Yaklaşık iki ay önce bir dijital kanalda yayımlanan ‘Genç Sherlock’ (Young Sherlock) adlı diziyi seyretmeye koyuldum. Arthur Conan Doyle’un ünlü karakterinin bir tür parodisi olan yapıt Andrew Lane’in ‘Young Sherlock Holmes’ serisinden esinlenerek çekilmişti. Sherlock’un 19 yaşındayken, gelecekte usta bir dedektif olacağına dair emareler sunarken yaşadığı serüvenlere odaklı çalışmanın son bölümlerinde öykü İstanbul’a uğruyordu. Dizide 150 yıl öncesinin İstanbul’u elbette otantik ve de oryantalist bir bakışla sunuluyordu. Yine Sultanahmet-Eminönü hattında çekilen sahneler ön plandaydı ve fesli, develi görüntüler gözümüze çarpıyordu.
Ardından bu yıl İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale Yarışması’nın jüri başkanlığını üstlenen David Mackenzie’nin son filmi ‘Fuze’ (bizde ‘Fünye’ adıyla gösterildi) huzurumuza geldi. Şaşırtıcı hamlelerle ilerleyen yapımın da sonlara doğru yaklaşık altı dakikası İstanbul’da geçiyordu. Öykünün ana karakterleri çaldıkları elmasları İstanbul’da gizli yollardan satıyordu. Önce festival kapsamında gösterilen, sonra da vizyona çıkan filme ilişkin İstanbul sahnelerinde ‘sarı filtre’ kullanıldığına dair bir görüş sosyal medyada dillendirilmeye başladı. ‘Sarı filtre’ bilindiği gibi kimi Hollywood yapımlarında Güney Amerika, Ortadoğu, Afrika ya da Asya gibi geri kalmış coğrafyalarda geçen sahnelerde kullanılan bir renk tekniğinin ismidir ve bu tür bölgelerdeki sosyolojik atmosfere ilişkin psikolojik algı yaratma amacıyla tercih edilir. Mesele festival döneminde yönetmen David Mackenzie’ye soruldu. İskoç sinemacı filmin iç mekânlarının çoğunun Londra’da çekildiğini, İstanbul’a geliş kararının çekimden kısa bir süre önce alındığını ve yoğun çalışma ortamında dış mekân çekimlerini kontrol edemediklerini belirtirken İstanbul üzerine eğer yanlış bir algı yarattığı düşünülüyorsa özür diledi.
Kedi ve Arap ezgileri
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Googleüzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Doğrusu ben ‘sarı filtre’ konusuna pek takılmadım. Benim asıl üzerinde durmak istediğim nokta İstanbul’un yüzyıllar boyu Batı zihnindeki ‘oryantalist’, Ortadoğu’nun yansıması gibi görünen kaotik algısı ve bu algının zaman ve mekânlar değişse de zihinlerdeki yerini koruması. Nitekim 20 Mayıs’ta Beşiktaş Park’ta oynanan Avrupa Ligi finali öncesi, kupayı kazanan Aston Villa kulübünün resmi sitesi görsel açıdan son derece güzel, bazı bölümlerinde kedilere de yer veren bir klip hazırlamıştı. Lakin bu çalışmada kullanılan müzik Arap ezgilerine sırtını dayıyordu ve bu durum yine sosyal medyada eleştiri konusu olmuştu. Yani onlar ısrarla bizi kendi algılarına göre görmek istiyorlar diyebiliriz sanırım…
