Ion Riva, İstanbul’un kuzeyinde, Beykoz’un Karadeniz kıyısında inşa edilen 84 hektarlık yeni bir yerleşim projesi olarak hayata geçiriliyor. Uluslararası mimarlık ofisleri Snøhetta, Bjarke Ingels Group ve MVRDV, yerel stüdyolar KEYM, DB Architects, Rasa ve Bilgin Architects ile birlikte projede yer alıyor.
Projenin ilk etabında yaklaşık üç bin kişinin yaşayacağı bir mahalle planlanıyor. İlk faz kapsamında 969 konut, 100 bin metrekare biyolojik çeşitliliğe odaklanan yeşil alan, bir okul ile kültür, perakende, konaklama ve sağlık programlarını içeren yapılar inşa edilecek. İlk konutların 2027 yılında tamamlanması ve ilk sakinlerin aynı yıl mahalleye taşınması bekleniyor.

Projenin Merkezinde Dört Kültürel Yapı
Ion Riva’yı yalnızca bir konut projesi olmaktan çıkaran en önemli unsur, mahalle yaşamını kültürel mekânlar üzerinden kurması. Bu yaklaşımın merkezinde dört kamusal yapı yer alıyor. Snøhetta’nın tasarladığı The Ring, nehir vadisinin üzerine yerleşen dairesel bir yapı. Doğayla temas kurmak, öğrenmek ve gündelik karşılaşmalar için tasarlanan bu yapı, mahalledeki sosyal yaşamın ana noktalarından biri olarak düşünülüyor.

Karadeniz kıyısında ise BIG’in tasarladığı The Drop yer alıyor. Kıyının sert ve dramatik karakterini vurgulayan bu yapı, restoran, kafe ve kamusal sanat alanlarını bir araya getiriyor. MVRDV’nin tasarladığı The Lantern ise sinema salonları, performans mekânları, galeri ve kitabevi gibi farklı kültürel işlevleri tek çatı altında topluyor. Dördüncü yapı ise sanat üretimi, öğrenme ve spor faaliyetlerini bir araya getiren bir merkez olarak planlanıyor.
Mahallenin genel planı, doğaya uyum fikri etrafında şekillenmiş. Konutlar topografyayı takip edecek şekilde yerleştiriliyor, böylece hem Karadeniz manzarası korunuyor hem de müdahale minimumda tutuluyor. İlk etapta 969 konut inşa edilecek ve yerleşim, daha küçük mahalle kümeleri halinde organize edilecek. Her bir küme kendi ortak alanlarına sahip olacak, ancak tüm mahalleler yürünebilir bir ağ üzerinden birbirine bağlanacak.

Projenin sürdürülebilirlik yaklaşımı yalnızca peyzajla sınırlı değil. Yerel taş ve ahşap kullanımı, güneş enerjisi sistemleri, yağmur suyu toplama ve gri su geri dönüşümü gibi çözümler mahalleyi düşük etkili bir yaşam alanı olarak kurguluyor. Aynı zamanda dijital altyapı, enerji verimliliği ve günlük yaşam konforunu destekleyecek şekilde tasarlanıyor.