Her şey 2027 yılında Atlas Okyanusu’nun derinliklerinden çıkarılan gizemli bir taşla başlıyor. İlk bakışta sıradan bir bilimsel keşif gibi görünen bu taşın ardından açıklanamayan ölümler yaşanıyor. Kurbanların sol ellerinde beliren küçük bir izin ardından yalnızca 3 gün içinde hayatlarını kaybetmeleri bilim dünyasını alarma geçiriyor. Olaylar kısa sürede küresel bir krize dönüşürken, Fransa’daki CRX Laboratuvarı’nda çalışan Türk bilim insanı Mert Kaan Demir, yaşananların bilinen hiçbir hastalıkla açıklanamayacağını fark ediyor. Ancak geride bıraktığı birkaç ipucu dışında ondan haber alınamıyor.
İstanbul’da biyoloji öğrencisi Aylin Türkmen’in kapısına ulaşan gizemli bir paket ise olayların seyrini tamamen değiştiriyor.
Paketin içinden çıkan bilgiler, Aylin’i insanlık tarihinin en büyük sırlarından birinin peşine düşürüyor. Araştırmalar derinleştikçe ortaya çıkan gerçekler, yaşananların bir salgından çok daha fazlası olduğunu gösteriyor. Çünkü karşısında yalnızca açıklanamayan ölümler değil, zamanın kendisiyle ilgili unutulmuş bir sır bulunuyor.
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Googleüzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Gelibolu’nun sisli kıyılarından Kaz Dağları’nın gizemli geçitlerine uzanan yolculuk boyunca kadim semboller, kayıp kayıtlar, unutulmuş bilgiler ve insanlığın geçmişine ait izler bir araya geliyor. Aylin ve arkadaşları yalnızca bir felaketin nedenini değil, aynı zamanda insanın zamanla olan bağını da sorgulamak zorunda kalıyor.
Bilim kurgu ile gizemi bir araya getiren Sükût Taşı, yalnızca bir macera romanı değil; hafıza, zaman, insanlık ve bilinmeyen üzerine kurulan çok katmanlı bir anlatı sunuyor.
Uluslararası yapımlarla kıyaslanabilecek atmosferi ile eser, okurları daha ilk sayfadan itibaren cevaplardan çok soruların peşinden gitmeye davet ediyor.

Sercan Dinç, romanın çıkış noktasını şu sözlerle anlatıyor:
“Sükût Taşı’nın çıkış noktası aslında iki farklı düşünceye dayanıyor. İlki tamamen kişisel bir duyguydu. Kızımın ne kadar hızlı büyüdüğünü fark ettiğim bir dönemdi. Zaman kavramı üzerine daha fazla düşünmeye başladığımı fark ettim. Bir gün kucağımda uyuyan küçük bir çocuğun, göz açıp kapayıncaya kadar bambaşka birine dönüşmesi beni zamanın ne olduğu ve onu gerçekten nasıl algıladığımız konusunda sorgulamaya itti.
İkinci çıkış noktası ise şu soruydu; Ya insanlar karşılarına çıkan şeyi tamamen yanlış yorumluyorsa? Ya virüs sandıkları şey aslında bambaşka bir şeyse?
Bu iki düşünce zamanla birleşti. Bir yanda durduramadığımız zamanın akışı, diğer yanda anlamlandıramadığımız olaylara hemen bir isim verme eğilimimiz vardı. Sükût Taşı tam da bu noktada ortaya çıktı. Bu, insanın bilinmeyenle yüzleşme cesaretini ve zaman karşısındaki kırılganlığını anlatan bir hikâyeye dönüştü.”
Kitap Adı: Sükût Taşı – Uyanış
Yazar: Sercan Dinç
Tür: Bilim Kurgu / Gizem / Macera
Yayınevi: İkinci Adam Yayınları

