Bilirkişi raporuna rağmen şok karar: Tavanı çöken hastanede iki bebek yaşamını yitirmişti

Salgın döneminde açılan hizmete açılan İstanbul Yeşilköy Prof. Dr. Murat Dilmener Acil Durum Hastanesi’nde 4 Ağustos 2024 gecesi yaşanan “tavan çökme” sonrası iki bebek yaşamını yitirmişti.

Hayatını kaybeden Şentürk bebeğin annesi ve babası verdikleri ifadede, ihmal ve sorumluluk iddiasında bulunmuş, dosyaya giren bilirkişi raporunda ise, yine hastaneyi inşa eden yüklenici firma ile hastane görevlilerinin sorumluluğuna dikkat çekilmişti.

T24 yazarı Tolga Şardan’ın bugünkü köşesinde aktardığına göre, Adli Tıp’tan gelen ölüm raporları sonrasında savcılık, sorumluları tespit etmeksizin “takipsizlik” kararını verdi. Şardan, “Kararı alan aile ve avukatları şok yaşadı. Avukatlar, savcılık kararına itiraz etti. Takipsizlik kararıyla yüklenici firma Rönesans ve hastane yetkilileri rahat nefes aldı.” dedi.

Şardan yazısında yaptığı değerlendirmede, “Adli Tıp’ın raporundaki ‘yenidoğan yoğun bakım ünitesinin borularının patlaması sonrası tavan çökmesi olayı ile bebeğin ölümü arasında illiyet bağı bulunmadığı’ değerlendirmesi, savcılığın verdiği takipsizlik kararının önünü açtı kanımca. Savcılık bu görüşü dayanak tutup; vahamete rağmen bebeklerin ölümünde etken olmadığı gerekçesiyle yaşanan olayla ilgili Rönesans Holding yönetimi veya çalışanlarının kusurlu olmadığına hükmetti anlaşılan.” ifadelerini kullandı.

Savcılık kararını da belirten Şardan, kararda ifadesi yer alan Şentürk bebeğin babası Turgut Şentürk’ün, yaşadıklarını şu şekilde aktardı:

(…) 04.08.2024 günü saat 03:20 sıralarında hastaneden beni arayarak ‘bebeğimizin rahatsızlandığını ve hastaneye gelmem gerektiğini’ söylediler. Ben hastaneye geldiğimde bir doktor ve asistan, bana ‘yoğun bakım ünitesinin bulunduğu ara holün (koridor) tavanında bulunan sıcak su borularının patladığını ve ara holün tavanının çöktüğünü, holün sağ ve sol tarafında bulunan odalara buhar ve su dolduğunu, bu sebepten kuvözdeki bebekleri tahliye ettiklerini, tahliye sırasında bebeğimizin ciğerine kan dolduğunu, kendilerinin gerekli müdahaleyi yaptıklarını ama tüm müdahalelere rağmen odalarda bulunan sekiz bebekten bizim bebeğimizin kurtarılamadığını’ söylediler.

Bunun üzerine ben ve doktor, eşim Büşra’nın yanına giderek ona da bilgi verdik. Ben bu konuyla alakalı ihmal olduğunu düşünüyorum. Çünkü sıcak su borularının zamanında bakımlarının yapılması gerekirdi. Diğer çocukları camdan tahliye ettiklerini öğrendim. Benim çocuğumu da camdan tahliye etselerdi belki yaşama şansı olabilirdi. (…)”

Kendisi de aynı zamanda aynı hastanede tedavi gören anne Büşra Şentürk ise, süreci eşiyle benzer cümlelerle anlattı. Ancak anlatımlarına ilaveten şunları söyledi:

“(…) Ben erken doğum yaptığım için bebeğime zaten hassas davranılması gerekiyordu. Bu olayda ne kadar hassas davranıldı bilmiyorum. Ben olaydan önceki gün öğlen saatlerinde bebeğimi görmeye gittiğimde orada bulunan nöbetçi doktordan bilgi almak istediğimde bana ‘kendisinin nöbetçi olduğunu ve hafta içi kendi doktorumdan bilgi almamı’ söyledi. Ben, bilgi için ısrar edince bana ‘bebeğimin durumunun iyiye gitmediğini, ilaç vereceklerini ve tedavisinin devam ettiği’ şeklinde bilgilendirdi.

Yine aynı günün devamında saat 17:20’de eşimle beraber bebeğimizi görmeye gittiğimizde bebeğimin durumunun küvezde iyi olduğunu gördüm ve öğlen görüştüğüm nöbetçi doktor yanımıza gelerek, ‘tedavisinin devam ettiğini ve durumun iyiye gittiğini öğlen saat 12:00’de verdikleri ilacın ise yaradığını’ söyledi. Yani bebeğimin sağlık durumu iyiye giderken, bu boru patlaması ve tavan çökmesiyle tahliye aşamasındaki eksiklik ve ihmaller yüzünden bizim bir sene boyunca tüp bebek tedavisi görerek sahip olduğumuz bebeğimiz vefat etti.

Bu yaşananlardan dolayı bütün sorumlulardan davacı ve şikayetçiyim. Devletimizin konuya ilgili gerekli hassasiyeti göstererek gereken işlemi yapmasını talep ediyorum. (…)