15 Mart 2011’de başlayan ve 8 Aralık 2024’de Beşşar Esad’ın terk ettiği Suriye’de siyasi ve askeri çevrelerce iç savaşın bittiği ifade ediliyor. Farklı etnik ve dini grupların yaşadığı Suriye’de iç savaşın ve dışarıdan Suriye topraklarının bir bölümünün İsrail tarafından işgalinin yeni başladığını düşünenlerdenim
. Bu konunun ileriki zamanlarda siyasi ve askeri çevrelerce daha geniş boyutlarıyla değerlendirileceğine tanık olacağız zaten.
Peki, adına Arap Baharı dedikleri oysaki gerçekte Arap Felaketi diye adlandırılan kitlesel olaylarda yaşanan Suriye iç savaşı sonrasında ortaya nasıl bir tablo çıktı ya da çıkıyor?
-Görüldüğü kadarıyla Suriye devleti yeni Suriye bayrağından da anlaşılacağı üzere üçe bölünüyor
.
-Irak’da olduğu gibi Suriye’de de Türkiye sınırına komşu özerk bir Kürt bölgesi oluşturuluyor.
-Suriye’de, Afganistan’da olduğu gibi Taliban tipi aşırı radikal grupların kontrolünde ve terör örgütü el Kaide, IŞID, el-Nusra uzantılı aşırı dinci bir gruba devlet yönetimi bile isteye teslim ediliyor.
-Suriye’nin parçalamasından sonra en karlı çıkan grup Irak’da olduğu gibi yine Kürtler oluyor
.
-En karlı çıkan ülke ise Suriye’den gelen güvenlik endişelerini ortadan kaldıran ve bizim düşünmekten ve akletmekten uzak kitleler hala farkında olamasalar da topraklarını genişleten(!) ne yazık ki İsrail oluyor.
-Aynı şekilde İsrail, Siyonizm politikasını adım adım ilerleterek kutsal hedefine(!) birkaç adım daha yaklaştı ve bölgede tek aktör olduğunu ne yazık ki gösteriyor
.
-ABD, Sevr antlaşmasından yaklaşık 105 yıl sonra Irak’da olduğu gibi Suriye’de de ne acı bir gerçektir ki bizim siyasal İslamcıların ve sözde milliyetçilerin saçma sapan dış politika okumaları yüzünden yeni bir özerk Kürt bölgesi oluşturmayı ne yazık ki başardı ve bölgedeki nüfuz alanını genişleterek tahkim etti
.
-Etnik kimliğe dayalı kurulan ikinci yeni Kürt bölgesine sınırları en yakın hangi ülke ise o ülke zararlı çıktı. Çünkü ikinci yeni bir bölgesel Kürt yönetimi ile komşu oluyor. (Hangi ülke olduğunu söylemem gerek yok diye düşünüyorum.)
-Yine Taliban tipi radikal dini bir grubun Suriye’de hakim olduğu topraklara en yakın hangi ülke(!) ise yine zararlı çıkan ülke de odur
. Çünkü bu terörist örgüt sempatizanların radikal fikirlerini o ülkeye de ihraç etme çabaları kaçınılmazdır. Çünkü ABD ve İsrail tarafından kendilerine verilen görevlerden biri de budur. (Hele ki birde komşu oldukları o ülkenin dilini artık anadilleri gibi konuşuyorlarsa)
-Ve yine parçalanan Suriye’de ipleri eline geçiren radikal dini grupların sempatizanları en çok hangi ülkede(!) mülteci olarak bulunuyorsa yine en çok o ülke zararlı çıkacaktır
. Çünkü az önce yukarıda belirtmiş olduğum sebeplere bağlı olarak çoğu anadilleri gibi Türkçe konuşan bu mülteciler Türk toplumunun demografik yapısından sonra siyasi ve sosyal yapısına orta ve uzun vade de olumsuz etki edeceklerini hesaba katmak zorundayız.
-Şimdi saçma ve gerçekle ilgisi olmayan zafer(!) sarhoşluğunu bırakıp biz ne yaptık ve yapıyoruz diye düşünmeye başlayacak mıyız
!!?
Yoksa yine kitleyi sarhoş edip aklını başından alan “bir gece ansızın gelebiliriz” kitlesel propagandayı yapmaya devam mı edeceğiz!!?
Algıdan öteye geçmeyen bu kitlesel propaganda halka ısrarla hala dinletilmeye devam edilirken bir gece ansızın gelen her zaman olduğu gibi yine İsrail ve ABD oldu!
Misakı Milliden kaynaklanan haklarımız ortada iken nedense çeyrek yüzyıl boyunca(!) bir türlü “bir gece ansızın giden biz olamadık/olmadık.”
Her zaman olduğu gibi biz yine bizi avutmak için siyasi otoritenin bıkmadan usanmadan söylediği “bir gece ansızın gelebiliriz” propagandasını sendikaların, sivil toplum örgütlerinin, cemaat ve tarikatların kifayetsiz alkışları arasında düşünme yeteneği olan irade sahiplerinin dinlemek istemediğini söylemeliyim
.
-Her şeyden önemlisi de üzerinde iyice düşünmemiz gereken asıl mesele Büyük Ortadoğu Projesi/Planı(BOP) uygulayıcılarının(!) parçaladıkları ülkelerin anayasalarını işbirlikçilere değiştirerek o ülkeleri sonsuza kadar istikrarsızlaştırdıklarını kavramış olup olmamamızdır. Onun için Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını daha demokratik bir anayasa ile değiştirmek isteyenlerin(!) “mevcut Anayasamızda kendilerini rahatsız eden nedir ve neyi değiştirmek istediklerini” açık ve net bir şekilde Türk halkı ile paylaşmak gibi bir sorumlulukları olduğunun bilincinde olduklarını düşünüyoruz
. Ve yeni bir Anayasa yapılacaksa bunun da TBMM’de milletvekillerinin onayıyla değil halkın doğrudan iradesi ve onayıyla yine mümkün olduğunun bilincinde olduklarına inanmak istiyoruz. TC Anayasasının ilk 4 maddesini “Cumhuriyetin ve devletin bütünlüğünün korunması açısından bir varlık/yokluk meselesi” olarak göreceklerinden Türk ulusu olarak kuşku duymamak istiyoruz
.
Üzülsek de BOP gözümüzün önünde birlerinin(❗) ısrarlı politikalarıyla ilerlemeye devam ediyor. Hem de din istismarı ile istismara muhatap olan düşünme yoksunlarının alkışları arasında❗
Amin Maalouf’un dediği gibi “İnsanlar, bir dinleri olduğu için ahlaka ihtiyacı kalmamış gibi davranıyorlar.”
İşte bunlarınki de o hesap
.
Sonuç olarak, BOP için Ortadoğu coğrafyasında etnik ve dini(cemaat ve tarikat) yapıların baskın olduğu ülke sıradaki ülke olmaya aday ülkedir.
Faruk YILDIZ
Eğitimci-Yazar