HG Wells sinemasının en iyi filmi olabilir. Ay’a Yolculuk kadar dünya çapında ikonik bir statüsü olmasa da, bence Wells uyarlamaları arasında zirveye oturuyor. George Pal’in yönettiği 1960 yapımı The Time Machine, Wells’in 1895 novellasını beyazperdeye taşıyan ilk büyük uyarlama ve hâlâ taze duruyor. İzlerken zaman makinesi konsepti ne kadar havalı ve entelektüel olsada, sonra insanlık kendi geleceğini nasıl bok ediyor.
Film Viktoryen İngiltere’de başlıyor. İcatçı George (Rod Taylor) arkadaşlarına zaman makinesini gösteriyor, kimse ciddiye almıyor. O da makineye atlayıp geleceğe gidiyor. 1917, 1940, 1966… savaşlar, yıkımlar bitmiyor. Sonunda 802.701 yılına varıyor ve insanlığın ikiye bölündüğünü görüyor: yüzeyde saf, çocuksu Eloi’ler ve yeraltında avcı Morlock’lar. Hikâye bir “gelecek turu” gibi akıyor ama altında Wells’in sınıf ayrımı, tembellik ve insanlığın kendi kendini yok etme eleştirisi var.
Hikâye ve Temalar
Pal kitabı birebir kopyalamamış. Wells’in orijinalindeki sert karamsarlığı biraz yumuşatmış, daha macera odaklı hale getirmiş. Yine de temel soru aynı kalıyor: İlerleme bizi nereye götürüyor? Teknoloji, savaş, tembellik… hepsi Eloi ve Morlock ayrımında vücut buluyor. George’un ütopya arayışı yavaş yavaş hayal kırıklığına dönüyor. Büyük fikir var, biraz yüzeyde kalsa da izleyiciyi düşündürüyor. Wells’in karanlık vizyonu burada da hissediliyor.
Efektler ve Teknik Taraf
Efektler bütçeye bakmadan, zamana meydan okurcasına etkileyici. George Pal’in stop-motion ve time-lapse teknikleriyle zamanın geçişini izlerken resmen büyüleniyorsun. Londra’nın yıkılışı, çiçeklerin açıp solması, güneşin hızlanması… hepsi pratik efektlerle yapılmış ve hâlâ “nasıl yapmışlar” dedirtiyor. Morlock’ların makyajı, zaman makinesinin kendisi (sinema tarihinin en havalı props’larından biri) ve yeraltı sahneleri o kadar sağlam ki, yıllara hiç takılmıyorsun. Oscar’ı da hak etmiş bir iş. Bütçe ne olursa olsun, efektler burada hikâyeyi taşıyor ve taşıdığı gibi de taşıyor.
Karakterler
Rod Taylor, George rolünde tam bir meraklı bilim insanı aksiyon kahramanı karışımı. Karizması film boyunca taşıyor. Yvette Mimieux’nun Weena’sı saf Eloi’yi güzel oynuyor ama biraz tek boyutlu kalıyor. Diğer arkadaşlar kısa rollerle Viktoryen şüpheciliği veriyor. Asıl yıldızlar Eloi ve Morlock’lar; biri masumiyet ve tembellik, diğeri vahşet ve hayatta kalma. George’un bu iki kutup arasında gidip gelmesi filmin duygusal omurgasını oluşturuyor.
Sonuç
The Time Machine (1960), HG Wells sinemasının en iyi filmi olabilir. Aya Yolculuk kadar dünya çapında ikonik bir statüsü olmasa da, Wells uyarlamaları arasında hem hikâye hem görsellik hem de tema derinliğiyle zirveye oturuyor. Efektleri zamansız, teması hâlâ geçerli, izlerken hem eğlendiriyor hem düşündürüyor. Bence hiçbir zaman efekt bütçeye bakmam, eski demem; bu film o kuralın en güzel kanıtı.
H. G. Wells uyarlamalarını izledikçe şunu net görüyorum: Filmler eskimez, anlatım değişir, ton kayar. Ama fikir kalır. The Time Machine, The Invisible Man ve The War of the Worlds farklı yönlere gitse de aynı sorunun etrafında dönüyor: insanın sınırları. Wells hikâye anlatmaktan fazlasını yapıyor. Bir temel atıyor. Bugün bilimkurgu hâlâ ayaktaysa, o temel HG Wells sayesinde
Bu filmleri bize armağan ettiğin için teşekkür ederiz HG Wells. Sevgi ve saygıyla
Time Machine (1960) İnceleme ilk olarak FRPNET’te yayınlandı.

