Dışişleri Bakanı Hakan Fidan: CAATSA’da sonuca ulaşacağız

Disisleri bakani hakan fidan caatsada sonuca ulasacagiz Eye4Lgdy.jpg

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 22 yıl aradan sonra Ankara’da düzenlenen 36’ıncı NATO Zirvesi’nin ardından dikkat çeken açıklamalarda bulundu. 

TRT Haber’e konuşan Bakan Fidan’ın yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Bu zirve hem yapılışı itibarıyla hem sonuçları itibarıyla gerçekten tarihi bir zirve oldu. Bu aynı zamanda Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürüttüğümüz Türk dış politikasının da açıkçası olağanüstü bir başarısı idi. Bu zirvede alınan kararlar ve yapılan görüşmelerden önce zirveyi hazırlayan süreçte uluslararası ortama yapılan tartışmalara da bakmak lazım.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Birçok krizin ortasındayken, esas itibarıyla hem Avrupa hem diğer coğrafyalar, burada yapılan çok ciddi tartışmalar vardı. Dolayısıyla bu güvenlik tartışmalarında NATO’nun güvenliği, geleceği nasıl olacak, transatlantik ilişkileri nereye doğru gidiyor? Bütün bunların hepsinde yapılan tartışmalar bir belirsizlik havası doğurmaya başladı. Yani NATO’nun etkinliği, caydırıcılığı, birlikteliği azalıyor mu? Bu noktada yapılan tartışmalar aslında çok fazla sonuç verici tartışmalar değildi.

“NATO ROLÜNÜ YENİDEN KEŞFETTİ”

Transatlantiğin iki tarafında da yapılan tartışmalar var biliyorsunuz. Türkiye tam bu zamanda esas itibarıyla Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu liderlikle ve politikamızın ürettiği çıktılarla, esas itibarıyla ittifakın hala geçerliliğini koruduğu, transatlantik aktörlerin ortaya koyduğu, her iki taraftaki aktörlerin de ortaya koyduğu görüş ayrılıklarının aslında bir noktada buluşturulabileceği ve NATO’nun başlangıçtaki kuruluş amacı olan, yani ofansif değil, saldırıya yönelik değil, daha çok savunma ve barışı korumaya, refahı ve huzuru artırmaya yönelik rolünün yeniden aslında bir keşfi oldu.

Tabii bunu yapılırken birtakım şeyler var, onu ifade etmek gerekiyor. Birincisi, Amerika’nın haklı olarak şikayet ettiği, NATO’nun uzun yıllardır “Avrupa ayağının yükünü ben taşıyorum, artık burada bir yeni düzenlemeye gidilmesi lazım. Çünkü Avrupa devletleri gerçekten müreffeh devletler, Avrupa Birliği kendisinin oluşturduğu büyük bir ekonomik düzen alanı var. Ben bunların güvenliğini sağlarken, ben bunların istifade ettiği sosyal güvenlik imkanlarını kendi halkıma sunamazken, burada benim sağladığım güvenlikle böyle bir hayatın yaşanıyor olması aslında bir politik tartışma konusu idi.” Şimdi bunu külfet paylaşımı diye esas itibarıyla kavramsallaştırdılar. Bu kabul gördü. Ankara Zirvesi’nde de bu kavram olmaktan çıkıp artık pratikte uygulanır bir politikaya döndü. Bu önemli, en önemli çıktısı aslında, somut çıktısı bu. Külfet paylaşımının konsept olmaktan çıkıp artık uygulamaya dönüşülmesi ve bu konuda herhangi bir şekilde tartışmanın artık yapılmaması, o önemliydi.

Diğer taraftan gerçekten savunma sanayii alanının en az savunma unsurları kadar, yani askerler kadar, ordular kadar önemli olduğu, destekleyici bir unsur değil artık ana bir unsur olduğu, bütün bu savunma planlamalarının yapılmasında ve stratejilerinin oluşturulmasında o da NATO’nun kayıtlarına ve stratejik doktrinine geçti.

En fazla konuşulan konulardan biri dayanıklılık konusu. Yani ordularınızı hazırlıyorsunuz ama ne kadar süreyle mühimmat olacak? Ne kadar süreyle savunma mekanizmaları olacak? Lojistik ne kadar iyi olacak? Bütün bunların hepsi bir kez daha yaşanan savaşlarda görüldüğü için gündeme geldi ve burada yapılan savunma sanayii ile ilgili hem forum, Savunma Sanayii Başkanlığımızın da burada çok ciddi emeği var, onun için de onlara ayrıca teşekkür etmek lazım, hem de politik çerçeve gerçekten çok belirleyici oldu.

Tabii bunun çıktıları ve bu sürece giderken oluşan psikolojik atmosfer, siyasi atmosfer çok uzun tartışmalara konu olacak bir alan. Ama yani süremiz kısıtlı olduğu için ben sadece ana başlıkları söylemekle yetinmek istiyorum.

NATO’nun geleceğine tabii bütün NATO üyeleri beraber karar vermek zorunda. Şimdi NATO üyelerinden bahsettiğimiz zaman aslında bu da uzun bir tartışma ve bizim gerçekten çok kafa yorduğumuz bir konu; Avrupa güvenliği meselesi. Avrupa güvenliği konusu Avrupa Birliği tarafından mı götürülecek, Avrupa’daki Türkiye’nin de dahil olduğu diğer ülkeler tarafından mı götürülecek? Şimdi aslında Macron’un ortaya attığı NATO’yla ilgili cümlelerin de geri planında yatan temel husus, burada Avrupa’da artık Avrupa Birliği’nin öncülük etmesi. Avrupa Birliği’nin de İngiltere çıktıktan sonra iki önemli gücü kim? Fransa ve Almanya. Almanya ekonomik bir dev söylendiği zaman, Fransa askeri bir dev. Dolayısıyla Fransa’nın aslında öncülük edeceği yeni bir güvenlik alanının aslında olması arzusu veya stratejisini de orada görebiliyoruz.

Ama genel itibarıyla Rusya-Ukrayna savaşı, sebeplerinden bağımsız olarak söylüyorum, askeri stratejistler tarafından gerekli dersler çıkartıldığında şu görüldü: Aslında ittifakın iki kanadının da birbirine gerçekten ihtiyacı var. İlk önce Amerika ‘Ben yükü gerçekten paylaştırmak istiyorum’ dedi, ‘hepsini taşımak istemiyorum’ dedi. Tamam, Avrupalılar bunu üstlerine aldılar, buradan bir maliyet ödeme var. Çünkü siyasiler için zor bir karar. Sosyal hizmetlerden, temel hizmetlerden kesip savunmaya bütçe ayırmak her iktidarın bir noktada sıkıntıya düşeceği alanlardan biri olabilir özellikle Avrupa’da.

Diğer taraftan savunma sanayiinin ilk başta şöyle bir politika vardı dikkat ederseniz iki sene önce, özellikle Sayın Trump ilk iktidara geldiğinde. Deniyordu ki herkes kendi sanayi yeterliliğini kendisi geliştirsin, bu noktada politikalar üretilsin. Tamam, denendi, gidildi. Konu çok ciddi tartışıldı ama gelinen noktada görüldü ki hiç kimse bu ekosistemini tek başına üretmeye uygun değil. Yani şimdi o zaman ne olacak? İttifak üyeleri arasında külfet paylaşımı değil, ekosistemin kurulumu da önemli.

Aslında yaptığımız yan toplantılardan biri, Amerika Dışişleri Bakanı daveti üzerine, dar katılımlı bir toplantıydı bu. Bu savunma sanayiyle ilgili bir ekosisteminin belli başlı endüstriyel gücü olan, sanayi gücü olan müttefiklerin katılımıyla yeni bir politika alanına dönüştürülmesi konusu bence eşit derecede önemli. Yani şunu söylemek istiyorum, aslında NATO klasik manasıyla bakıldığı zaman hani insanların zihninde soğuk savaş haliyle mücessem olmuş bir durumda ama modern zamanlara geldiğiniz zaman olan şu: Evrilen tehditler karşısında ittifakla üye ülkelerin hem askeri kabiliyetlerini hem savunma sanayine ilişkin diğer kabiliyetlerini bir arada tutabilme yeteneğini nasıl yürütürüz sorusuna aradıkları bir cevap. Bunun da kavramsallaştırılması, isimlendirilmesi 3.0’la oldu. 1.0 biliyorsunuz soğuk savaş dönemiydi. Ondan sonra soğuk savaştan bugüne gelen bir süreç oldu o da 2.0’dı. Şimdi 3.0’a geçiyoruz.

“TARİHİ BAŞARI”

Şu büyük bir başarı. Bu kadar jeostratejik ve küresel sarsıntıların olduğu bir dönemde, kafa karmaşasının, fikir ayrılıklarının, stratejik hedef farklılıklarının olduğu bir dönemde, ittifaka üye ülkelerin bir araya gelerek belli başlı liderlerin önemli pozisyonlar ortaya koyarak, ki Cumhurbaşkanımız bu liderlerden biri, yine belli kavramlar etrafında, hedefler etrafında ittifakın uzlaşması tarihi bir başarı. Onun altını çizmek gerekiyor.

Bu kararlar iyi ilerletilirse esas itibarıyla gerçekten çok olumlu etkilerini göreceğimizi düşünüyorum. Sanayinin en önemli iki tane alanından biri, birincisi tedarik zincirlerinin kesintisiz çalışabilmesi ki bu tedarik zincirlerine başka ülkelerin sağladığı malzemeler de giriyor. Bunda sıkıntı olmaması lazım. İkincisi markete erişimde sıkıntının olmaması. Böylesine büyük bir ekosistem ittifaka üye olan ülkeler bir araya geldiğinde bu anlayışla bir savunma sanayii ekosistemi kurarlarsa hem tedarikte hem pazarda sorun olmaz. Dolayısıyla sanayinin kendi kendini yürütme, idame etme yeterliliği ortaya çıkar. Aksi takdirde sürekli sübvanse edilmesi gerekir. Bu sürekli sübvanse etme de her ülkenin tek başına karşılayabileceği bir durum değil.

Dolayısıyla bunu ifade ettiğim gibi çok iyi şekilde planlamak gerekiyor. Bu girişim, bu sizin de ifade ettiğiniz 50 milyar dolarlık bu Türkiye’nin değil, bütün müttefiklerin kendi aralarında yaptığı sözleşmeler. Buna benzer sözleşmeler savunma sanayimizin geleceği açısından fevkalade önemli. Çünkü Türk savunma sanayiine baktığınız zaman bizim için küçük ve orta ölçekli savunma araçları değil, çok yüksek stratejik öneme haiz teknolojiler ve silahlar üzerinde yoğunlaştığını da görüyoruz. Hava savunma sistemleri, füze sistemleri, jet uçakları, yeni nesil, ileri nesil, yine insansız hava araçları, sürü dronları gibi ve siber araçlar gibi. Bunların belli bir kolektif çerçevede yapılabilir olması esas itibarıyla maddi külfeti de azaltır ve savunma direncini de yükseltir.

Bu noktada bizim ortaya koyduğumuz politikalar gerçekten şu ana kadar ne kadar isabetli sonuçlar üretildiğini gördük. Bir de NATO’nun karar alırken, bu insan doğasında da var, somut sonuçlara bakmayı çok seviyor. Şimdi Rusya-Ukrayna savaşına baktığı zaman orada neye ihtiyacı olduğunu gördü. Türkiye örneğine baktığı zaman bu ihtiyaçların nasıl hayata geçirilebileceğini gördü. Eğer Türkiye tek başına bunları yapıyorsa bir ittifak haydi haydi bunu yapabiliyor, yapabiliyor olmalı aslında düşüncesi şu anda hakim oldu. Yani bir şeyin hayata geçmiş olması onunla ilgili politika üretmesini daha kolay hale getiriyor. Türkiye de bu noktada aslında örneklik teşkil etmesi açısından da NATO’ya çok ciddi bir katkı sunmuş oldu.

Sayın Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak Türkiye’ye resmi ziyaret yapması ki bu resmi ziyareti tabii zirveden ayırmak gerekiyor. İlk gün resmi ziyaret oldu 7 Temmuz’da ve yaklaşık 6 saat süren bir diyalog vardı ortada programın tamamında. Gelmeden önce kendisi halka ifade ettiği için bizim artık söylememizde de beis yok, gerçekten Cumhurbaşkanımız olduğu için geldi. Yani onu kendisi söyledi. Bu önemli bir husus. Yani biz çoğu zaman ifade ediyoruz, bazı çevreler bunu anlamamakta ısrar ediyorlar ama Cumhurbaşkanımızın uzun erimli liderliği ve dünya liderleri arasındaki bulunduğu yer, Türkiye’nin imajı bakın neleri beraberinde getiriyor. Bu fevkalade önemli bir şey. Yani bu derece güçlü bir liderlik artık Türkiye’nin milli bir değeri ve bizim bir uluslararası kabiliyetimiz haline geldi. Şimdi bu Türk diplomasisi için muazzam bir katkı. Trump’ın da bunu ifade ediyor olması aslında bunu bir şekilde perçinliyor.

 

ABD BAŞKANI TRUMP’IN ZİYARETİNİN ÖNEMİ

Şimdi bu Sayın Trump’ın Cumhurbaşkanımıza liderden lidere olan ilişki seviyesinde verdiği önem. Tabii bunun hükümete yansıması var, Amerikan sistemine yansıması var, bize yansıması var. İkili görüşmede her iki lider de Amerika’yla Türkiye arasındaki ilişkilerin her alanda ilerletilmesi konusundaki iradeleri yenilediler. Var olan sorunların kaldırılması, çözülmesi alanındaki iradeler de yenilendi. Bizlere bu konuda büyük işler düşüyor bakanlar olarak, uygun çözümler bulmakla alakalı.

Özellikle sanayi alanında iş birliğine ilişkin yeni düşünceler ortaya atıldı. Ticaret alanında neler daha fazla yapılabilir onlar konuşuldu. Daha de önemlisi, Sayın Trump buradayken bölgemizde bizim için son derece önemli olan sorunları görüşme imkanı oldu. Yani Lübnan meselesi, Filistin meselesi, Suriye meselesi, İran’la yürüyen müzakereler ve kuzeyimizdeki Ukrayna’yla ilgili savaş. Bütün bunların hepsinde Türkiye gibi Amerika da başat aktör ve iki liderin bu konuda bir senkronizasyon içerisinde bulunması, bir ortak anlayışla pratik ortaya dökmeleri fevkalade önemli stratejide. Bu görüşmenin bence ikinci önemli ayağı da bölgesel ve uluslararası sorunlarda nerede duruyoruz meselesine liderlerimizin karşılıklı verdiği cevap oldu ve burada oluşturulan anlayış birliği oldu.

“CAATSA KONUSUNDA YAKINDA SONUCA ULAŞACAĞIZ”

Beklentimizi aslında Sayın Trump ifade ediyor. Yani biz baştan beri hiçbir şekilde müttefikler arasında yaptırım olmasını istemiyoruz. Bunlar siyasi veya idari kararlar olmamalı. Ha teknik olarak firmalar, kurumlar alışverişte anlaşırlar, anlaşamazlar o başka bir konu. Ama en başta seçilmiş siyasal liderlik ve işte kongre, bizde parlamento, bu konuda engelleyici bir rol oynamamalı müttefikler arasında. Türkiye baştan beri liderliğiyle, parlamentosuyla bu fikirde. Şimdi bu noktada biliyorsunuz uzun bir zamandır bize yapılan ilan edilmemiş ve edilmiş yaptırımlar vardı Avrupa başkentlerinde veya Amerika’da. Bunları sistemli bir şekilde kaldırmaya yönelik çok ciddi diplomatik çalışmalarımız oldu. Çok şükür bunu daha önce başka vesilelerle de söyledim, Avrupa’da artık bunu bir sorun olmaktan çıkardık. Amerika’da idari kararlarla alınabilecek konular da çok şükür sorun olmaktan çıktı. Ama yasayla bağlanmış bir iki tane konu var. CAATSA bunlardan biri. F-35’le ilgili konu da bunlardan biri. Şimdi bu irade burada olduğu sürece iki liderde de biz bakanlıklar olarak bunları çözme konusunda da uygun adımları atıyoruz. İnşallah yakında bir neticeye ulaşacağız, yani bunda bir sıkıntı olmayacağını düşünüyorum.

Türkiye’nin dostu olduğu kadar hasmı da çok, sevmeyeni de olabiliyor zaman zaman. Bazı ülkelerin Amerika nezdinde lobi faaliyetlerinde bulunduğunu da açıkçası görüyoruz. Şimdi yani Türkiye’nin bu kadar saygınlık kazandığı, etki ürettiği bir yerde başkaları da farklı şekilde harekete geçiyorlar. Amerikan siyasetinin yine yani Türkiye’nin önemiyle onlara etki eden negatif manadaki aktörlerin çabası arasında bir ikilem içerisinde kalacağı bir sürece giriyoruz. Bunu yönetmek de diplomasinin işi, zaten bizler de bunun için varız. İnşallah bunu daha ileri bir şekilde çözeceğiz.

yok

Author: Yusuf Arslan