Hal ehline! Sabır külüngüyle nefsi kırmak

“Gönül defterini açtım okuram
Yolunu bilirsen gir bak neler var
Fazileti Ali kudreti Hakk’tır
Kervancıysan eğer sür bak neler var
Hakk’ın kelamına olmaz bahana
Neden gelmiş oldun fani cihana
Her gece dursana ulu divana
Sıdk-ı bütün olup dur bak neler var
Dünyada gerektir, ahiret başta
Ne gezersin kardaş, dağ ile taşta
Nefsin ile uğraş, dur sen savaşta
Sabır külüngüynen kır bak neler var
Davut Sulari’yem çevrildim Şah’a
Üstadımla gittim yar yar ulu divana
Düldülü Ali’yle devr-i devrana
Girebilir isen gir bak neler var”
Aşık Davut Sulari

Alevi örgütlenmesinin 1990’lardaki doğuşu, tam anlamıyla var olma temelinde savunma refleksiydi. 12 Eylül faşist askeri darbesinin üzerinden on yıl geçmiş, toplum üzerindeki baskı yerini “kimliklerin keşfi” sürecine bırakmıştı. Ancak Aleviler için bu keşif, büyük acılarla harmanlanmıştı.

Alevi hareketinin 1990’ların başında doğuşu, aynı zamanda “toplumsal varlığın ispatı” süreciydi. Bu dönem “Aleviler Vardır.. Alevilik Haktır” şiarıyla haykırarak, Aleviliğin “sır” olmaktan çıkıp kamusal alanda bir hak öznesi haline geldiği evreydi. Bu evrenin itici gücü ise bizzat toplumsal travmalardı.

1993 Sivas Madımak Oteli Katliamı, 1995 Gazi- Ümraniye Katliamı Alevi örgütlenmesi için bir milat oldu. Bu dönemde dernekler, birer “hak ve adalet arama platformu” olarak doğmuştu. Bu derneklerdeki temel motivasyon toplumsal hafızayı ölmemek ve unutmamak üzere diri tutmak kadar samimi ve saftı. Türkiye’de ilk dernekler ve vakıflar (Semah Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği), inancın yasaklı tarihini yazılı ve sözlü belleğe aktarmak ve demokratik hak mücadelesi amacıyla kurulmuştu.

O zamanın yöneticileri, genellikle inançtan gelen Alevi yol önderleri, kanaat önderleri ve samimi aydınlardı. Bu samimi kadrolar tarafından Cemevleri inancın sığınağı, Alevi toplumunun kendini özgür hissetmesini sağlayan mekanlar olarak inşa ediliyordu.

Günümüze kadar Alevi tabelalı demokratik kitle örgütleri dönem dönem toplumsal kazanımlar için önemli eylemlere öncülük etti. 1999’da Kadıköy’de ‘Eşit Yurttaşlık’ şiarıyla gerçekleştirilen mitinge bir milyondan çok Alevi can katılarak hep birlikte tek ses, tek vücut oldu. Bu miting toplumda büyük bir diriliş sağlayarak özgüven duygusunu canlandırdı. Ne acıdır ki bu toplumsal duyarlılık 2015 yılından sonraki yöneticiler eliyle sönümlendirildi. Bazı federasyon ve çok şubeli bazı dernek yöneticileri bulunduğu makamları kişisel çıkarı için siyasi emellerine kurban etmeyi seçerek çeşitli partilerde milletvekili oldu. Bu durumun fark edilmesi üzerine Alevi toplumunda önemli bir güven kaybına neden oldu. Ve eskisi gibi Alevi örgütlerinin miting adı altında gerçekleştirdikleri etkinliklere ilgi duyulmadı. Dolayısıyla yüzlerce şubesiyle ülke sathında örgütlü olduğunu iddia eden bu örgütler bin kişiyi toplayamayacak kadar yalnızlaştı.

***
Geleneksel Anadolu Alevi Ocak Sistemi ile mevcut örgütlenme modeli arasında yaşanan uyumsuzluklardan kaynaklı Alevi hareketinde bir tıkanma yaşandığını vurgulayan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, “Alevi hareketi bugün ciddi bir tıkanma yaşamaktadır. Bu durum geçici değildir ve görmezden gelinerek aşılamaz. Sorun açıktır: Aleviliğin öğretisi ile kurduğumuz örgütlenme modeli arasında bir uyumsuzluk vardır. Kendi ilkelerine dayanmayan bir yapı, o Yol’u taşıyamaz. Bugün mesele kişiler değil, kurduğumuz modelin artık işlememesidir” dedi.

Almanya Alevi örgütlülüğünün öncü kadrolarından olan Öker, yaşanan bu olumsuz gidişatın sorumlularından biri olduğunu itiraf edip özeleştiri yaparak, dernekçiliğin yol açtığı kutuplaşmaya ve kargaşalara dikkat çekti. Öker, bir durum tespiti yaparak şunları söyledi:

“1990’lı yıllarda zorunluluktan kurduğumuz dernekçilik modeli kendi döneminde işlev gördü. Ancak bugün aynı modelin sorgulanmadan sürdürülmesi, yaşanan tıkanmanın temel nedenlerinden biridir. Çünkü dernekçilik temsile dayanır, hiyerarşi üretir ve karar süreçlerini daraltır. Oysa Alevi öğretisi rızaya, Yol’un erkanına ve toplumsal mutabakata dayanır. Sorun, bu iki alan arasındaki uyumsuzluktur.”

***
Alevi toplumu son günlerde inancın gerekleri konusunda var olan örgütlülüğün yetersiz kalması nedeniyle yeni bir arayışın düşü içinde..

Anadolu Alevi Ocak Sistemi’nin ‘El Ele, El Hakk’a’ düsturu ve manevi yapısından, modern dernekleşme sürecine geçiş, kuşkusuz sosyolojik bir kırılmayı beraberinde getirdi. “Yol”un mekansal daralmaya uğrayarak derneklerin dört duvarı arasına sıkışması, öğretinin özündeki dinamizmi ve toplumsal bağlayıcılığı zayıflattı.

Anadolu irfanının Hakk Aşığı Davut Sulari “Gönül defterini açtım okuram” deyişiyle, “Anadolu Alevi öğretisini modern hayata nasıl uyarlayabiliriz?” sorusuna 20. yüzyılda verdiği çarpıcı bir cevaptır. Bu dizeler, Aleviliğin içsel bir disiplin ile modern dünyanın evrensel etik değerlerine nasıl yöneldiğini kanıtlar niteliktedir.

Deyişin derinliklerinde saklı olan ve günümüzün modern insanına hitap eden o mesajları şöyle analiz edebiliriz:

“Gönül defterini açtım okuram / Yolunu bilirsen gir bak neler var”

Hakk Aşığı Sulari, burada kadim bilginin ve hikmetin dışarıdan alınamayacağını, insanın kendi özünde bulunduğunu vurgular. Modern hayatta kaybolan “birey”, eğer kendi içsel “gönül defterine” yani vicdanına yönelirse, kurumsal hegemonyanın yarattığı kirlilikten ancak kurtulabilir. Bu, öğretinin “Kendini bilen, Hakk’ı bilir” düsturunun en yalın halidir.

“Nefsin ile uğraş dur sen savaşta / Sabır külüngüynen kır bak neler var”

Günümüz dünyası bizi sürekli daha fazlasını istemeye ve bencilce tüketmeye iterken, Sulari insanlığa “gerçek savaşın” kendi nefsiyle olması gerektiğini hatırlatır. Aleviliği modern hayata uyarlama tam da burada başlar. Alevilik, kimlik kavgasının ötesinde bir yerde durarak; açgözlülüğe, haksızlığa, baskıya, kibre karşı “sabır külüngü” ile verilen ahlaki bir savaştır.

“Kervancıysan eğer sür bak neler var”

Sadece konuşmak veya dernek tabelaları asmak yeterli değildir. “Kervancı” olmak, yola revan olmayı, emek vermeyi ve liyakati temsil eder. Sulari, burada hayatın akışında aktif bir “Yol ehli” olmayı öğütler. Bu öğüt, günümüz Alevi örgütlülüğünün ihtiyacı olan dinamizm ve uygulama kültürüyle birebir örtüşür.

“Her gece dursana ulu divana / Sıdk-ı bütün olup dur bak neler var”

Ulu Divan, batıni anlamda insanın kendi vicdanı ve nefsiyle hesaplaşmasıdır. Modern yönetimlerdeki “hesap verebilirlik” ilkesinin inançsal karşılığıdır. Eğer her can, her gece kendi vicdan divanında ‘dar’a durursa; ne derneklerde yolsuzluk kalır ne de toplumda haksızlık, adaletsizlik…

Bu deyiş, topluma şu mesajı veriyor:

Yol, dört duvardan ibaret olan soğuk beton binalarda yürümez. Anadolu irfanının bu kadim Yol’u “sıdk-ı bütün” ile girilen o büyük “devr-i devran”dadır. Kadim öğretiyi uyarlamak için yeni bir şey bulmaya çabalamak nafile bir arayıştır. Sulari’nin dediği gibi, o “gönül defterini” içten, riyasız ve doğru okuyarak öğrenmek yeterlidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir