Artık açık açık görüyoruz.
İktidar sarhoşluğu.. Yeniden iktidar olabilmek hırsı.. Saklayamadıkları bir kibirle ahlak, yasa dinlemeden yürümeleri..
Türkiye böyle bir YAPI ile ilk kez karşılaşıyor.
Süleyman Soylu mesela.. Tam 7 yıl İçişleri Bakanlığı yaptı. Bu, cumhuriyet döneminde Şükrü Kaya’dan sonra en uzun süre İçişleri Bakanlığı gibi hassas bir koltukta oturan ikinci isim oldu.
Bakanlığı sırasında da sonrasında da hakkında pek çok iddia konuşuldu.
Ve şimdi perdeyi kapatmaya hazırlanırken, siyasi yolculuğunun en talihsiz açıklamalarından birini yaptı:
“Meclis’e gücüm yettiğince gidiyorum ama o kadar çok devam ettiğim de söylenemez. Haftada 1 gidiyorum. Meclis’in müdavimi değilim çünkü dönemimin sonunu bekliyorum. Dönemim bitince veleddalin amin.”
Amin! De… Vergilerimizden aldığı 450 bin 854 lira ne olacak?
Biliyoruz. Onu mutlu eden tek şey para basar gibi sigorta poliçelerinin yazıcıdan çıkarken duyduğu ses. Sedat Peker’in iddiaları üzerine katıldığı canlı yayında kendisinden duymuştuk!
Belki milletvekili maaşı çerez parası gibi geliyordur kendisine.
Bir insan.. Hele yıllarca bu ülkenin güvenliğinden sorumlu bir siyasetçiyse.. Toplumdan bu kadar kopuk.. Utanma duygusundan bu kadar uzak olabilir mi?
Melih Gökçekgiller gibi “ben küpümü doldurdum arkadaş.. hesap vermem.. bağlasanız durmam” mı diyor?
Sorsak ne derdi acaba diyeceğim ama.. Süleyman bey parayı ne kadar seviyorsa, soru soran gazetecilerden de o kadar hoşlanmıyor.
Bir zamanlar işine yarayanlar hariç elbette..
*. *. *
Süleyman beyin çakarlı arabalarla taltif ettiği gazeteciler artık piyasada değil. Onların yerini çoktan “malum isimler” doldurdu.
Saray’ın pek sevdiği kalemlerden Cem Küçük, son günlerde “CHP’ye yönelik mutlak butlan kararı çıkmamalı” kampanyasını yorumlarken, sunucunun deyimiyle her şeyi ortaya döküverdi:
“Hükümet, bazen bir şey olduğunda bakanlar önce hemen CNN Türk kanalına çıkıyorlar, Hürriyet’e Hande’ye demeç veriyor, Ahmet Hakan’a yazıyor, onun programına çıkıyor. Ben bunları her sabah takip ediyorum. Şimdi bu Hürriyet’le alakalı, kişilerle alakalı değil, Hürriyet gazetesi olduğu için. Ama Ahmet Hakan’ın yazılarını biliyorum. Tayyip Bey’in bir, cıvım cıvımla ilgili oluyor. Ben belli ki o yazılar, hani sipariş oldu demiyorum ama hani “buna bir değin” denmiş oluyor. Öyle bir şeyi anlıyorum ben. Şimdi orada da mutlak butlanın çıkmaması gerekir…”
Cem Küçük’e göre Abdülkadir Selvi de bu nedenle aynı konuda benzer bir yazı yazmıştı.
*. *. *
Bunlar aslında uzun yıllardır bildiğimiz, hatta alıştığımız bir durum. Öyle değil mi!
Ama dün İBB davasında öyle bir şey oldu ki, gazetecilik etiği un ufak oldu.. Utançtan bizim yüzümüz kızardı. “O GAZETECİNİN” kızarmadı.
O GAZETECİ, AKP’nin Bursa Büyükşehir ve Ağrı’daki yerel seçimlerde kampanyayı yönetecek kadar ”tarafsız” bir kişi.. Ferhat Murat…
Tanımıyorsak bizim suçumuz. Belli ki AKP çevreleri tarafından çok iyi tanınıyor. O kadar ki,
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye telefon etmiş.. Bakan hemen telefonuna çıkmış.. GAZETECİ Ferhat Murat da soruyu patlatmış. “Odanızdaki Abdülhamit Han tablosunu asma nedenini nedir?”
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi de ortayı değerlendirip golü atmış: “Ben kaymakamlık ve valilik yaptığım yerlerde de Abdülhamit Han’ın tablosunu odama asmıştım. O dönemde çok gündem olmamıştı. Şimdi gündeme geldi. Abdülhamit Han sahip olduğu özelliklerle, yaptığı hizmetlerle ve uyguladığı denge politikası ile kadim geçmişimize büyük katkı sağlayan bir şahsiyettir. Kıymetini bilmemiz gereken bir isimdir.”
Ferhat Murat işte bu kadar önemli bir gazeteci-ymiş meğer.
Tanışmamız, İBB Davası’nın son duruşmasında yaşananlar vesilesiyle oldu. Ferhat Murat’ın gazetecilerin değil girmek, yakınına yaklaşamayacağı savcı-hakim koridorunda görülmesi ve salondaki tavırları güne damgasını vurdu.
Hele oradan izleyicilere ve avukatlara parmak salladığı iddiaları Silivri’de tansiyon yükseltti.
* * *
Meğer Ferhat Bey oralara gazetecilik aşkıyla gitmiş. Mesela Aykut Erdoğdu’un eşi Tuba Torun hakkında inceleme başlatan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcısı ile görüşmüş.. Yanı sıra “hangi itirafçı ile program yapabileceğini öğrenmek istemiş” de olabilir. İBB davasının itirafçılarından Servet Yıldırım’a bir yayında sorduğu “adrese teslim sorularla” herhalde güven tazelemiştir.
Ama.. Soru demişken.. Beyefendi sormayı seviyor da kendisine sorulmasından hoşlanmıyor anlaşılan.
Nitekim, kendisine duruşma sırasında yaşananlarla ilgili olarak “Nasıl içeri girebildiniz” diye soran gazeteci Ali Macit’ten rahatsız oldu. Elbette onunla -ve bizlerle- aynı seviyede olmadığı için müdahale kendisinden değil, muhtemelen Abdülhamit aşığı İçişleri Bakanı tarafından görevlendirilen korumasından geldi. Beyefendi sadece ‘Ömür, arkadaşa çekim yapmamasını söyler misin?‘ diye uyarıda bulundu.
Başta kulaklarını çınlattığımız Süleyman Soylu da geçenlerde Meclis’te soru sormak isteyen gazeteciyi hiç hoş olmayan bir tavırla uzaklaştırmıştı.
Sevmiyorlar gazetecileri.. Gazetecimsilere ve ellerine tutuşturulan soruları soranlara ise bayılıyorlar.
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, göz göre göre yapılanlara itirazını ise bu dönemi özetleyen bir tanımla yapıyor:
“Adliyeleri arka bahçeniz yaptınız..”
“NOT”: Silivri’deki gazeteci dostlarımdan, kardeşlerimden özellikle söz etmedim. Utanmaz arlanmazlarla yan yana anmak, isimlerine kir bulaştırır gibi geldi zira.”