Seçim tarihi için geri sayım başladı. Tahminler, 2027 Haziran ya da Kasım noktasına kadar daraldı. Erdoğan bir kez daha sandıktan çıkmak istiyor. Böyle bir başarı için onun “ilk elden yapılması gerekenler” listesi oldukça uzun. Ekonomiden siyasete, dış politikadan yargıya kadar onlarca başlığı birbirine uyumlu şekilde yürütmek zorunda
. Zaman dar, hızlanması gerekiyor; ama bir o kadar da dikkatli davranmak zorunda. Var olan kurgunun dışına çıkamaz, doğaçlama yasak. O yüzden sadece kasedin “hızlı oynat” tuşuna basmakla yetinmek zorunda. İçinden geçtiğimiz günler “hızlandırılmış gösteri” dönemine denk geldi. SEÇİME AYARLI BİR YOL HARİTASI Erdoğan’ın yeniden aday olması erken seçime bağlı
. Erken seçim için de 360 milletvekilinin onayı gerekli. AKP, MHP, HÜDA PAR, Yeniden Refah ve DSP’nin oyu buna yeterli değil. “Yeni Yol” grubu (8 DEVA, 8 Saadet, 4 Gelecek Partisi) üyelerinin tamamının, 9 bağımsız vekilin ve sandalyesi bir olan Saadet Partisi’nin de “evet” demesi durumunda 360’a ulaşılabiliyor. Ya da hiç bu aritmetiğe girmeden 58 vekile sahip DEM Parti’yi ikna edecek
. Yukarıdaki tablo da ortaya koyuyor ki Erdoğan’ın adaylığı çantada keklik değil. Hele 2027 Kasım ayında yapılacak bir seçime partileri ikna etmek daha da zorlaşacak. Çok rahatlıkla, “Altı ay daha bekler, Erdoğan’ın olmadığı bir seçime gideriz,” diyebilirler. Bu tablo, yapılacaklar listesinin birinci sırasının şimdiden rezerve edildiğini gösteriyor: “Şu ana kadar muhalefet blokunda olan en az bir parti ikna edilecek.” Adaylar da çok değil; Yeni Yol, DEM ve İYİP arasında tercih yapmak durumunda
. Üstelik Yeni Yol yeterli bile gelmeyebilir. Bu durum, seçime yaklaşırken bazı tavizlerin ya da yeni ortaklıkların da gündeme geleceğinin işareti. YER AÇMA OPERASYONU Erdoğan’ın bu zorlu Meclis aritmetiğini kendi lehine çevirmesi kuru bir siyasi retorikle ya da sadece vaatlerle mümkün olmayacak. İkna odaları kurulmalı; ama bunun için de dağıtılacak yeni ve taze bir “pasta” lazım
. Ancak kamu maliyesi ağır hasarlı, Merkez Bankası’nın durumu ise malum. Hal böyle olunca iktidarın gözü; doğrudan muhalefetin elindeki alanlara, yerel yönetimlerin uhdesindeki varlıklara ve rant potansiyeline çevrilmiş durumda. O yüzden son dönemde muhalefete yönelik başlatılan, hukuki kılıflarla veya kayyum tehditleriyle yürütülen operasyonların yalnızca siyasi bir sindirme hamlesi olduğunu düşünmek fotoğrafı eksik okumak olur
. Bu, aynı zamanda devasa ve planlı bir “Yer Açma Operasyonu”dur. İstanbul’dan Ege’ye uzanan geniş bir hatta bu kuşatmanın ekonomik ayak izlerini net bir biçimde görebiliriz. İstanbul’da Kanal İstanbul’dan Yerebatan Sarnıcı’na kadar irili ufaklı onlarca “çökme” ve rant projesi var. İzmir’deki Meslek Fabrikası bu durumdan ayrı düşünülemez
. Benzer şekilde, Üsküdar Belediyesi’ne yapılan operasyon vakıf-tarikat rant düzenine destek hamlesi olarak okunmalı. İktidar bloku, kamu yararı veya idari denetim maskesi altında muhalefetin alanlarına adeta “çöküyor”. Bu operasyonlar birden fazla işlev görüyor: Muhalefet belediyeleri ekonomik olarak boğulup kıskaca alınıyor ve halka proje üretemez hale getirilerek siyaseten sıkıştırılıyor
. Buralardan boşaltılan, el konulan alanlar ve kesilen rant damarları iktidar yandaşlarına tahsis ediliyor. Dahası, bu yeni yaratılan rüşvet havuzu, Meclis’te el kaldıracak o “yeni potansiyel ortakları” masaya çekmek için kullanılacak en büyük koz haline getiriliyor. İktidar için zaman dar, risk büyük. Erdoğan’ın 15 aylık listesinin en hacimli bölümünü sadece siyasi mühendislik değil, kendi yandaş sermayesini tahkim etme zorunluluğu da oluşturuyor
. Kasedin “hızlı oynat” tuşuna basıldığını söylemiştik; işte bu hızlandırmanın en yakıcı sonuçları ekonomide, daha doğrusu fütursuz bir kaynak transferinde karşımıza çıkıyor. İçinden geçtiğimiz bu süreci bir “Hızlandırılmış Yağma Dönemi” olarak tanımlamak kesinlikle abartı olmaz. Sadece muhalefetin elindeki yerel kaynaklara çökmek, iktidar yandaşları için çarkı döndürmeye yetmiyor
. Gözünüzü nereye çevirirseniz çevirin, devletin makro ölçekteki projelerinin telaşlı bir hızla ihale edildiğini görüyorsunuz. Doğanın talan edilmesi pahasına, bir gecede yayımlanan kararnamelerle devasa maden ruhsatlarının ve ormanlık alanların şirketlere peşkeş çekilmesi bu dönemin en belirgin karakteristiğidir. Stratejik enerji yatırımlarından döviz garantili şehir hastanelerine, ucu açık maliyetlerle yapılan köprü ve otoyol inşaatlarına kadar kârlı ne kadar başlık varsa; istisnasız bir şekilde iktidarın etrafında kümelenmiş o bildik yandaş şirketlerin, “beşli” ve “onlu” yapıların kasasına akıtılıyor
. İktidar, olası bir 2027 Kasım (ya da daha erken) seçiminde kendi bekasını güvence altına almak için devasa bir seçim finansmanına ve arkasında duracak “tok” bir sermaye grubuna ihtiyaç duyduğunun farkında. Yandaş şirketler, yaklaşan siyasi belirsizlik öncesi “ne koparırsak kârdır” mantığıyla kamu kaynaklarına saldırırken; iktidar da bu ihaleleri ve garantileri birer “siyasi sadakat sözleşmesi” olarak dağıtıyor
. TUTUKLANANA BAKMAK LAZIM Sonuç olarak; Erdoğan’ın yeniden aday olabilmesi için kurduğu oyun, sadece Ankara dehlizlerindeki Anayasa tartışmalarından veya sandalye hesaplarından ibaret değil. Hızlandırılmış bu şovun faturası ise her geçen gün yoksullaşan milyonların ve talan edilen doğanın sırtına yükleniyor. Bu süreçte baskı altına alınmaya çalışılan kurum ve kişilere bakmak bile iktidarın niyetini ortaya koymaya yeter
. Talanı durdurmaya çalışan çevreci, emeği savunan sendikacı, şehrin yağmalanmasına ve ranta karşı duran mühendis, olan biteni yazan gazeteci tutuklu. Eski MASAK yöneticisinin gözaltına alınmasını bile bunun dışında göremeyiz. Ekonomide, siyasette ve gündelik hayatta yağma ile talan kalıcı bir yönetim biçimine dönüştü
. Sadece ülkenin yer altı ve yer üstü zenginlikleri değil, hayatın kendisi yok ediliyor. Son on yılda oturduğunuz mahallede, sitenizde, köyünüzde, kasabanızda veya şehrinizde açıklanamayacak şekilde zenginleşenler kimse; bu yağmanın arkasında iktidar ortağı olarak onlar vardır. Bu ortaklıkta bazıları “15 ay kaldı, küpü dolduralım” diyerek yer alıyor, bazıları ise koltuktan kalkmamak için
. Bu ülke “çökme ve yağmaya” dayalı düzenle bir dakika bile geçirmemeli. Erdoğan’ın 15 aylık listesine karşı, toplumsal muhalefetin ülkeyi özgür, eşit ve demokratik bir geleceğe taşıyacak “15 aylık mücadele listesine” ihtiyaç var.