EFNAN ATMACA – Bu yıl 17’ncisi düzenlenen Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali’nin öne çıkan eserleri arasında İstanbul Devlet Opera ve Balesi Modern Dans İstanbul Topluluğu (MDTİst) tarafından sahnelenen “Kız Doğdu / III” ile ilk kez festival kapsamında izlenen “Hiç Kuş Yok” ilgi çekti. Her iki gösteri de kadını merkez alıyor. Her iki eserde de kadının gücünün altı çizilirken dayanışma mesajı veriliyor. Öte yandan MDTİst sahnelediği her eserle seyirci sayısını artırıyor ve gençlerin sesini, bakış açısını, duyarlılığını temsil ediyor. “Hiç Kuş Yok”u koreografı Ferhat Güneş ile “Kız Doğdu / III”ü ise müziklerini yapan Ah! Kosmos ve konsept ile koreografisinde imzası olan Aslı Öztürk ile konuştuk.
■ “Hiç Kuş Yok”ta kadına yönelik şiddeti konu alıyorsunuz. Altını çizmek istediğiniz nokta nedir?
“Hiç Kuş Yok”, çıkış noktasını kadına yönelik şiddetten alan; ancak odağını yalnızca şiddetin kendisine değil, toplumun şiddetle kurduğu ilişkiye yönelten bir çalışma. Çünkü bugün asıl tehlike yalnızca şiddetin varlığı değil; ona alışabilmemiz. Şiddet haberleri hayatımızın sıradan bir parçası hâline geldikçe şaşırma, üzülme ve harekete geçme kapasitemiz aşınabiliyor. Çalışmanın çıkış noktalarından biri de bu normalleşme hâli oldu.
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Googleüzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Benim için mesele yalnızca şiddeti görünür kılmak değil, bu gerçekle karşılaşan toplumun duygusal ve etik reflekslerini de aramaya çalışmaktı. Bir kayıp karşısında ne kadar üzülüyoruz? Bir başkasının acısıyla ne kadar temas kurabiliyoruz? Ve bütün bunlar karşısında birlikte kalabiliyor muyuz?
Eserde umudu bir teselli olarak değil, etik bir sorumluluk olarak ele alıyoruz. Birbirimizin acısına temas etmeye devam edebilmek, geri çekilmemek ve birlikte kalabilmek… Benim için dayanışma tam da burada başlıyor.
“Hiç Kuş Yok”, karanlık bir meseleye bakıyor olsa da odağını dayanışmanın gücüne yerleştiriyor. Belki gerçek umut, yalnızca daha iyi bir geleceğe inanmakta değil; bugün birbirimiz için sorumluluk alarak o geleceği birlikte kurmaya başlamaktadır.
■ MDT çok özgün, dinamik, genç ve özgür projeler üretiyor. Geri dönüşler nasıl oluyor? Ve MDT’nin gelecek hedefleri neler?
MDT’nin en önemli özelliklerinden biri, bir repertuvar topluluğu olması ve farklı estetiklere, anlayışlara ve yaratım biçimlerine alan açabilmesi. Bu durum hem sanatçılar hem de seyirciler için canlı bir araştırma alanı yaratıyor. Farklı koreografik dillerin ve yaratım biçimlerinin aynı çatı altında var olabilmesini çok kıymetli buluyorum.
Seyircilerden aldığımız geri dönüşlerde de bu çeşitliliğin karşılık bulduğunu görüyoruz. Önümüzdeki dönemde MDT’nin, yeni koreografların üretim yapabildiği, genç dansçıların kendilerine alan bulabildiği ve uluslararası iş birliklerinin daha da güçlendiği bir yapı olarak gelişmeye devam etmesini önemsiyorum.
■ Özellikle genç seyircilerin MDT ile ilişkisini nasıl yorumlarsınız?
Çağdaş dansın seyirciyle kurduğu ilişkinin temelinde, kesinlikten çok arayışa alan açması olduğunu düşünüyorum. Çünkü içinde yaşadığımız çağ, insanların büyük anlatılardan ve mutlak doğrulardan giderek uzaklaştığı bir çağ. Çağdaş dans da tam bu noktada, tek bir anlam dayatmak yerine farklı okumalara imkân tanıyor.
MDT’nin genç seyirciyle kurduğu bağın önemli bir kısmı da buradan geliyor. Seyirci kendisini yalnızca izleyen değil, eserin anlamını birlikte kuran bir özne olarak konumlandırabiliyor. Genç kuşağın bu açık yapıyla kurduğu ilişkiyi ve buna duyabileceği ilgiyi oldukça değerli buluyorum.
‘Hüzün ve yas kadar direnç, mücadele, kolektif güç’
■ “Kız Doğdu / III “için koreografi ve müzik üretirken hangi duyguları ve toplumsal meseleleri görünür kılmak istediniz? Dans ve müzik bu anlatıyı nasıl şekillendirdi?
Aslı Öztürk: “Benim için Kız Doğdu / III”ü üretirken öne çıkan temel duygu, kırılganlıkla dayanıklılığın aynı bedende bir arada var olabilmesiydi. Kadın bedeninin her zaman görmeye alışık olmadığımız gücüne tanıklık etmek ve içimizde taşıdığımız potansiyeli görünür kılma arzusu, eserin üretiminde belirleyici oldu. “Bir ortamda sessizlik olduğunda kız doğdu denir bazen” cümlesinin kültürel hafızamızda taşıdığı yas duygusunu sahnede yalnızca temsil etmek değil, onu dönüştürmek istedim. Bu nedenle işte hüzün ve yas kadar direnç, mücadele, kolektif güç ve her düştüğümüzde yeniden ayağa kalkabilme iradesiyle yaşama ısrarı da önemli bir yer tutuyor.
Başak Günak (Ah! Kosmos): “Bir ortamda sessizlik olduğunda kız doğdu denir bazen” cümlesindeki ‘sessizlik’te temsil edilen, kadının doğumuyla eşleştirilen hüzün ve yas hâlini alıp; onu güçlü, keskin sesler, uzayan drone’lar ve bedenlerin hareketiyle senkron daha da güçlenen bir yapıya taşımak istedik. Aynı zamanda eserde yoğun ve sert bir ses dünyası kurarken, bazen de sessizliğin güçlü tarafı üzerinden izleyiciyi bedenin dayanıklılığıyla baş başa bırakmayı hedefledik. Doğumu hüzün ile eşleştirilen kadınların sessizliğini görünür ve duyulur, güçlü ve kolektif bir enerjiye dönüştürmek önemliydi. İşin üretiminde Aslı ile provalarda çok yakın çalışma şansımız oldu. Bu paylaşımın da müzik kompozisyonuna etkisi çok oldu.

