Safranbolu turizmine ‘prenses’ dokunuşu

İSMAİL ŞAHİN – Osmanlı İmparatorluğu, yüzyıllar boyunca yalnızca siyasi ve ticari bir merkez değil, aynı zamanda iktidar mücadelelerini kaybeden soylular için bir sığınak oldu. Tekirdağ’da yaşayan Macar lider II. Ferenc Rákóczi, Polonya Kralı Stanislaw Leszczynski ve İsveç Kralı XII. Karl gibi isimler bu geleneğin en bilinen örnekleri arasında yer alırken, kadın aristokratların sayısı oldukça sınırlı kaldı. Bu nedenle Cristina Trivulzio di Belgiojoso’nun hikâyesi ayrı bir yerde duruyor.

1808’de Milano’da doğan Belgiojoso, Avrupa’nın imparatorluklardan ulus devletlere evrildiği çalkantılı bir dönemde yetişti. Ailesi Milano’nun en köklü ve zengin ailelerinden biri. Hatta annesinin büyükanneleri arasında Leonardo Da Vinci’nin resmettiği meşhur Mona Lisa dahi bulunuyor. İtalya’nın Avusturya egemenliğinden kurtulmasını hedefleyen Risorgimento sürecinde aktif rol aldı. Henüz genç yaşta devrimci çevrelerle temas kuran prenses, evini direniş toplantılarının merkezi hâline getirdi. Ancak bu faaliyetler Avusturya yönetiminin dikkatini çekince sürgün kaçınılmaz oldu.

İlk durağı Paris’ti. Mal varlığına el konulan Belgiojoso, burada bir süre yoksulluk içinde yaşadı; çeviri yaparak ve el işi üreterek geçimini sağladı. Ancak yıllar içinde yeniden güç kazandı ve Paris’teki evi, Balzac, Victor Hugo ve Tocqueville gibi dönemin önemli isimlerini ağırlayan bir entelektüel merkeze dönüştü. Bu yıllar, onun yalnızca siyasi değil kültürel bir figür olarak da yükseldiği dönemdi.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Googleüzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Kadınları örgütledi

1848’de patlak veren 1848 Devrimleri, Belgiojoso’yu yeniden sahaya çağırdı. Milano’ya dönerek direnişe katıldı; hastanelerde çalıştı, kadınları örgütledi. Ancak ayaklanmanın başarısızlıkla sonuçlanması üzerine bir kez daha sürgün yollarına düştü. Bu kez yönünü Osmanlı’ya çevirdi. 1850 yılında İzmir üzerinden İstanbul’a gelen prenses, sonraki hayatını huzur içinde gözlerden uzak taşrada yaşamak için Safranbolu’ya yerleşti ve Çakmakoğlu Çiftliği’ni satın aldı. Bu çiftliği alabilmek için Osmanlı Devleti vatandaşlığına geçen Belgiojoso, tarımla uğraştı, yerel halkla güçlü bağlar kurdu ve özellikle sağlık alanındaki bilgisiyle bölge halkına destek oldu. Beş yıl süren bu ‘sessiz sürgün’, onun hayatındaki en sade ama en etkili dönemlerden biri olarak kabul ediliyor.

Affedilmesinin ardından İtalya’ya dönen Belgiojoso, yazılarında Osmanlı’daki deneyimlerine geniş yer verdi. Safranbolu’nun folkloru, gündelik yaşamı ve insan ilişkileri onun eserlerinde dikkat çeken başlıklar arasında yer aldı.

Bugün Belgiojoso’nun mirası yeniden keşfediliyor. İtalya’da prenses siyasi hayatındaki çaba ve mücadelesi ile “Madre Di Risorgimento” (Kurtuluşun Annesi) ünvanıyla anılıyor. 2010 yılında Mario Martone’nin yönettiği “We Believed” (Biz İnandık) filminde hayatı anlatılan prenses için 2021’de Milano’da bir anıt heykel dikildi. Safranbolu’da ise yerel yönetimler, bu sıra dışı misafirin hatırasını yaşatmaya yönelik çalışmalar yürütüyor. Prensesin imajının hem iç hem de dış turizmde kullanılacağı belirtiliyor. 

Avrupa’nın devrimci salonlarından Anadolu’nun kırsalına uzanan bu hikâye, yalnızca bir prensesin sürgün hayatı değil; aynı zamanda kadınların tarihteki görünmez rollerine ışık tutan güçlü bir anlatı olarak öne çıkıyor. 

Çakmakoğlu Çiftliği’nde yaşam 

Prenses Cristina Trivulzio di Belgiojoso’nun Safranbolu’daki yılları uzun süre tarih kayıtlarında sınırlı kaldı. Bu dönem, yapılan arşiv araştırmalarıyla yeniden gün yüzüne çıkarıldı. Belgiojoso’nun Çakmakoğlu Çiftliği’nde kurduğu yaşam, üretime dayalı ve yerel halkla iç içe bir düzeni yansıtıyordu. Bölge insanına sağlık alanında destek verdiği, eğitim ve gündelik yaşamda etkili olduğu biliniyor. Bugün Safranbolu’da onun izlerini sürmek, Osmanlı’nın çok katmanlı sosyal yapısını anlamak açısından da önemli bir pencere sunuyor. 

Author: Yusuf Arslan