SCÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Çetin, yaz aylarının gelmesi ile birlikte yeniden ortaya çıkan kene vakaları hakkında açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Çetin, bu konuda hem Sağlık Bakanlığı’nın hem de Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ciddi tedbirler aldığını belirterek, “Ancak direkt kenelerin tabiattan yok edilmesi, özellikle bu hastalığa sebebiyet veren kene cinsinin bölgemizde daha fazla yaygınlaşması ve bunların enfeksiyon taşıma risklerinin daha fazla artmasının maalesef önüne geçemedik. Belli periyotlar halinde vaka sayılarımızda artma ve azalma olabiliyor. Ancak şu anda artış trendindeyiz. Onun için de mümkün olduğu kadar dikkat etmekte fayda var.
Özellikle bu keneler vahşi hayattan bizim yerleşim alanlarımıza gelen canlılar. İlk konakçıları vahşi hayvanlar. Arkasından bizim evcil hayvanlarımız. Özellikle şu ana kadar hem vakalarımızın hem de ölen vatandaşlarımızın çoğunlukla geldiği yer, kırsal kesimler ve hayvancılıkla uğraşılan kesimler. Özellikle de hayvancılıkla ilgilenen ve uğraşan insanlarımızın hayvanları otlamadan döndüğü zaman hayvanların üzerlerinde bir kene kontrolü yapması, eğer varsa yoğun ilaçlanması, dikkatli bir şekilde bertaraf edilmesi,hem kendi sağlıkları hem de toplumun sağlığı açısından çok önemli ve değerli” dedi.
‘ÖLÜMLERİN EN ÖNEMLİ KISMI GECİKMİŞ VAKALAR’
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
kaynak olarak ekleyin
Kenenin insan vücuduna tutunma sürecinden de bahseden Prof. Dr. Çetin, “Her zaman söylüyoruz, gene söylüyoruz. Kenelerin çok büyük bir kısmı, yüzde 70’e yakın oranı pantolon paçalarından ve ayaklardan vücuda girmekte ve dağılmaktadır. Bu noktada da eğer sadece biz pantolon paçalarımızı çoraplarımızın içerisine aldığımızda yüzde 40 daha fazla oranda korunabileceğini düşünüyoruz. Mutlaka bir etkinlikten sonra, açık havada yapılacak özellikle yoğun bitki örtüsünün olduğu yerlerde yapılan etkinliklerden sonra da insanlar eve gittikleri zaman üzerlerinde kene kontrolü yapmalarında fayda var. Keneler vücuda girdikten sonra yaklaşık 1 saat civarında yapışacak yer ararlar. Eğer bu dönemde yapışmadan da bunu bertaraf edebilirsek, çok daha faydalı olacaktır. Hastalık yapma riskini en aza indirmiş oluruz. Ancak buna rağmen de kene vücuda tutunmuşsa, o zaman da mutlaka ehil ellerde acil servislerde kenelerin çıkartılması, kan tahlili alınması ve bir hafta süreyle de kontrolde kalmasında fayda var. Ölüm vakalarımızın en önemli kısmı gecikmiş vakalar. Erken vakaları tedavi etmemiz çok daha rahat ve kolay. Ancak geciken vakalarda ölüm oranlarımız çok daha yüksek. Onun için de mümkün olduğu kadar bu konuda hassas olunmasını öneriyoruz” diye konuştu.
‘ETKİNLİK VE KORUMA SÜRECİ ÇOK ÖNEMLİ’
Aşı çalışmalarında gelinen son aşama hakkında da bilgi veren, şu ana kadar yapılan çalışmaların koruma süresi açısından yetersiz kaldığını belirten Prof. Dr. Çetin, “Maalesef şu anda bizim de içerisinde olduğumuz, yoğun olarak çalışan arkadaşlarımız var. Birkaç tane, ülkemizin de içerisinde olduğu konsorsiyumlarda, Bulgaristan’da, Rusya’da bu tür aşılar geliştirildi. Aşılarda ilk olarak etkinlik oranı çok önemli. Maalesef bunlar çok etkili çıkmadı. İkincisi ise koruma süreci çok önemli. Biz aşıyı yapıp da 3 ay sonra bunun etkisi geçiyorsa, bunu da biz koruyucu olarak kabul etmediğimiz için maalesef şimdiye kadar bu çalışmalar başarıya ulaşamadı. Ancak şu anda umut veren yaklaşık 3 tane aşı çalışma var. Hayvan deneylerinde daha yüksek oranlarda koruyuculuk tespit edildi. Faz çalışmaları başladı. Çok sık görülen bir hastalık olmadığı için aşı çalışmalarının da uzun sürmesi çok doğal. Vatandaşlarımız koronavirüste 1 yılda aşı bulunmuşken bu niye bu kadar uzun sürüyor, diye sorabilir. İkisi de virütik bir hastalık ancak her virüsün kendine özgü özellikleri var. Çok yoğun bir şekilde görülen hastalıklara karşı aşı çok daha hızlı geliştirilebiliyor. Sivas’ta yılda 100-120 civarında kene vakası sayımı oluyor. Böyle bir hastalığa aşı geliştirme süreci de dolayısıyla diğeriyle aynı değil” dedi. (DHA)