1977’deki kanlı 1 Mayıs’ı ‘Son Durak’ adıyla romanlaştıran Kemal Anadol’la o günü konuştuk: ‘Katliam aydınlatılmalı’

49 yıl önce İstanbul Taksim Meydanı’nda yaşadığımız kanlı katliam, Türkiye’nin emek, demokrasi ve siyasal mücadeleler tarihinde önemli bir kırılmayı oluşturan bu tarihi olay, belleklerimizde ve yüreklerimizde unutulmaz derin izler bıraktı. Her yıl 1 Mayıs yaklaşırken o gün yaşadığımız olaylar belleğimizde yeniden canlanıyor. Tanık olduğumuz acı görüntüler yüreklerimizi kanatıyor. Bu katliamın hâlâ aydınlatılmamış olmasının, o günü yaşayanlar olarak bizlere de unutmama ve unutturmama sorumluluğu yüklediğini düşünüyoruz.

34 emekçinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce ilerici yurtsever insanın yaralandığı olayları; “Son Durak” adıyla romanlaştırmış olan siyasetçi ve edebiyatçı Kemal Anadol’la konuştuk. Kemal Bey’e göre; 1 Mayıs 1977, demokrasimizin üstündeki kapkara bir leke. Yarım asırlık süreçte siyasal cinayetler zincirinin ilk halkası 1 Mayıs 1977 olayı. Aydınlanması salt siyasal tarihimiz için değil, aynı zamanda gerçek bir hukuk devleti ve demokrasimizin geleceği için de önemlidir.

‘SOL DALGA BÜYÜYORDU’

Değerli dostumuz Kemal Anadol’dan, o dönemin aktif bir siyasetçisi olarak önce dönemin ekonomi-politik koşullarını okurlarımıza anlatmasını istiyoruz. Anadol, “1970’li yıllar Türkiye için sorunlu ve zor yıllardı. 27 Mayıs 1961 Anayasası’ndan şikayetçi olan sermaye grupları ve dış odaklar getirilen kurumsal, sendikal, demokratik hak ve özgürlükleri budamak için NATO generallerine 12 Mart 1971 muhtırasını verdirmişlerdi. Ama hızla büyüyen sol dalgaya engel olamıyorlardı. Sol fraksiyonlar kendi içlerinde rekabet halindeydiler hatta vuruşuyorlardı.

CHP 12 Mart muhtırasının bünyesine getirdiği çelişkileri çözmüş, Ecevit’in başkanlığında iktidara yürüyordu. Hemen bir ay sonra 5 Haziran 1977 günü genel seçim yapılacaktı” diyor. Anadol şöyle devam ediyor: “Ülkemizin ekonomik durumu çok kötüydü. O kadar ki İsviçre ve Japonya bankaları Merkez Bankası’nın çeklerini ödemiyorlardı. İngiliz devlet kuruluşu Leyland Motorlu Araçlar Şirketi, içinde Türkiye olmak üzere yabancı ülkelere rüşvet dağıttığını açıklamıştı. Terörle başa çıkılamıyordu. CHP seçim bildirgesinde 25 aylık MC iktidarının bilançosunu açıklıyordu: “200 ölü, 3 bin 900 yaralı, 55 banka soygunu, kapalı okullar, huzursuz bir ülke, gözleri yaşlı ana babalar!”

– Bu katliamda uluslararası odakların rolü üstüne neler düşünüyorsunuz?

– Kanlı mayıstan hemen sonra akla gelen başta CIA olmak üzerde yabancı istihbarat örgütleriydi. Cumhuriyet gazetesinde Uğur Mumcu, Vatan gazetesinde İlhami Soysal bu savın üstüne giden yazılar yazdılar. Sorular sordular, korkunç savlar ileri sürdüler. İlginçtir hiçbir yanıt alamadılar.

1 Mayıs 1977 günü CHP önseçim yaptığı için seçim bölgem olan Zonguldak’taydım. Ama olayı içinde yaşayan çok arkadaşım vardı. Ayrıca ülkenin her yerinden Taksim alanına ulaşan başta işçi sendikaları, öğretmen ve meslek örgütleri vardı. Bunların tamamı toplanan kalabalığa Sular İdaresi üzerinden ve Kontinental Oteli’nin odalarından ateş edildiğini gözleriyle görmüşlerdi. Mumcu ve Soysal savların üstüne gidiyor ve kanıtlıyorlardı.

– O dönem katliamın aydınlatılması ve 1 Mayıs’ın yasalaşması için neler yapıldı?

– 5 Haziran 1977 seçimlerinde tekrar milletvekili seçildim. Arkadaşlarımla 1 Mayıs’ın resmi bayram olması için yasa önerisi verdik. Bu parlamento tarihimizde bir ilkti. Olayın üstüne gittik ama bir sonuç alamadık. ‘Soruşturma açıldı’ 1980 darbesinden sonra 1 Mayıs 1978 törenlerine gittiğimiz için sıkıyönetim hakkımızda soruşturma açtı. Kanlı 1 Mayıs’ın açıklanması bir yana üzerinde konuşma ve yazma olanaksız hale geldi. Beş yıllık siyasal yasağım bittikten sonra 1987 Aralık ayında yapılan seçimler sonucu SHP İzmir milletvekili olarak tekrar Meclis’e girdim. İlk işim kanlı 1 Mayıs 1977’nin üstüne gitmek oldu. Arkadaşlarla verdiğimiz araştırma önergeleri reddedildi. Yıllar sonra 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra da tüm çabalarımıza karşı araştırma önergesini çoğunluğa kabul ettiremedik.

– 2026 1 Mayıs’ını kutlarken neler düşünüyorsunuz? Bu kanlı olayın aydınlatılması için günümüzde neler yapılabilir?

Bence konunun güncelliği devam ediyor. Birincisi insanlığa karşı işlenen suçların zamanaşımı yoktur. İkincisi demokrasimiz üzerindeki bu ağır ve onursuz lekenin bir an önce kaldırılması gerekir. Hâlâ başta siz olmak üzere olayın tanıkları var. Şu anda faal gazetecilik yaşamını sürdüren iki değerli meslektaşınız Şükran Soner ve Necati Doğru katliamın içindeydiler. Onların tanıklıkları da çok önemlidir. Aradan elli yıla yakın bir zaman geçti. MİT bu konudaki arşivlerini açıklamalıdır. Ayrıca uluslararası gazeteciler, hukukçular, sendikacılardan oluşan bir mahkeme konuyu inceleyip simgesel de olsa sorumluları ortaya çıkartıp yargılamalıdır. Akademik olarak bu konuda doktora tezleri oluşturulmalıdır.

Bireysel olarak da konuya ilgimi sürdürüyorum. “Son Durak” adlı belgesel romanımda olayı canlı tanıklarla ve belgelerle geniş biçimde inceledim. Hem gelecek kuşakların hem de günümüzdeki politikacıların gerçeklere ulaşmasını demokrasimizin esenliği açısından zorunlu görüyorum. Tüm emekçilerin bayramını kutluyorum. Yaşasın 1 Mayıs!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir