2026 yılı için belirlenen 28 bin 75 TL’lik net asgari ücret, açıklandığı ilk günden bu yana sokakta coşkuyla karşılanmadığı gibi, yılın ilk çeyreği bitmek üzereyken,bugün gelinen noktada market rafları ve kira bedelleri karşısında tamamen erimiş durumda. Milyonlarca çalışan için ay sonunu getirmek, her geçen gün daha da ağırlaşan bir yüke dönüşüyor.
Açlık ve yoksulluk sınırı asgari ücreti yuttu
Uygulanan ekonomi politikalarının faturası en çok dar gelirlinin omuzlarına yüklenirken, araştırma sonuçları da sokağın acı gerçeğini resmi rakamlarla yüzümüze vuruyor. Türk-İş’in açıkladığı son verilere göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarını ifade eden açlık sınırı, asgari ücreti çoktan geride bıraktı.
Gıda harcamasının yanı sıra giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim ve sağlık gibi zorunlu ihtiyaçların eklendiği yoksulluk sınırı ise 80 bin TL’yi aşarak asgari ücretin neredeyse üç katına ulaştı. Bu tablo, bir evde iki asgari ücretli dahi çalışsa ailenin yoksulluk sınırının yarısına bile ulaşamadığını kanıtlıyor.
Vatandaş isyanda: “Yaşamak değil, nefes almaya çalışıyoruz”
İstanbul’un farklı semtlerinde pazar tezgahları ve market önlerinde mikrofon uzattığımız vatandaşların anlattıkları, asgari ücretli bir ailenin mutfağında yaşanan yangını özetliyor.
Esenyurt’ta yaşayan ve tekstil atölyesinde çalışan 42 yaşındaki iki çocuk babası Mehmet K., durumu şu çarpıcı sözlerle ifade ediyor: “Aldığım 28 bin liranın 18 bini sadece evin kirasına ve aidatına gidiyor. Kalan parayla faturaları mı ödeyeyim, çocukların cebine harçlık mı koyayım, yoksa mutfak alışverişi mi yapayım? Ay sonunu getirmek artık matematik değil, sihirbazlık işi. Biz yaşamıyoruz, sadece nefes almaya, günü kurtarmaya çalışıyoruz.”
‘İktidar bizi rakamlara boğuyor ama…’
Bir zincir markette kasiyer olarak çalışan 35 yaşındaki Ayşe Y. ise mutfak masraflarındaki artışa dikkat çekiyor: “Bırakın kırmızı eti, tavuk almak bile lüks oldu. Çocuklara meyve alırken taneyle sayarak alıyorum. Akşam eve dönerken fırının önünden geçmeye korkar hale geldik, yarım ekmek arası peynirle doyduğumuz günler oluyor. İktidar bizi rakamlara boğuyor ama o rakamlar bizim soframızı doyurmuyor.”
İstanbul’da barınma ve ulaşım bütçeyi eritiyor
Eleştiri oklarının hedefindeki ekonomi yönetiminin “enflasyon düşüyor” söylemleri, İstanbul’un kira ve ulaşım gerçeğine çarparak paramparça oluyor. Şehirde ortalama bir ilçede, penceresi güneşe bakan 2+1 bir evin kirası bile asgari ücrete denk geliyor. Bunun üzerine İstanbulkart (Mavi Kart) abonman ücreti, elektrik, doğalgaz ve su faturaları eklendiğinde, asgari ücretlinin elinde beslenmesi için adeta bozuk paralar kalıyor.
Asgari ücret, emeğin karşılığı olmaktan çıkıp, yoksulluğu kurumsallaştıran ve milyonları açlık sınırının altında yaşamaya mahkum eden bir “sefalet ücretine” dönüşmüş durumda.