11 Ağustos 2026

Psikopatik eğilimlerle bağırsak bakterileri arasında ilişki olabilir mi?

İnsan vücudunda yaşayan mikroorganizmaların duygu ve davranışlar üzerindeki etkisini araştıran bilim insanları, bu kez psikopatik kişilik özellikleriyle bağırsak ve ağız mikrobiyotası arasında dikkat çekici bağlantılar belirledi. Ancak araştırmacılar, bulguların bakterilerin bu davranışlara neden olduğunu kanıtlamadığını özellikle vurguluyor.

psikopatik-egilimlerle-bagirsak-bakterileri-arasinda-iliski-olabilir-mi-uwtiIa4g.jpg

Bağırsaklarımızda ve ağzımızda yaşayan trilyonlarca mikroorganizmanın yalnızca sindirim ve bağışıklık sistemiyle sınırlı kalmayan etkileri olduğu uzun süredir biliniyor. Yeni bir çalışma, mikrobiyota ile empati eksikliği, dürtüsellik ve antisosyal davranışlar gibi psikopatik kişilik özellikleri arasında da ilişki bulunabileceğini ortaya koydu.

Porto ve Oxford üniversitelerinden araştırmacıların yürüttüğü çalışma, Translational Psychiatry dergisinde yayımlandı. Araştırmada genel nüfustan seçilen 200 sağlıklı yetişkin incelendi.

200 KİŞİDEN KAN, TÜKÜRÜK VE DIŞKI ÖRNEĞİ ALINDI

Katılımcılar, psikopatik kişilik özelliklerini ölçmek amacıyla kullanılan Kısa Form Öz Bildirim Psikopati Ölçeği’ni doldurdu. Empati ve kaygı düzeylerine ilişkin ek testler de uygulandı.

Bilim insanları daha sonra katılımcılardan kan, tükürük ve dışkı örnekleri alarak bağırsak ve ağız mikrobiyotasının bileşimini analiz etti. Kan plazması ve dışkı örneklerindeki bazı metabolik maddeler de araştırmaya dahil edildi.

Sonuçlara göre bağırsak ve ağız mikrobiyotasının genel çeşitliliği, psikopatik özellikleri yüksek ve düşük olan grupları tek başına birbirinden ayırmadı. Buna karşılık bazı bakteri türlerinin göreceli miktarlarıyla psikopati ölçeğinden alınan puanlar arasında istatistiksel bağlantılar bulundu.

ÜÇ BAKTERİ DAHA YÜKSEK PUANLARLA İLİŞKİLENDİRİLDİ

Bağırsaklarda bulunan Allisonella ve Prevotella cinsleriyle Cloacibacillus evryensis türünün daha yüksek miktarda olması, psikopatik kişilik özelliklerinin daha güçlü görülmesiyle ilişkilendirildi.

Ağız mikrobiyotasındaki Treponema vincentii bakterisinde ise ters yönde bir bağlantı belirlendi. Bu bakterinin daha fazla bulunduğu katılımcıların psikopati puanlarının daha düşük olma eğilimi gösterdiği bildirildi.

Araştırmada dışkıdaki glikoz ve taurin seviyelerinin de psikopati puanlarıyla pozitif ilişki gösterdiği tespit edildi.

BAKTERİLER PSİKOPATİYE NEDEN OLUYOR DENEMEZ

Bilim insanları bulguların yalnızca bir ilişkiyi gösterdiğinin altını çiziyor. Kesitsel olarak tasarlanan çalışma, belirli bakterilerin psikopatik özelliklere yol açtığını ya da bu kişilik özelliklerinin mikrobiyotayı değiştirdiğini ortaya koymuyor.

Beslenme düzeni, yaşam tarzı, ilaç kullanımı, genetik yapı ve çevresel koşullar hem bağırsak mikrobiyotasını hem de davranışları etkileyebiliyor. Ayrıca araştırmada klinik psikopati tanısı konulmadı; genel nüfustaki “alt klinik” kişilik özellikleri öz bildirim ölçekleriyle değerlendirildi.

Bu nedenle sonuçlar, bir kişinin bağırsak veya tükürük örneğine bakılarak “psikopat” olarak tanımlanabileceği anlamına gelmiyor.

MİKROBİYOTA BİR GÜN BİYOLOJİK İPUCU SUNABİLİR

Araştırmacılara göre bazı mikroorganizmaların ürettiği metabolitler, bağışıklık sistemi ve bağırsak-beyin ekseni üzerinden duygu düzenleme ve dürtü kontrolüyle ilişkili sinirsel süreçleri etkileyebilir. Ancak bu olası mekanizmaların deneysel ve uzun süreli çalışmalarla doğrulanması gerekiyor.

Ekip, gelecekte mikrobiyota ve onun ürettiği metabolik maddelerin psikopatik kişilik özelliklerini anlamaya yardımcı olan biyolojik göstergeler arasında yer alabileceğini düşünüyor.

Araştırmanın sonuçları heyecan verici bir bağlantıya işaret etse de bilim insanlarının mesajı net: Mikrobiyota kişiliği tek başına belirlemiyor ve mevcut veriler herhangi bir tedavi ya da tanı yöntemi önermek için yeterli değil.