İstanbul’un 200 Yıllık Sanat Tarihi Artİstanbul Feshane’de

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan yüzyıllık birikimi görünür kılan Kolektifin Belleği: İBB Koleksiyonları sergisi, 187 sanatçının 627 eserini Artİstanbul Feshane’de bir araya getiriyor. Antoine Ignace Melling, Mıgırdiç Civanyan, Tevfik Fikret, Naile Akıncı, Zeki Kocamemi, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Zeki Faik İzer gibi isimlerin yanı sıra Berna Türemen, Ali İsmail Türemen, Mert Özgen ve Berkay Buğdan’ın çağdaş çalışmaları yer alıyor. Sergi kapsamında Berna Türemen ve Ali İsmail Türemen, koleksiyonlarından 195 eseri ve Türemen Koleksiyonu’ndan dokuz yapıtı İBB Sanat Koleksiyonları’na bağışlarken; Cengiz Akıncı’nın danışmanlığında hazırlanan Akıncı Koleksiyonu: Kolektifin Belleği seçkisi de sergide yer alıyor. İstanbul’un sanatsal belleğini tematik eşikler üzerinden okumayı öneren ve İBB’nin bugüne dek gerçekleştirdiği en kapsamlı sergilerden biri olan seçkiyi İBB Genel Sekreter Yardımcısı Oktay Özel, sanatçı ve koleksiyoner Berna Türemen ve sanat koleksiyoner avukat Cengiz Akıncı ile konuştuk.

Cengiz Akıncı: “Koleksiyonculuk bir sorumluluk meselesi”

İBB Sanat Koleksiyonları’nın 30–50 yıl sonra İstanbul’un sanat anlatısında nasıl bir referans olacağını düşünüyorsunuz?

İBB Sanat Koleksiyonları ve bu koleksiyonların teşhiri için farklı bir işlev yüklenerek yeniden yaratılan Müze Gazhane, Artİstanbul Feshane, Casa Botter gibi mekânlar İstanbul’un kültürel yaşamına damgalarını vurmaya ve kent hafızasının önemli kaynaklarını oluşturmaya başladılar. Cumhuriyet döneminde kurulan ve çeşitli yıllarda İBB’ye devredilen müzelerin koleksiyonlarında, Türk sanat tarihinin mal olan çok değerli yapıtlar bulunuyor. Örneğin, bu sergiye Şişli Atatürk Evi Müzesi’nden getirtilen Zeki Kocamemi’nin Cenaze Alayı isimli başyapıtı; 1939 yılında açılan 1. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde birincilik ödülüne değer görülmüştü. Bugün, önceden İBB Koleksiyonunda mevcut olan 800 yapıta, yaklaşık olarak 400 yapıt daha katılarak düzenlenen bu sergiyle iki imparatorluğa başkentlik yapmış olan bu kadim kentin kültürel hafızasına olağanüstü bir katkıda bulunuluyor. Ekrem İmamoğlu’nun mensubu olduğu siyasi geleneğin kültüre verdiği önem doğrultusunda oluşturulan ekip, liyakat temelinde önemli bir işi başardı. Başta Mahir Polat ve Oktay Özel olmak üzere bu ekip, hem bugünün hem de gelecek yılların kamusal hafızasını güçlendiren kalıcı bir katkı sunuyor.

Gentile Bellini – Fatih Sultan Mehmet

Akıncı Koleksiyonu’nun oluşumunda İstanbul sizin için nasıl bir hikâye sundu?

Annem Türk sanat tarihine damgasını vuran, İstanbul’a hayran olan ve yapıtlarıyla adeta İstanbul’un Eyüp semtiyle bütünleşmiş bir ressamdı. Babam da bana tarih ve kültür bilincini aşılayan bir tarihçi-akademisyen olduğundan, İstanbul’un sıra dışı pitoreskinin yanında, arkeolojisi, kültürel ve tarihsel zenginlikleri de entelektüel yapımın gelişiminde etken olmuştur. Bu koşulların etkisiyle İstanbul’un çok zengin kültürel geçmişiyle birlikte, Modern Türk Plastik Sanatları ve İstanbul’u konu alan yapıtlar da ilgi alanıma girmiştir. Kişisel yaşamımı ve entelektüel altyapımı şekillendiren işbu koşullar, önce şahsen ve 1983 yılından itibaren eşimle birlikte oluşturduğumuz Lale & Cengiz Akıncı Koleksiyonu’nun tematik ve kavramsal kurgusunun oluşumunda etken oldu.

Bir koleksiyoner için eserlerini kamusal bir yapıyla paylaşmak sizce ne anlama geliyor?

Şahsen, koleksiyonculuğun sadece sanat eserleri almaktan ibaret olmadığını düşünüyorum. Günümüzde bu tanımın içine sadece biriktirmek amacıyla yapıt alan “toplayıcılar”, sadece alıp derhal satmayı hedef edinen “al – sat’çı” esnaflar, tanınmış imzalarla hem evini süslemek isteyen ve hem de içinde bulundukları sosyal çevreye “farklı” bir entelektüel görünüm sergilemek isteyenler de girmekle beraber; şahsen koleksiyoncunun sanatın gelişmesi için maddi ve manevi katkılarda bulunması gerektiğine inanıyorum. Kanımca, “müzelere bağışta bulunmak” sanatın gelişimine katkıda bulunmak açısından büyük önem arz etmektedir. Her sanat koleksiyonu izleyicileri, o koleksiyonu oluşturan kişinin entelektüel altyapısını, bilgi ve estetik birikimini, zevkini, düş gücünü, ilgi alanını ve isteklerini yansıtan bir kültür yolculuğuna çıkarır ve bu yolculuk koleksiyona dahil edilen her yapıtla yeni bir anlam kazanır. Hem koleksiyon hem de izleyici varsıllaşır. Olaya bu bakış açısıyla yaklaştığımızda, Batı’daki müzelerde çokça örneklerini gördüğümüz gibi koleksiyona kattığı sanat “eserlerini kamusal bir yapıyla paylaşmaya” yönelik sanatsal eylemin ülkemiz sanatının gelişimi bakımından çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Berna Türemen: “Bağışlayarak, paylaşarak yaşamak bizim için ömür boyu süren bir mutluluk”

Bu sergiyle birlikte Türemen Koleksiyonu’nun İBB Sanat Koleksiyonları içinde yer alması, İstanbul’un sanat tarihi açısından nasıl bir boşluğu dolduruyor ve nasıl bir önem taşıyor?

Bizim Türemenlerin, kamusal hafızası hüzünlü… Ben 1945 yılında Şehzadebaşı, Veznecilerde’ki ünlü Letafet apartmanında doğmuşum. Letafet, Darülbedayi’nin (ilk konservatuvar) kurulduğu bina. 1914 tarihli Serasker Rıza Paşa mülkü, tarihi yapıdır. En üst katı konservatuvar. Alt katlar daireler, düğün salonu, kıraathane, fotoğrafçı ve dükkânlar; kitapçımız… Tek başına bir site… 1958 yılında Fatih’ten Beyazıt’a giden caddenin genişletilmesi adına çevresinde ne varsa; kamusal alanlar, tarihi hamamlarla birlikte yıkıldı… Babamın Süleymaniye’deki dede evi… Ali İsmail Türemen’in Sultanahmet’teki dede evi… Hepsi tarihi eser yapılardı, yok oldular; hüzünlü…

2010 yılında Selvin Galerisi’nde İstanbul’u İs’tombul (şişmanlayan, çirkinleşen, çöp içinde) ironik Is’tombul olarak resimledim. Ne yazık ki bir eserin, binanın, eşyanın kıymeti nesli tükendiğinde anlaşılıyor. Yaşarken onlara sahip çıkılması, korunması açısından; Kolektifin Belleği – İBB Koleksiyonları sergisi çok önemli. Özel koleksiyonlarda ve müzelerde eserlerimiz var; ancak Artİstanbul Feshane için verdiklerimiz 195 resim, bizim kendimiz için ayırdığımız ve 1970–2025 arasını kapsayan çalışmalardan oluşuyor.

Bedri Rahmi Eyuboglu – Kariye

Bir koleksiyoner için eserleri kamuya açmak, sizce yalnızca bir paylaşım mı, yoksa kültürel bir sorumluluk alanı mı? Koleksiyonerliğin kamusal bellekle ilişkisini nasıl tanımlıyorsunuz?

Türemen bağışının nedeni; bizim İstanbul sevdamız, köklerimiz… Artİstanbul Feshane’nin kamuya açılması, paylaşım… Paylaşmak en güzel duygu… Bağışlayarak, paylaşarak yaşamak biz Türemenler için, ömür boyu süren mutluluk…

Oktay Özel: “Bu sergi İstanbul’un geleceğine yapılan bir hafıza yatırımı”

Kolektifin Belleği: İBB Koleksiyonları İstanbul için ne ifade ediyor? Kentin bugününe ve geleceğine nasıl bir kültürel hafıza öneriyor?

Kolektifin Belleği: İBB Koleksiyonları, İstanbul için yalnızca bir sergi değil; kamusal hafızanın nasıl kurulduğuna dair güçlü bir temsil. Kente ait sanatsal birikimi herkesin erişebileceği bir zemine taşıyarak, İstanbul’un belleğini ortak bir buluşma alanına dönüştürüyor.

Sergi, İstanbul’a yalnızca geçmişten bakmakla yetinmiyor; kentin dönüşümlerini, kırılmalarını ve süren hikâyelerini birlikte düşünmeye çağırıyor. Eserler aracılığıyla, İstanbul’un hafızasının tek bir anlatıdan değil, farklı sesler ve paylaşılan deneyimlerden oluştuğunu hatırlatıyor.

Bu yönüyle Kolektifin Belleği, yaşayan ve sürekli değişen bir kent belleğine kulak veriyor. Artİstanbul Feshane’de ilk kez bu ölçekte kamusal bir zeminde görünür olan sergi, kültürel mirasın paylaşıldıkça çoğaldığını gösterirken, İstanbul’un geleceğine yapılmış bir hafıza yatırımı olarak öne çıkıyor.

İbrahim Çallı, Atatürk Portresi, 1937

Sergideki eserler İstanbul’un modernleşme süreci ve toplumsal dönüşümleri hakkında bize neler söylüyor? Bu seçkiyle kenti nasıl okumak mümkün?

Sergide yer alan eserler, İstanbul’un modernleşmesini tek çizgide ilerleyen bir anlatı olarak sunmuyor; aksine kentin dönüşümünün eşikler ve kırılmalar üzerinden nasıl şekillendiğini görünür kılıyor. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e, erken modernleşme hamlelerinden güncel toplumsal değişimlere uzanan bu koleksiyon, İstanbul’u estetik tercihler kadar sosyal yapı, gündelik hayat ve mekânsal dönüşümler üzerinden okumayı mümkün kılıyor.

Farklı dönem ve sanatçıları bir araya getiren seçki, kentin imparatorluk başkentinden sanayi kentine, oradan bugünün metropolüne uzanan serüvenini ortaya koyarken; İstanbul’u hem geleneğiyle bağını koruyan hem de modern dünyayla temas etmeye çalışan bir şehir olarak düşünmemize alan açıyor.

Bireysel koleksiyonların kamusal koleksiyonlara eklemlenmesi kent hafızasında nasıl bir dönüşüm yaratıyor? İBB’nin bağış politikası hangi çerçeveye dayanıyor?

Bizim için bu koleksiyonu ve sergiyi anlamlı kılan en önemli unsur, taşıdığı güçlü kolektif ruh. Sanatçıların, koleksiyonerlerin ve bağışçıların İBB Miras ve İBB Kültür’e duyduğu güvenle İstanbul’a emanet ettiği eserler, ilk kez bu ölçekte bir araya geliyor. Bu yapıtlar artık yalnızca bireysel koleksiyonların parçaları değil, kamusal hafızanın ortak mirasına dönüşmüş durumda.

Bu süreçte koleksiyoner avukat Cengiz Akıncı ve Berna Türemen’in gösterdiği cesaret ve öncülük belirleyici oldu. Onların açtığı yoldan ilerleyen 55 koleksiyonerin katkısıyla 300’ün üzerinde eser İBB Koleksiyonu’na kazandırıldı. Bu dayanışma, koleksiyonun yalnızca sayısal olarak değil, temsil gücü ve kapsayıcılığı açısından da büyümesini sağladı.

En temel amacımız, İstanbul’u herkes için daha adil, daha erişilebilir ve daha ilham verici bir şehir hâline getirmek. Bireysel koleksiyonların kamusal koleksiyonlara eklemlenmesi bu açıdan önemli bir eşik. Özel alanda saklı kalan eserler, kamusal alana çıktıklarında kişisel hikâyelerini aşarak ortak bir belleğin parçası oluyor. Sergide yer alan 627 eserin 311’inin bağış yoluyla koleksiyona katılmış olması da İBB’nin katılımcı ve kolektif miras anlayışını somut biçimde ortaya koyuyor.

Cengiz Akıncı- Lale Akıncı

Artİstanbul Feshane, İstanbul’un sanat sahnesinde nasıl bir boşluğu dolduruyor? Kamusal alanda sanatla ilişkiyi nasıl dönüştürüyor?

Artİstanbul Feshane, İstanbul’da uzun süredir eksikliği hissedilen büyük ölçekli ve kapsayıcı bir kamusal sanat mekânı olarak önemli bir boşluğu dolduruyor. Geçmişte bir üretim yapısı olan Feshane’nin bugün yeniden kültürel üretimin merkezlerinden birine dönüşmesi, mekânı özel kılan temel unsur.

İstanbul’un dönüşüm hikâyesiyle paralel ilerleyen bu yapı, Artİstanbul Feshane olarak kentin kültür ve sanat belleğinde yeni bir sayfa açıyor. 2023’ten bu yana hayata geçirilen sergi programı; Ortadan Başlamak, 10. Asya–Avrupa Mediations Bienali ve Tate iş birliğiyle gerçekleşen Dinamik Göz gibi projelerle Feshane’yi ulusal ve uluslararası sanat gündeminde güçlü bir konuma taşıdı. Bugün Artİstanbul Feshane, yalnızca bir sergi mekânı değil; kentin çağdaş kültür haritasında önemli bir çekim merkezi.

Kolektifin Belleği: İBB Koleksiyonları sergisinin burada izleyiciyle buluşması da bu nedenle anlamlı. Haliç kıyısında, herkesin kolayca erişebildiği konumuyla Feshane, sanatı belirli bir kesimin ayrıcalığı olmaktan çıkararak gündelik yaşamın parçası hâline getiriyor. Burada sanatla kurulan ilişki daha mesafesiz, daha gündelik ve daha paylaşılabilir; kentle birlikte deneyimlenen canlı bir ortaklığa dönüşüyor.