Bir ülkenin ekonomik fotoğrafını görmek için bazen uzun raporlara, karmaşık tablolara ihtiyaç yoktur. Tek bir veri bile gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koyar. Bugün o veri şudur: Halk arasında “eksi hesap”, “ek hesap” olarak bilinen, bankacılıkta ise kredili mevduat hesabı (KMH) olarak adlandırılan sistemi kullananların sayısı 32 milyonu aşmış durumda.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Bu, Türkiye’de yaşayan her üç kişiden birinin henüz kazanmadığı parayı harcayarak yaşamaya çalıştığı anlamına gelir. Daha maaşı cebine girmeden harcanmış, daha alın teri dökülmeden tüketilmiş bir hayat düzeninden bahsediyoruz. Üstelik bu tablo artık sadece eksi hesapla sınırlı değil. Kredi kartları dolu, asgarisi ödenerek çevriliyor. Bireysel krediler çekiliyor, ama çoğu zaman yeni bir ihtiyaç için değil; eski borçları kapatabilmek için.
Yani artık mesele tek bir borç değil.
Vatandaş aynı anda eksi hesapta (KMH), kredi kartında ve bireysel kredide borçlu.
Eskiden eksi hesap, yani kredili mevduat hesabı, gerçekten “acil durumlar” içindi. Beklenmedik bir masraf, geçici bir nakit sıkışıklığı… Bugün ise durum çok daha ağır. Emekli, maaşı yetmediği için eksi hesapta. Asgari ücretli, ayın ortasını görebilmek için ek hesap kullanmak zorunda. Dul ve yetim aylığıyla geçinmeye çalışan vatandaş, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için KMH limitine sarılıyor.
Ama mesele burada da bitmiyor.
Aynı vatandaşın cebinde birden fazla kredi kartı var. Asgari ödeme yapılıyor, kalan borç faizle büyüyor. Yetmiyor, bankaya gidilip bireysel kredi çekiliyor. O kredi de çoğu zaman bir ihtiyaçtan değil, bir başka borcu kapatmak için kullanılıyor.
Yani açık konuşalım:
Bu artık bir borç yönetimi değil, borçla hayatta kalma çabasıdır.
Ve bu çabanın sonu çoğu zaman aynı yere çıkıyor…
İcra.
Bugün milyonlarca vatandaş için icra dosyası artık uzak bir ihtimal değil, kapıya dayanan bir gerçek. Ödenemeyen kredi kartları, kapanamayan eksi hesaplar, aksayan bireysel kredi taksitleri… Hepsi bir süre sonra yasal takibe, ardından icra sürecine dönüşüyor.
Bir başka gerçek daha var ki, belki de en can yakıcı olanı… Eksi hesap (KMH), kredi kartı ve bireysel krediler sadece borç değildir; aynı zamanda sürekli işleyen bir faiz mekanizmasıdır. Eksi hesapta günlük faiz işler. Kredi kartında aylık faiz katlanır. Bireysel kredide ise uzun vadeye yayılan bir yük oluşur.
Maaş yattığı anda ne oluyor?
Önce eksi hesap kapanıyor. Sonra kredi kartının asgarisi ödeniyor. Ardından kredi taksiti kesiliyor.
Geriye ne kalıyor?
Çoğu zaman hiçbir şey.
Ve ay bitmeden aynı kişi yeniden eksi hesaba düşüyor, kredi kartına yükleniyor, yeni bir borç arayışına giriyor.
Bu bir kısır döngü değil…
Bu, borçla kurulmuş bir yaşam düzenidir.
Borç üstüne borç, faiz üstüne faiz… İnsanlar artık çalışarak değil, borçlanarak ayakta kalmaya çalışıyor. Üstelik bu durum giderek normalleşiyor. En tehlikelisi de bu zaten: Anormal olanın normal kabul edilmesi.
Peki bu tablo karşısında ne yapılıyor?
Milyonlarca insanın eksi hesap (KMH), kredi kartı ve bireysel kredi sarmalından çıkması için kalıcı, yapısal bir çözüm ortaya konulmuş değil. Gelir artmadan, hayat pahalılığı düşmeden, sosyal koruma mekanizmaları güçlenmeden bu sorun kendiliğinden çözülmez. Aksine büyür, derinleşir ve daha fazla insanı içine çeker.
Öte yandan, bir kesim var ki servetine servet katmaya devam ediyor. Ekonomik dengesizlik büyüdükçe, uçurum da büyüyor. Bir tarafta ay sonunu getiremeyenler, diğer tarafta varlıklarını katlayanlar…
Ve ortada çok net bir gerçek var:
Bu tablo sürdürülebilir değil.
Çünkü hiçbir toplum, nüfusunun üçte birinin eksi hesapla yaşadığı, kredi kartıyla günü kurtardığı, bireysel kredilerle nefes almaya çalıştığı ve her an icra tehdidi altında olduğu bir düzeni uzun süre taşıyamaz.
Artık şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?
İnsanlar neden bu kadar borçlanıyor?
Gerçekten ihtiyaçları olduğu için mi, yoksa mecbur bırakıldıkları için mi?
Cevap aslında hepimizin bildiği kadar açık.
Ve bu gerçek değişmeden, bu devranın değişmesi de mümkün değil.