Şehirdeki kargaların bile sesi çıkmadı

Evimde balkonum yok, ben de elimdeki imkâna göre bazen camı açıp etrafa bakıyorum. Kulağıma bazı sesler çalınıyor, ister istemez duyuyorum. Geçen bayramdan önce yine her zamanki yerimdeydim. Tatil başlamıştı, telaş sesleri geliyordu: “Şunları da arabaya koy, başka bir şey kaldı mı?” Bunlar arabasıyla yola çıkanlar demek diye düşündüm. Her köşeden bir araba fırlıyordu. Bazıları gaza çok sinirli basıyor, bazıları da köşeden yavaşça dönüyordu. Bana bazen “İnsanların ruh halini anlayabiliyor musun sesinden” diye soruyorlar. Yapıştırıyorum cevabı: “Siz anlıyor musunuz görüntüsünden?” Şoförün yüzünden anladıklarını söylüyorlar. “Geçen her şoförün yüzüne bakıyor musunuz acaba” diye ekliyorum ben de. 

Benim gibi körseniz birinin yüzüne bakmadan da az çok anlıyorsunuz ruh halini. Çünkü neredeyse bütün hareketlerimizden bir ses çıkıyor. Kendim de öyleyim. Örneğin bir şeye sinirlenip köşemi yazıyorsam çok sert basıyormuşum klavyenin tuşlarına. Bir sabah küçük kızım kulağımın dibine gelip “Baba uyuyoruz ya, şu klavyeyi dövmeyi keser misin” dedi bana. Çoğunuz da bana benziyorsunuz. Kornaya basma veya gaza yüklenme şekliniz durumunuzla ilgili bir düşünce veriyor. Hatta ayak sesiniz, otobüste İstanbul kartınızı çat diye turnikeye vurmanız, merdivenlerden koşmanız, hızla itişip metroya binmeniz…

Bazı insanlar nazik

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Googleüzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Bayramdan öncesine dönersek… Valiz sesleri gittikçe arttı, ayak sesleri hızlandı. Yolda kızımla buluştuk; işe birlikte gidiyoruz. O da farkında; “Baba herkes valizle tatile gidiyor, biz işe gidiyoruz” dedi. Pek önemsemedim; “Yıllardır böyle kuzum, hizmet sektörü bu” dedim. Hoşuna gitmeyen bu cevaptan sonra bir sessizlik oldu. Sonrasında bir araba durdu önümüzde, biz de karşıya geçtik. “Aa, biri bizi görünce durdu, bak bazı insanlar ne kadar nazik” dedim ve güldük.

Bu arada martılar ve kargalar hunharca ötüyordu, sanki bir maç izliyorlardı. Minik serçelerle diğer küçük kuşlar da hiç aşağı kalmıyordu. ‘Martılara bak, yıkıyorlar resmen ortalığı, sanki sahil kasabasında oturuyoruz, önceleri hiç martı olmazdı buralarda. Galiba artık deniz kenarlarında pek yiyecek bulamıyorlar’ diye iç sesimle konuştum.

Sonraki gün de buna yakın bir telaşla geçti. Bayramın ilk günü tatildi ama ben dışarıda ne oldu bilmiyorum, hatta evde camı bile açmadım. Dolayısıyla her yer sessizdi. İkinci gün sabah fırına giderken ilginç bir sessizlik içinde yürüdüğümü fark ettim. Sokakta hiçbir yerden araba fırlamıyordu, ayak sesi yoktu, sadece bazı evlerden televizyon sesi geliyordu ya da birilerinin açık pencereden veya balkondan gelen konuşmaları duyuluyordu. Onlar da sessizliği bozmak istemiyorlarmış gibi adeta fısıldıyordu.

Derken, bütün bu huzuru hiçe sayan bir araba çıktı. Çok sinirli veya çok coşkulu bir şekilde basıyordu gaza, hangisi bilmiyorum. Yırtıyordu sokakları adeta, umurunda değildi yaptığı gürültü. İstanbul sokaklarını bu kadar boş bulmuşken özgürce basıyordu gaza. Dinlenmeye veya uyumaya çalışan, balkonda sessizce kahvesini içen insanların rahatını bozup, yanımdan hızla geçip gitti.

Eve dönerken martıların, kargaların, hatta küçük serçelerin de sessiz öttüğünü fark ettim. Kapıda durup biraz dinledim, otoyolun sesi bile çok düşük geliyordu. Şehirde trafik ve insan kalabalığı birbirine karışınca, yani her sabahki kargaşa olunca onlar da katılıyorlar sanki bize. Enerjimiz onlara yansıyor bence. Kızıma da bu düşüncemi anlatınca “Baba sen neden bu kadar martılara taktın son günlerde” diye sordu. Güldüm ve “Galiba başka işim yok bu aralar” dedim. 

İlk işgününde kızımla metroya yürüyüp perona indik. Anonslar bağırıyordu resmen. ‘Sarı çizgiyi geçmeyiniz, ek seferler’ vb. Etrafımdaki birkaç kişi “Of be, amma da açıyorsunuz şu sesleri, sabah sabah bunları dinlemek zorunda mıyız” diye isyan etti. Ben de kızdım, sesin bu kadar açılmasına gerek yok ki.

İnsanlığın gürültüsü yeniden doldu şehre. Sevinsem mi, üzülsem mi bilemiyorum ama çok tanıdık olduğu kesin. Kargaşamız, hiç umursamadığımız anonslara karışarak devam ediyor. Kargalar, martılar ve serçelerin de enerjisi geri geliyor.

Author: Yusuf Arslan