Dünya ekonomik krize sürüklenirken bu teknolojiyi üreten şirketler milyarder oluyor

Orta Doğu’daki savaş petrol ve gaz kaynaklarını kesintiye uğratarak dünya genelindeki hükümetleri sarsarken, Çin’in şirketleri büyük kar etmeye hazırlanıyor.

Yenilenebilir enerjiye milyarlarca dolar yatırım yapan Çin’in rüzgar ve güneş enerjisi şirketleri petrol kıtlığının başladığı bir dönemde dev karlar kazanma yolunda ilerliyor.

Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılması başlayan ve ABD tarafından ablukaya alınmasıyla devam edecek olan kriz bir jeopolitik değişimi de getiriyor.

Mevcut kriz fosil yakıtlardan kaçışı hızlandırırken yeni bir bağımlılık riskini de beraberinde taşıdı. Petrole muhtaç Asya ülkeleri ağır bir ekonomik darbe alırken, Çin şirketleri karlarını şimdiden sayıyor.

DÜNYANIN YENİ BAĞIMLILIĞI

Birçok ülke için yenilenebilir enerjiye dayalı şebekeler kurma hamlesi Çin teknolojisine yeni bir bağımlılık yaratıyor.

Çinli şirketler modern bir şebekenin hemen her bileşeninin üretiminde tam hakimiyet kurmuş durumda.

Güneş panellerinden yüksek gerilim kablolarına ve devasa depolama bataryalarına kadar her alanda Çin imzası görülüyor.

Hatta İran ile yaşanan gerilimden önce bile bu şirketler yapay zekanın ağır elektrik talebini karşılamak için yurt dışına açılmaya başlamışlardı.

Çin onlarca yıl boyunca yeşil enerjiye yüz milyarlarca dolar yatırım yaparak bu alanı enerji bağımsızlığının temel taşı haline getirdi.

Kendi devlerini yaratmak için rüzgar türbini ve elektrikli araç bataryası gibi kritik sektörlerde yabancı rekabetini de engelledi.

Bu korumacı yaklaşım sayesinde Çinli firmalar küresel pazarda rakipsiz devlere dönüştü. Bugün gelinen noktada küresel yeşil dönüşümün ana motoru Pekin’in uzun vadeli stratejik hamleleriyle şekilleniyor.

İran ile yaşanan savaş Orta Doğu petrol ve gazına bağımlılığın risklerini tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.

HER YOL ÇİN’E VARIYOR

Dünya genelindeki hükümetler artık yenilenebilir enerjiye giden tüm yolların Çin ve onun ihracatçılarından geçtiğini fark eder oldu. Boğazlardaki aksamalarla yaşanan şok hükümetlerin dikkatini kalıcı olarak bu yöne çekti.

Enerji kıtlığıyla karşı karşıya kalan ülkeler şebekelerini yükseltmek için hevesli Çinli tedarikçilerin kapısını her geçen gün daha fazla çalıyor.

Trivium China’dan Cory Combs bu durumun yenilenebilir enerjiye olan ilgiyi artırmak için doğru zaman olduğunu vurguladı.

Combs gelişmeleri “İran savaşı gibi bir şokun aniden yenilenebilir enerjilere daha fazla yatırım ve ilgi çekmek için katalizör olması beklenen bir gelişmeydi. Çinli şirketler giderek en uygun maliyetli ve en verimli teknolojileri üretiyorlar. Bu noktada Çin ile rekabet etmeniz artık pek mümkün görünmüyor” sözleriyle değerlendirdi.

Filipinler ve Brezilya gibi ülkeler şimdiden bu teknolojiye yönelmiş durumdalar. Avrupa ve diğer bölgelerdeki hükümetler bu bağımlılığın ekonomik ve ulusal güvenliği zayıflatabileceği konusunda derin endişeler taşıyorlar.

Özellikle Çin’in nadir toprak elementleri arzını kısıtlaması bu korkuları daha da tetikliyor. Buna rağmen elektrik depolama bataryalarının küresel sevkiyatı yılın ilk üç ayında neredeyse iki katına çıktı.

BofA Global Research yetkilisi Matty Zhao savaş bitse bile ülkelerin enerji ağlarını inşa etmeye devam edeceğini ve bu talebin süreceğini vurguluyor.

DEVLET DESTEKLİ ÜSTÜNLÜK

Çin sadece donanımda değil enerji akışını yöneten yazılımlarda da liderliği ele geçiriyor. Lityum-demir-fosfat gibi yeni nesil batarya kimyaları sayesinde maliyetler fosil yakıtlarla rekabet edebilir seviyeye indi.

Bu piller nikel ve kobalt bazlı eski modellere göre çok daha ucuza mal ediliyor. Çin dünyadaki lityum demir fosfat pillerinin neredeyse tamamını üretiyor.

BYD ve CATL gibi devler bu alanda küresel pazarın en büyük oyuncuları olarak öne çıkmaya devam ediyor.

Çinli firmaların bu üstünlüğü devasa bir iç pazardaki kıran kırana rekabetle perçinlendi. Pekin yönetimi şirketlerin hayatta kalmak için sürekli yenilik yapmasını gerektiren sert bir iç rekabet ortamına izin verdi.

Şi Cinping’in kapasite artırım planları doğrultusunda inşa edilen fabrikalar devasa boyutlara ulaştı.

CATL’in şantiyeleri her gün değişen bir hızla büyürken bu durum Çin’in küresel enerji geleceğindeki hakimiyetini iyice sağlamlaştı.