ABD Başkanı Donald Trump, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askerî operasyonlarının başlamasının ardından yaklaşık dört ay süren çatışmaların sona erdiğini açıkladı. Trump, taraflar arasında İran savaşını sonlandıracak bir anlaşmaya varıldığını duyururken, savaşın yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte siyasi, ekonomik ve askeri sonuçlar doğurduğu değerlendiriliyor.
Şubat ayında başlayan ve kısa sürede Orta Doğu’nun en büyük güvenlik krizlerinden birine dönüşen çatışmalar, enerji piyasalarından uluslararası diplomasiye kadar birçok alanda derin etkiler yarattı. Ancak uzmanlar, savaşın sona ermiş görünmesine rağmen ortaya çıkan yeni güç dengelerinin uzun yıllar boyunca hissedileceği görüşünde. Detaylar düşündürücü…
İRAN AĞIR DARBE ALDI ANCAK REJİM AYAKTA KALDI
Çatışmalar boyunca ABD ve İsrail hava kuvvetlerinin İran üzerinde büyük ölçüde hava üstünlüğü sağladı. İran’ın askerî altyapısı yoğun bombardıman altında kalırken, birçok stratejik tesisin imha edildiği veya ağır hasar aldığı da pek çok kez belirtildi. Operasyonlar sırasında İran yönetiminde yer alan üst düzey isimler hayatını kaybetti, donanmanın önemli bölümünün kullanılamaz hale geldiği ve savunma sanayisinin ciddi zarar gördüğü aktarıldı. Buna rağmen Tahran yönetimi iktidarını korumayı başardı.
Ekonomik açıdan zaten yaptırımlar nedeniyle zor günler geçiren İran’ın savaş sonrasında daha da ağır bir tabloyla karşı karşıya olduğu belirtiliyor. Yüksek enflasyon, işsizlik ve yatırım eksikliği ülke ekonomisini baskılamaya devam ederken, rejimin güvenlik politikalarında daha sert bir çizgiye yöneldiği de değerlendiriliyor.
Askerî kaynaklar, İran’ın füze ve insansız hava aracı kapasitesinin önemli ölçüde zarar gördüğünü ancak tamamen ortadan kaldırılamadığını da ifade ediyor. Özellikle yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarının önemli bir bölümünün İran’ın elinde kaldığı yönündeki değerlendirmeler, nükleer program konusundaki tartışmaların devam edeceğine işaret ediyor.
HÜRMÜZ BOĞAZI KRİZİN MERKEZİNDE YER ALDI
Savaşın en kritik başlıklarından biri ise Hürmüz Boğazı oldu. Küresel petrol ticaretinin önemli bölümünün geçtiği boğaz, çatışmalar sırasında dünya ekonomisinin en hassas noktalarından biri haline geldi. Anlaşma sonrasında Hürmüz’ün yeniden uluslararası deniz trafiğine açıldığı açıklanırken, bazı uzmanlar bu durumun İran’ın bölgedeki stratejik önemini koruduğunu gösterdiğini savunuyor. En önemlisi Tahran’ın boğaz üzerindeki etkisini kullanarak müzakere gücünü artırdığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

ABD’DE SAVAŞIN MALİYETİ TARTIŞILIYOR
Savaşın ekonomik sonuçları ABD’de de hissedildi. Enerji fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle Amerikan vatandaşlarının hane bütçelerinde ciddi artışlar yaşandığı belirtiliyor. Kamuoyu araştırmalarına göre birçok Amerikalı, yaşam maliyetlerindeki yükselişin savaşla bağlantılı olduğunu düşünüyor. Bu durum, Trump yönetiminin dış politika tercihleri konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
Askerî açıdan bakıldığında ise ABD’nin büyük operasyonel kapasitesine rağmen İran rejimini deviremediği ve Tahran’ın uzun yıllardır hazırlığını yaptığı asimetrik savaş stratejileri sayesinde direnç göstermeyi sürdürdüğü ifade ediliyor. İran’ın bölgedeki ABD askeri tesislerine yönelik saldırılar gerçekleştirmesi ve bazı üslerde hasar meydana gelmesi, Washington’un bölgedeki güvenlik planlarını yeniden gözden geçirmesine neden oldu.
KAZANAN İRAN VE ABD, KAYBEDEN İSRAİL
Sürece ilişkin konuşan Güvenlik ve Terör Uzmanı, Emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, ortaya çıkan tabloya bakıldığında en büyük kaybedenin İsrail olduğunu savunarak, anlaşmanın İran açısından önemli kazanımlar içerdiğini söyledi.
Başbuğ, “Bu olaya kaybeden İsrail, kazanan İran olarak bakmak lazım. Hatta kazanan tarafa ABD’yi de ekleyebiliriz. Çünkü ABD, uzun süredir sırtında taşıdığı İsrail yükünden kurtuluyor. Hatta ABD ile İsrail arasındaki mücadele daha yeni başlıyor. Elbette bu askerî değil, siyasi anlamda yaşanacak bir savaş olacak” ifadelerini kullandı.

Anlaşmanın içeriğinin belirleyici olacağını vurgulayan Başbuğ, tarafların üzerinde uzlaştığı metne sadık kalınması halinde İran’ın önemli taleplerinin karşılanmış göründüğünü dile getirdi. Başbuğ, “Eğer ortaya çıkan anlaşma metnine aynı şekilde sadık kalınırsa, İran’ın öncelik verdiği birçok başlığın karşılık bulduğunu görüyoruz. Ablukanın kaldırılması, füze programının kapsam dışı bırakılması ve nükleer konuda İran’ın istediği bazı şartların kabul edilmesi gibi konular Tahra’ın beklentileri doğrultusunda şekillenmiş durumda. En azından şu anki tablo bunu gösteriyor” dedi.
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
kaynak olarak ekleyin
‘İRAN’IN EN BÜYÜK TALEBİ DONDURULMUŞ VARLIKLARIN SERBEST BIRAKILMASIYDI’
İran’ın ekonomik açıdan elde ettiği kazanımlara da dikkat çeken Başbuğ, yıllardır yaptırımlar nedeniyle erişemediği mali kaynakların serbest bırakılmasının Tahran açısından kritik önem taşıdığını belirtti. Başbuğ, “İran’ın en büyük taleplerinden biri, dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasıydı. Görünen o ki bu konuda da önemli bir mesafe kat edilmiş durumda. Bu gelişme İran ekonomisi açısından yeni bir dönemin kapısını aralayabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Ortaya çıkan tablonun İsrail açısından ciddi bir stratejik başarısızlık anlamına geldiğini öne süren Başbuğ, sözlerini şöyle tamamladı:
“Özetle bugün gelinen noktada İsrail’in en büyük oyunu bozulmuş durumda. Uzun yıllardır İran’ı uluslararası sistemden tamamen izole etmeye yönelik yürütülen stratejinin önemli ölçüde yara aldığını görüyoruz. İsrail’in İran içinde uzun süredir irtibat halinde olduğu, hatta İran’ın ‘FETÖ’sü’ olarak nitelendirilebilecek bir yapılanma bulunuyordu. Ancak gelinen noktada hem bu yapı hem de İsrail önemli ölçüde kaybetti. Bundan sonraki süreçte İran’ın daha fazla devlet merkezli hareket ettiği, ulusal çıkarlarını öncelediği, diğer ülkelerle ilişkilerini geliştirmeye yöneldiği ve bölgesel politikasında ciddi değişimlerin yaşandığı yeni bir döneme girildiğini göreceğiz.”

BUNDAN SONRA İSRAİL NASIL BİR HAMLE YAPABİLİR?
İsrail’in önümüzdeki dönemde farklı yöntemlere başvurmasının ihtimal dahilinde olduğunun altını çizen Coşkun Başbuğ, “ABD’de, hatta Avrupa’da meydana gelebilecek bazı terör eylemlerinin doğrudan kendi adına değil, çeşitli örgütler veya vekil yapılar üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılabileceği yönünde değerlendirmeler yapılabilir. Ardından bu saldırıların İran’a ya da genel olarak İslam dünyasına mal edilmesi ve ‘Biz bölgedeki dengeyi sağlıyorduk, ABD müdahale ederek bu düzeni bozdu; bundan sonra terör tehdidine hazırlıklı olun’ şeklinde bir söylem inşa edilmeye çalışılması mümkün” dedi.
Ancak böyle bir girişimin başarılı olup olamayacağı ve uluslararası aktörlerin buna ne ölçüde izin vereceğinin ayrı bir tartışma konusu olduğunu söyleyen uzman isim, “Bu nedenle İsrail’in mevcut süreçten ciddi bir rahatsızlık duyduğu artık çok net. Bu nedenle elindeki tüm siyasi ve diplomatik kozları kullanarak süreci kendi lehine çevirmeye çalışacaktır. Özellikle ABD’yi yeniden bölgesel gerilimlerin ve çatışmaların merkezine çekme yönünde yoğun çaba göstermesi olası” şeklinde konuştu.
BU AŞAMADA ANLAŞMA ÇÖKER Mİ?
“Sürecin bozulması için son 15 gün içinde o kadar provokatif adım atıldı ki, bunlardan herhangi biri normal şartlarda masayı dağıtmaya yeterdi” diyen Coşkun Başbuğ, “Buna rağmen taraflar masayı ayakta tutmakta ısrar etti. Daha önce sana da birkaç kez söylediğim gibi, İran’daki aklıselim kanat ne olursa olsun süreci rayından çıkarmamaya ve masayı devirmemeye çalışıyordu. Sonunda da bu yaklaşımın galip geldiğini görüyoruz. Bu nedenle anlaşmanın bozulacağını düşünmüyorum” dedi.

KÖRFEZ ÜLKELERİ YENİ GÜVENLİK STRATEJİLERİNE YÖNELİYOR
Çatışmalardan Körfez’deki ülkelerin neredeyse tamamı etkilendi. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nin çeşitli füze ve insansız hava aracı saldırılarının hedefi olduğu biliniyor. Hava savunma sistemlerinin büyük ölçüde başarılı olduğu belirtilse de yaşanan gelişmeler, Körfez ülkelerinin enerji güvenliği ve savunma politikalarını yeniden değerlendirmesine yol açtı. Uzmanlara göre bölge ülkeleri, Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla alternatif enerji koridorları ve yeni boru hattı projelerine hız verebilir.
ÇİN VE RUSYA GELİŞMELERİ YAKINDAN TAKİP ETTİ
İran’ın önemli ortaklarından biri olan Çin, savaş boyunca doğrudan müdahil olmaktan kaçındı. Buna rağmen Pekin yönetiminin, enerji güvenliği açısından gelişmeleri yakından izlediği değerlendiriliyor. Çin’in stratejik petrol rezervleri ve yenilenebilir enerji yatırımları sayesinde krizden diğer bazı ülkelere göre daha sınırlı etkilendiği belirtiliyor.

Rusya açısından ise yükselen petrol fiyatları kısa vadeli ekonomik avantaj sağlasa da uzmanlar bunun Moskova’nın yapısal ekonomik sorunlarını çözmeye yetmediğini ifade ediyor. Ayrıca İran’ın yaşadığı süreç, Rusya’nın müttefiklerine yönelik güvenlik garantileri konusunda yeni tartışmalar başlattı.
İNGİLTERE’DE GÜVENLİK VE EKONOMİ TARTIŞMALARI
Öte yandan İngiltere de savaşın ekonomik etkilerini hisseden ülkeler arasında yer aldı. Artan enerji maliyetlerinin enflasyonu yükselteceği ve ekonomik büyümeyi yavaşlatacağı öngörülüyor. Öte yandan Başbakan Keir Starmerın ABD’nin bazı askerî taleplerine destek vermemesi, Londra ile Washington arasında diplomatik gerilim yaşandığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi. Savaş sırasında Kıbrıs’taki İngiliz askerî tesislerinin hedef alınması ve bölgedeki askeri kapasiteye ilişkin tartışmalar, ülkenin savunma politikalarını yeniden gündeme taşıdı.