Modern otomobillerde koltuğa oturur oturmaz emniyet kemerine uzanmak artık bir refleks haline gelse de 1980’li yılların sonunda durum oldukça farklıydı. O dönemde ABD’de üretilen pek çok araçta, kapıyı kapattığınız anda bir mekanizma yardımıyla göğsünüzün üzerinden geçen “otomatik” kemerler bulunuyordu. Ancak bu sistem göründüğü kadar pratik değildi; çünkü sürücülerin bel kısmındaki ikinci kemeri manuel olarak takması gerekiyordu
. Federal hükümetin 1968 yılına kadar kemer kullanımını zorunlu tutmadığı düşünülürse, güvenlik sistemlerinin gelişimi sancılı bir süreçten geçti. 1981 yılına gelindiğinde bile sürücülerin yalnızca %11’i kemer takmayı tercih ediyordu. Otomobil üreticileri, hava yastıklarının henüz gizemini koruduğu ve maliyetli görüldüğü yıllarda, zorunlu tutulan otomatik koruma sistemleri için daha ucuz bir yol seçti
. Hava yastığı teknolojisine yatırım yapmak yerine, uygulanması çok daha basit olan otomatik kemerlere yöneldiler. Ancak bu tercih, beraberinde beklenmedik güvenlik sorunlarını getirdi.Otomatik emniyet kemerlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, sistemin aslında o kadar da otomatik olmadığı kısa sürede anlaşıldı. Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi yetkilileri, sürücülerin omuzdan geçen kemeri devre dışı bırakıp bel kemerini hiç takmamasından endişe duyuyordu
. Yapılan araştırmalar bu endişeleri haklı çıkardı; 1987 yılına gelindiğinde sürücülerin sadece %28,6’sı bel kemerini doğru şekilde kullanıyordu. Bu ihmal, trafik kazalarındaki ölüm oranlarının yüksek seyretmesine neden oldu.Hava yastıklarının 1998 yılında tüm araçlarda zorunlu hale getirilmesi, otomotiv dünyasında bir dönüm noktası oldu
. Üreticiler hava yastığı teknolojisine uyum sağlamak zorunda kalınca, işlevselliği tartışılan otomatik kemer düzenekleri de yavaş yavaş piyasadan çekildi. Bugün hava yastıklarının karmaşık veya pahalı görüldüğü günleri hayal etmek zor olsa da güvenlik teknolojileri o günlerden bu yana büyük bir yol katetti. Gelişen teknoloji sayesinde şimdiki kemer sistemleri hayat kurtarmaya devam ediyor.