11 Ağustos 2026

Dengeleri sarsacak atama, kritik koltuk değişti: İran’da yeni güç! Perde arkasında hangi hesap var?

İran’da güvenlik ve siyaset dengelerini yakından ilgilendiren kritik bir değişiklik yaşandı. Tahran yönetimi, ülkenin en önemli güvenlik mekanizmalarından birinin başına, İran’ın askerî ve siyasi tarihinde uzun süredir etkili olan dikkat çekici bir ismi getirdi. Atama, yalnızca bir görev değişikliği olarak değerlendirilmezken, İran’ın iç güç dengeleri ve ABD ile yürüttüğü gerilimli süreç açısından da önemli soru işaretlerini beraberinde getirdi. Peki, bu değişiklik ne anlama geliyor ve perde arkasında hangi hesaplar var?

dengeleri-sarsacak-atama-kritik-koltuk-degisti-iranda-yeni-guc-perde-arkasinda-hangi-hesap-var-mmF17NFQ.jpg

İran ile ABD arasındaki gerilim, bölgede yaşanan çatışmalar ve Hürmüz Boğazı üzerinden büyüyen kriz, Tahran’ın hem dış politikasını hem de güvenlik yapılanmasını yeniden şekillendirdi. Savaşın ardından ortaya çıkan yeni dengeler, İran yönetimindeki kritik makamların başındaki isimleri de yeniden gündeme taşıdı.

Özellikle ülkenin güvenlik politikalarının belirlendiği en önemli mekanizmalardan birinde yaşanan son değişiklik, Tahran’ın önümüzdeki dönemde izleyeceği yol açısından dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıktı. Peki neler oldu? Yakından bakalım…

İran’da ülkenin en kritik karar alma mekanizmalarından biri olan Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin (SNSC) başında değişikliğe gidildi. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkian’ın sözcüsü Seyed Mehdi Tabatabaei tarafından yapılan açıklamaya göre, uzun yıllar İran güvenlik ve askerî yapılanmasının en üst kademelerinde görev yapan Muhsin Rızai, konseyin yeni sekreteri oldu.

Ancak atama duyurulsa da haber kısa süre sonra İran kaynakları tarafından kaldırıldı. İranlı ajansların aynı bilgiyi birbirine yakın zamanlarda yayımlayıp daha sonra kaldırması, kararın nihai aşamaya gelmeden servis edilmiş olabileceği ihtimalini gündeme taşıdı. Bu durum kafaları da karıştırdı. Ancak güçlü bir şekilde İran’da Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreterliğine Muhsin Rızai atandığı üzerinden duruluyor. Peki, Muhsin Rızai kim, neden İran’da gündeme geldi? Nasıl bir denge oluşturabilir?

Fotoğraflar: AP

DÖRT YILI AŞKIN SÜREDİR İRAN’IN GÜÇ MERKEZLERİNDE

Muhsin Rızai, İran siyasetinde ve güvenlik bürokrasisinde uzun süredir etkili olan isimlerden biri. İran-Irak Savaşı sırasında İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu’nun başında bulunan Rızai, Devrim Muhafızları’nın ülkenin en güçlü askerî ve siyasi kurumlarından biri haline gelmesinde önemli rol oynayan isimler arasında gösteriliyor.

Daha sonraki dönemde İran siyasetinde de aktif rol üstlenen Rızai, çeşitli dönemlerde cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday oldu ancak seçilemedi. Uzun siyasi ve askerî kariyeri nedeniyle Rızai, İran’ın hem askerî kanadını hem de siyasi sisteminin işleyişini yakından bilen isimlerden biri olarak değerlendiriliyor. Son dönemde ise İran’ın lideri Mücteba Hamaney’e danışmanlık yapan isimler arasında yer aldı.

LARİCANİ’NİN ARDINDAN İKİNCİ DEĞİŞİKLİK

Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nde son aylarda yaşanan değişiklikler ise İran’ın iç güvenlik ve dış politika karar mekanizmalarında önemli bir yeniden yapılanmaya işaret ediyor. Konseyin önceki sekreteri Ali Laricani, Mart 2026’da İran’a yönelik ABD-İsrail saldırıları sırasında düzenlenen saldırıda hayatını kaybetmişti. Laricani’nin ardından 24 Mart’ta Muhammed Bakır Zülkadir konseyin sekreterliğine getirilmişti.

Ancak Zülkadir’in görev süresi yalnızca birkaç ay sürdü. Rızai’nin atanmasıyla birlikte konseyin başındaki isim bir kez daha değişmiş oldu, Zülkadir’in ise yeni bir göreve atanacağı açıklandı. Bu değişiklik İran ile ABD arasında Hürmüz Boğazı’nın geleceği ve bölgedeki çatışmaların sona erdirilmesine yönelik diplomatik girişimlerin sürdüğü bir dönemde gerçekleşmesi nedeniyle dikkat çekiyor.

ATAMA, İÇ DENGELER AÇISINDAN NE ANLAMA GELİYOR?

Rızai’nin yeni görevi İran’ın yalnızca dış politikasında değil, ülke içerisindeki güç dengeleri açısından da önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. New York Times’a konuşan İran güvenliği uzmanı Hamidreza Azizi’ye göre Rızai’nin atanması, İran’ın uzun süredir güvenlik ve askerî kademelerinde bulunan deneyimli isimlerin konumlarını koruduğunu ve güçlerini pekiştirdiğini gösteriyor.

Azizi, Rızai’nin 40 yılı aşkın süredir İran’ın askerî ve siyasi sisteminin en üst kademelerinde yer aldığına dikkat çekiyor. Bu nedenle Rızai’nin yeni görevi, daha genç bir siyasi elitin önünü açacak bir değişimden ziyade, mevcut güvenlik yapılanmasının devamı olarak yorumlanıyor. Azizi ayrıca atamanın, Parlamento Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’a karşı bir denge arayışının parçası olabileceği görüşünde.

Kalibaf da geçmişinde Devrim Muhafızları bünyesinde görev yapmış deneyimli bir komutan. Aynı zamanda İran Parlamentosu’nun başkanlığını yürütüyor ve ülkenin ABD ile yürüttüğü diplomatik girişimlerde önemli isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle Rızai’nin güvenlik konseyinin başına getirilmesinin, İran yönetimi içerisindeki farklı güç merkezleri arasında denge kurma amacı taşıyabileceği değerlendiriliyor.

CUMHURBAŞKANININ YETKİSİ TARTIŞMASI

Öte yandan İran’daki sistemde Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin sekreterini resmî olarak cumhurbaşkanı atıyor. Ancak uzmanlara göre pratikte bu makamın belirlenmesinde dini liderin görüşü ve onayı belirleyici önem taşıyor. Bu durum, Rızai’nin atanmasının yalnızca Cumhurbaşkanı Pezeşkian’ın kararı olarak değerlendirilmemesi gerektiğine ilişkin yorumları da beraberinde getiriyor.

İran Cumhurbaşkanı Pezeşkian ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD ile diplomatik temasların sürdürülmesi nedeniyle ülke içerisindeki daha sertlik yanlısı çevrelerin eleştirilerine maruz kalmıştı. Bu nedenle güvenlik konseyinin başına Devrim Muhafızları’nın eski komutanlarından Rızai’nin getirilmesi, İran yönetimi içerisindeki daha sert güvenlik kanadının etkisini artırma girişimi olarak yorumlanıyor.

‘KENDİ SİYASİ SERMAYESİ OLAN BİR AĞIR SIKLET’

Peki, Muhsin Rızai’nin Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin başına getirilmesini yalnızca güvenlik bürokrasisinin güç kazanması olarak mı okumalıyız, yoksa bu atama aynı zamanda İran’ın iktidar içindeki farklı aktörler özellikle de Pezeşkian, Kalibaf, Devrim Muhafızları ve dini liderlik arasında yeni bir güç dengesi kurma arayışına mı işaret ediyor? Rızai’nin geçmişi ve siyasi ağırlığı düşünüldüğünde, bu hamlenin asıl hedefi kim veya hangi güç merkezi?

Bu soruma İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından Oral Toğa, “Bunu yalnızca güvenlik bürokrasisinin güçlenmesi olarak okumak eksik kalır. Atamanın biçiminde olağandışı bir yön yok, çünkü konsey sekreterinin aynı zamanda Rehber’in temsilcisi olarak görevlendirilmesi yerleşik bir teamül. Anlamlı olan makamın devir hızı” cevabını verdi ve şöyle devam etti:

— Bu koltuk 2023’ten bu yana Ahmediyan, Laricani, Zülkadir ve şimdi Rızai olmak üzere dört isim gördü. Laricani mart ayında bir suikastla öldürüldü, yerine gelen Zülkadir ise beş ayı bile doldurmadan görevden ayrıldı. Yani savaşın en kritik dosyasını yürüten kurum istikrarsız bir yönetim geçmişiyle bugüne geldi ve bu atama o istikrarsızlığı kapatma girişimi olarak okunmalı. İki ismin profili arasındaki fark da bunu doğruluyor. Zülkadir kamuoyunca pek tanınmayan bir isimdi ve göreve Laricani suikastının hemen ardından, kriz koşullarında getirilmişti. Rızai ise 1981-1997 arasında 16 yıl Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutanlığı, ardından 24 yıl Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi Sekreterliği ve cumhurbaşkanı yardımcılığı yapmış, defalarca cumhurbaşkanlığına aday olmuş, kendi siyasi sermayesi olan bir ağır sıklet.

— Buradan atamanın asıl hedefine geliyoruz. Bence hedef belirli bir kişiyi tasfiye etmek değil. Pezeşkiyan zaten uzun süredir günlük idareyle sınırlı, dolayısıyla onu hedef almanın pratik anlamı yok. Asıl mesele Rehberlik makamının görünmezliğinin yarattığı otorite boşluğu. Beş aydır kamuoyu önüne çıkmayan bir Rehber’in makamı, savaş ve müzakere dosyasında kendisi adına konuşabilecek tanınmış ve kıdemli bir vekile ihtiyaç duyuyordu. Nitekim bu atama, görünmez Rehber’in adına yapılan sayılı somut icraattan biri olması bakımından da dikkat çekici.

‘ORTADA BİR HESAPLAŞMA DEĞİL, SAVAŞ YÖNETİMİNİN DAHA KIDEMLİ BİR MUHATAPTA TOPLANMASI VAR’

“Rehber’in kararnamesinde Rızai’nin sekiz yıllık Kutsal Savunma döneminin öncülerinden olduğuna yapılan vurgu da bu yüzden önemli” diyen Toğa, “Kişisel karizması olmayan bir Rehberlik makamı, meşruiyet açığını kurucu kuşağın prestijiyle kapatmaya çalışıyor. İkincil bir etki olarak da Kalibaf’ın son aylarda fiilen tek başına taşıdığı ağırlığın yanına ikinci bir ağır sıklet konulmuş oluyor. Ancak bunu bir tasfiye olarak okumamak gerekir. Zülkadir görevden alınmadı, Rehber’in siyasi danışmanlığına getirildi. Yani ortada bir hesaplaşma değil, savaş yönetiminin daha kıdemli bir muhatapta toplanması var” ifadelerini kullandı.

‘DEVRİM MUHAFIZLARI KARAR MEKANİZMASINDA DAHA GÜÇLÜ’

Yine New York Times’taki haberde Tennessee Üniversitesi’nden İran güvenlik güçleri üzerine çalışmalar yapan Profesör Saeid Golkar ise Rızai’nin göreve getirilmesini, Devrim Muhafızları’nın İran’daki kritik karar alma süreçlerindeki ağırlığının devam ettiğinin bir başka göstergesi olarak değerlendirdi.

Golkar ayrıca Rızai ile Kalibaf gibi siyasi ve askerî geçmişe sahip, yüksek siyasi hedefleri bulunan isimlerin ilerleyen dönemde rekabet içerisine girmesinin mümkün olduğunu belirtiyor. İran’daki mevcut güç yapısına ilişkin değerlendirmesinde Golkar, birden fazla güçlü aktörün aynı anda en üst düzey siyasi nüfuz için mücadele etmesinin uzun vadede sorun yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Öte yandan Rızai’nin atanmasıyla birlikte İran’ın güvenlik yapılanmasının zirvesinde yeniden Devrim Muhafızları geçmişine sahip bir isim bulunuyor. Bu durum, İran’ın özellikle ABD ile devam eden gerilim, Hürmüz Boğazı üzerindeki anlaşmazlıklar ve bölgesel güvenlik sorunları karşısında daha güvenlik merkezli bir politika izleyeceği yönündeki beklentileri güçlendirmiş durumda.

RIZAİ HAMLESİ ABD’YE KARŞI PAZARLIK GÜCÜNÜ MÜ ARTIRACAK?

Rızai’nin atanması, ABD ile Hürmüz Boğazı ve bölgesel güvenlik başlıklarında kritik temasların sürdüğü bir döneme denk geliyor. Bu nedenle önümüzdeki dönemde İran’ın müzakere masasında daha sert bir pazarlık çizgisine geçmesini mi beklemeliyiz? Yoksa Rızai gibi askeri kökenli bir ismin güvenlik mekanizmasının başına getirilmesi, aslında İran’ın diplomasi yaparken arkasındaki güvenlik ve askerî kapasiteyi daha güçlü biçimde kullanarak ABD’ye karşı pazarlık gücünü artırma stratejisi olarak mı görülmeli?

“İki ihtimali birbirinin alternatifi olarak kurgulamamak gerekiyor” diyen Oral Toğa, “Çünkü İran’da sert isim ataması çoğu zaman sertleşmenin değil, taviz verebilme kapasitesinin işareti. Zamanlamaya bakalım. Tahran, Umman ile Hürmüz’de yeni gemi rotaları konusunda koordinatlarda anlaştı ve ara bir anlaşmaya yaklaşıldığı belirtiliyor. Ancak Arakçi, boğazın tam olarak açılmasının ABD’nin 17 Haziran mutabakatındaki taahhütlerine dönmesine ve tazminat dahil başka şartlara bağlı olduğunu söyledi” dedi ve şöyle devam etti:

“Devrim Muhafızları Ordusu sözcüsü ise boğazın açılmasının kendine özgü bir mekanizması olduğunu ve Umman müzakereleriyle ilgisi bulunmadığını açıkladı. Bu son cümle kritik. Diplomatların vardığı bir sonucun güvenlik kurumu tarafından sahiplenilmemesi riski açıkça ortada. Rızai’nin tam bu noktada göreve getirilmesi, varılacak sonucun Devrim Muhafızları Ordusu’nun güvendiği bir isim tarafından imzalanmasını sağlıyor. Yani atama masayı kapatmaktan çok, masada çıkacak sonucu içeride taşınabilir kılmaya yarıyor.”

‘RIZAİ’NİN SON YILLARDAKİ KAMUOYU AÇIKLAMALARI DOĞRULANABİLİRLİK AÇISINDAN CİDDİ BİÇİMDE SORUNLU’

Bu noktada tarihsel bir hatırlatmanın yerinde olacağına dikkat çeken Oral Toğa, “Rızai, 1988 yılında Humeyni’ye savaşın mevcut imkânlarla kazanılamayacağını bildiren değerlendirmeyi yazan ve bu şekilde 598 sayılı kararın kabulünün önünü açan isim. Yani kariyerinde sertlikten çok, sertlik itibarını kullanarak zor kararları rejime kabul ettirme örneği var. Bununla birlikte bir çekince koymak gerekiyor. Rızai’nin son yıllardaki kamuoyu açıklamaları doğrulanabilirlik açısından ciddi biçimde sorunlu” şeklinde konuştu.

Örneğin Rızai’nin nisan ayında ABD gemilerinin tamamını batıracaklarını ve tek birinin bile kaçmasına izin vermeyeceklerini söylediğini hatırlayan Toğa, “Mayıs ayında Hürmüz’de bir Amerikan firkateyninin vurulduğunu, ABD’nin bunu gizlediğini öne sürdü ama hiçbir delil sunmadı. Geçtiğimiz hafta ise temmuz ayındaki saldırılarda yaklaşık 500 Amerikan askerinin öldürüldüğünü iddia etti. Oysa CENTCOM’un verileri temmuzda Ürdün ve Irak’ta dört asker kaybından söz ediyor. Bu tür beyanlar iç kamuoyunda moral işlevi görebilir, ancak artık bir propaganda üslubu olmaktan çıkıp kurumsal bir sorun haline geliyor” dedi.

“Milli Güvenlik Yüksek Konseyi sekreterinin sözleri karşı tarafça sinyal olarak okunur. Beyanları rutin biçimde doğrulanamayan bir ismin bu makamda bulunması, İran’ın gerçek pozisyonunun karşı tarafça yanlış okunma ihtimalini artırır ve tırmanma riskinin zaten yüksek olduğu bir dönemde bu ciddi bir sorundur” diyen Toğa, sözlerini şu şekilde noktaladı:

“Dolayısıyla önümüzdeki dönemde muhtemelen daha yüksek perdeden bir retorik ama daha kurumsallaşmış bir pazarlık göreceğiz. Şunu da eklemek lazım. Sürecin yönünü bu atama değil, ABD’nin ablukayı gevşetip gevşetmeyeceği ve mutabakata dönüp dönmeyeceği belirleyecek. Rızai’nin gerçek işlevi de ancak bir anlaşma anında görülecek. Güvenlik kurumunu ikna edebilirse bu atama bir kolaylaştırıcı, edemezse yalnızca sertliğin kurumsallaşması olarak kalır.”