‘Bize yakıştırılan sıfatlar artık gücümüz’

Bize yakistirilan sifatlar artik gucumuz FBk8G25C.jpg

Melisa Vardal – Bir mezarın içinden çıkan 17 yaşındaki bir kız… Ölümünün izini sürerken yalnızca kendi hikâyesinin değil, yüzyıllardır ‘cadı’, ‘deli’, ‘cinli’ ve ‘alkarısı’ diye yaftalanan kadınların da izini süren “Hortlak Kızın Hikâyesi” kara mizah ile toplumsal hafızayı buluşturarak kadınlara yönelik şiddet, akran zorbalığı, dijital istismar ve ataerkil toplumsal düzenin görünmez baskılarını tek kişilik bir anlatıyla sahneye taşıyor.

Derem Çıray’ın kaleme aldığı, Işık Kaya’nın yönettiği oyun, Türkiye ve Londra’dan sanatçıların ortak üretimiyle şekillenirken Londra’daki ön gösterimin ardından İstanbul’da seyirciyle buluştu. Oyunda Cazu adlı karaktere hayat veren oyuncu Iraz Akçam, “Bize tarih boyunca yüklenen cadı gibi sıfatlardan korkanlar olabilir ama artık onlar bizim gücümüz hâline geldi. Oyunu da tam bu gücün üzerine kuruyoruz. Yaftalandığımız yerin aslında bizi güçlendiren bir hafızaya dönüştüğünü görüyoruz” diyerek oyunun çıkış noktasına işaret ediyor.

Mizah katkısı

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

İlk bakışta ölümün ardından başlayan fantastik bir yolculuk gibi görünen oyun, ilerledikçe seyirciyi Cazu’nun hafızasında dolaştırıyor. Bir trafik kazasının ardındaki sır perdesi aralanırken çocukluk travmaları, kadınlara yöneltilen toplumsal baskılar, taciz, zorbalık ve görünmeyen yaralar da birer birer gün yüzüne çıkıyor. Ağır bir hikâyeyi mizahla örmeyi tercih eden ekip bu dengeyi bilinçli bir seçim olarak görüyor. Akçam, Cazu’yu çalışırken dayanağının tam da bu denge olduğunu söylüyor. “Hiç zorlanmadım, tam tersine rahatladım. O ağır hikâyenin içinde hem karakterin hem de benim nefes alabileceğim anlara ihtiyacımız vardı. Gerçek hayatta da en karanlık zamanların içinde küçük tebessümler var. Ben o dengeyi bularak ilerledim” diyor. Sahnede anlatılan hikâyenin yalnızca tek bir karaktere ait olmadığını vurgulayan oyuncu, oyunun didaktik bir dilden özellikle uzak durduğunu belirtiyor. “Bu yaşananları haberlerde her gün okuyoruz. Sahnede bu gerçek hikâyeleri peş peşe sıralamak istemedik. Ölümle yaşam arasında sıkışmış karakterin, hareket tasarımı, müzik, ışık ve sahne estetiğiyle gerçekliğini daha görünür kılmaya çalıştık. Bu estetik, gerçeği örtmek için değil, onu daha güçlü hissettirebilmek için göz ardı edilemeyecek hâle getirmeye çalıştık” diyor.

‘Birlikte sesini büyütebiliriz’

Iraz Akçam’a göre Cazu’nun hikâyesi ölümle son bulmuyor aksine yaşam ihtimalini de içinde taşıyor. Karakterin bugün hayatta olması hâlinde yaşadığı travmaların altında ezilmeyeceğini düşündüğünü söyleyen oyuncu, “Cazu altından kalkardı, başına gelenlerin onun yüzünden gelmediğini anlardı diye düşünüyorum. Bence profesyonel destek alır, yaşadıklarının kendi suçu olmadığını fark eder ve kadınlar birlikte hakkını arayan bir yaşam kurardı. Cazu’nun mücadeleden vazgeçeceğini düşünmüyorum” değerlendirmesinde bulunuyor. Oyuncu, sözlerini kadın hikâyelerine sahip çıkma çağrısıyla tamamlıyor: “Sahnede çığlık çığlığa var olmaya çalışan kadınların hikâyelerine destek olmak çok kıymetli. Yaslarımızı da yollarımızı da mücadelemizi de birlikte yürütebilirsek ne mutlu bize. Her buluşmada birbirimizin sesini biraz daha büyütebiliriz.”

yok

Author: Yusuf Arslan