Avrupa tarihinin en büyük gizemlerinden biri olan megalitlerin (devasa taş anıtlar) kökeni hakkındaki tüm bildiklerimiz sarsılıyor. Onlarca yıldır arkeologlar, bu devasa mezar inşa etme geleneğinin Fransa’nın kıyılarında doğup deniz yoluyla yayıldığını düşünüyordu. Ancak İspanya’nın kalbinde, denizden yüzlerce kilometre uzakta bulunan yeni bir keşif, bu “tek merkezli” tarih modelini yerle bir etti.
DENİZDEN UZAK AMA TARİHE YAKIN
Arkeologlar, İspanya’nın Toledo eyaletinde, Illescas kasabası yakınlarındaki Tagus Nehri havzasında şaşırtıcı bir nekropol (mezarlık) keşfetti. Valdelasilla adı verilen bu alan, kıyılardan yüzlerce kilometre uzakta olmasına rağmen, Avrupa’nın en eski kıyı megalitleriyle aynı yaşta: Tam 6300 yıllık.
Bu bulgu, iç bölgelerde yaşayan toplulukların herhangi bir dış etki veya denizci halkların yardımı olmadan, kendi devasa anıtlarını inşa etme yeteneğine sahip olduğunu kanıtlıyor.
AHŞAP VE KİL MÜHENDİSLİĞİYLE ÜRETİLMİŞ
Valdelasilla’nın tasarımı, bildiğimiz klasik dev taş bloklardan biraz farklı. Bölge halkı taş yerine ahşap direkler, sıkıştırılmış kil duvarlar ve küçük taşlar kullanarak kalıcı ve görkemli odalar yaratmış. Yaklaşık 6 metre genişliğinde dairesel bir ana mezar odası ve mezarı çevreleyen 35 metre çapında dev bir dairesel hendek bulundu. Hem oda hem de hendek, güneşin doğuşuna paralel şekilde güneydoğuya bakıyor.
Bu yapılar, o dönemde iç kesimlerdeki yaygın “çukur mezar” geleneğinden tamamen kopuşu simgeliyor. İnsanlar artık ölülerini sadece gömmüyor, onlar için görünür ve kalıcı anıtlar dikiyordu.
1500 YILLIK BİR GELENEK
Arkeologlar, 11 farklı mezarda çocuk, kadın ve erkeklerden oluşan 46 bireyin kalıntılarına ulaştı. Radyokarbon tarihleme yöntemi, bu mezarlığın M.Ö. 4300’den itibaren tam 1500 yıl boyunca kullanıldığını ortaya koydu.
Mezarlarda bulunanlar, dönemin sosyal yapısına dair önemli ipuçları veriyor:
Kırmızı Pigment: Kemiklerin çoğunda, o dönemin ritüellerinde yaygın olan kırmızı demir oksit izlerine rastlandı.
Kişisel Eşyalar: Kemik saç tokaları, taş boncuklar, cilalı baltalar ve çanak çömlek parçaları ölülerle birlikte gömülmüş.
Deniz Kabukları: En ilginç buluntu ise bölgeye ait olmayan 100 adet deniz kabuğu. Bu, denize uzak olsalar da kıyı bölgeleriyle bir tür iletişim veya ticaret ağının olduğunu gösteriyor.
TARİHİN “TEK MERKEZLİ” MODELİ ÇÖKÜYOR
Bugüne kadar kabul edilen baskın teori, megalit geleneğinin Kuzeybatı Fransa’da (Bretanya) doğduğu ve deniz yollarıyla yayıldığı yönündeydi. Ancak Valdelasilla, bu modelin eksik olduğunu gösteriyor.
Cambridge Archaeological Journal’da yayımlanan çalışmanın yazarlarına göre; megalitizm tek bir noktadan değil, hem kıyıların hem de iç kıtaların birbirine bağlı olduğu çoklu bir modelle ortaya çıktı. Yani İspanya’nın merkezindeki topluluklar, bu fikri dışarıdan almamış; kendileri icat etmiş olabilirler.
Megalitler İskandinavya’dan Kuzey Afrika’ya kadar uzanan devasa bir kültürel ağ. Valdelasilla’nın keşfi, karmaşık toplumların ortaya çıkış hikayesinin sanılandan çok daha yerel ve özerk olduğunu kanıtlıyor. Avrupa tarihini anlamak için artık sadece limanlara değil, bozkırın ortasındaki tepelere de bakmamız gerekecek.