devlet Başkanı Ahmet el-Şara ile Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır gibi bazı Arap ülkelerinin liderlerini zirveye davet etmeye niyetlendiği konuşuluyor.
7.HEDEFTEKİ ORTAK TÜRKİYE
NATO zirvesi 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da yapılacak. Hatırlarsınız NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Türkiye’nin savunma sanayiindeki “devrimini” ve birlikte üretim alıp/satma ihtiyacını sürekli vurguluyor.
Daha önemlisi ABD merkezli savunma ve ulusal güvenlik yayını Defense News, MSB Bakanı Yaşar Güler’in Türkiye’nin 2028-2030 arasında NATO Müttefik Reaksiyon Gücü’nün komutasını üstleneceğini açıkladığını yazdı. Aynı haberde Güler’in “Türkiye artık NATO’nun güneydoğu çevresinde bir kanat ülkesi değil, Avrupa güvenliğinin tamamında güvenlik üretebilen merkezi bir müttefik” dediği aktarıldı.
Yunan merkezli bir düşünce kuruluşu (think-tank) olan Avrupa ve Dış Politika için Helen Vakfı’nın (ELIAMEP) raporunda ise daha da net bir cümle var: “Türkiye NATO’ya kendi topraklarını savunmak için, NATO da güneydoğu kanadını yönetmek için Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor” deniliyor. “Kürecik radarı ve İncirlik’in NATO’nun İran savaşındaki hava savunma zincirinde kritik rol oynadığı” belirtiliyor.
Reuters da hemen her haberinde NATO’nun Adana/İncirlik hattına ek Patriot konuşlandırdığını, Malatya/Kürecik yakınında da Patriot sisteminin devreye alındığını yazmaktan geri kalmıyor.
Ve önemli not:
Tüm bu jeopolitik gelişmeleri, hamleleri ve Batı’nın kuşatma planlarını; yakın dönemde Karadeniz’e (Anadolu Kavağı Deniz Unsur Komutanlığı) ve Adana’ya (MNC-TUR Çok Uluslu Kolordu) kurulacağı resmen açıklanan yeni NATO üsleri ve komuta merkezleri çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Coğrafyamıza yerleştirilen bu yeni askeri mimari, Türkiye’yi Akdeniz’de haklarından mahrum bırakırken risklerin tam göbeğine iten o çifte stratejinin sahadaki resmi tescilidir.