Arslan Bulut açıkladı: Kanal İstanbul’un yok edeceği anlaşma

YENİÇAĞ yazarı Arslan Bulut, “Kanal İstanbul, Montrö’yü yok etme projesidir” başlıklı yazısında ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın, Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı konuşmayı ve Kanal İstanbul Projesi’ni değerlendirdi.

Bulut, kaleme aldığı yazısında şunları dile getirdi “ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın, Antalya Diplomasi Forumu’nda yaptığı konuşma, ABD’nin gerçek niyetlerini ortaya çıkarması bakımından faydalı oldu. Bunların bir kısmını inceledik ama adamın her sözü önemliydi.

Mesela Barrack , “Şara, İsrail’e tek kurşun sıkmadı” derken, Suriye’deki savaşı iki bin yıl sonra kimin kazandığının altını çizmiş oldu.”

‘HASMANE TUTUM SERGİLEMEDİ’

Bulut yazısında ayrıca şunları kaleme aldı: “Barrack, Suriye’nin İsrail’e karşı “hasmane bir tutum sergilemeyerek çok akıllıca davrandığı”nı ve “Suriye ile normalleşmeye Lübnan’dan daha önce varılacağını”söyledi.

Barrack, “8 Aralık’tan bu yana Suriye, Şara yönetimi altında İsrail’e tek bir kurşun bile sıkmadı. Aksine Cumhurbaşkanı Şara, defalarca İsrail ile sorun istemediklerini, düşmanlık aramadıklarını, bir saldırmazlık ve normalleşme anlaşmasına açık olduklarını söyledi” diye konuştu.

Bulut ilgili yazısında şunları dile getirdi: “Biz de zaten işin başından beri bunu söylüyoruz; “IŞİD, El Nusra ve Şara’nın HTŞ’si, İsrail’e tek kurşun sıkmadı” diyoruz ama bazıları Trump’ın yaptığı gibi Suriye’nin Türkiye tarafından fethedildiğini propaganda ediyor hâlâ… Halbuki Türkiye’yi yönetenlerle dalga geçmişti…”

Bulut’un yazısında şu ifadeler yer aldı:

“Barrack’ın Hürmüz Boğazı’ndan bahsederken Çanakkale Boğazı’nı gündeme getirmesi de dikkat çekti.

Barrack, “Şimdi ‘her ihtimale karşı’ mantığına döndüğümüzde, deniz hukuku Hürmüz Boğazı’nda çok iyi işlemedi diyelim, elimizde bir de Çanakkale Boğazı var, dolayısıyla ittifak şunu soruyor, bu farklı bakış açılarını nasıl birleştireceğiz, cevap yine refah olmak zorunda, çıkarların uyumlu hale gelmesi gerekiyor, bireyin daha iyi durumda olması gerekiyor, din konusunda da herkes kendi dinini yaşasın, kendi görüşüne sahip olsun, ama şu anda olan bu değil.” dedi.”

‘İÇERİDEKİ İŞBİRLİKÇİLERİN KİRLİ OYUNU’

Bulut, Kanal İstanbul Projesi’nin nasıl uygulanacağı konusunda emekli tuğamiral Mustafa Özbey’in çok önemli uyarısını hatırlattı:

“Kanal İstanbul projesi arkasındaki şeytanî şablon artık gün yüzüne çıkıyor.

Bir yandan korkunç bir gayrimenkul rant geliri yaratılacak; bir yandan da Kanal geçişi, (İstanbul ve Çanakkale boğazları geçişi ile bütünleşip) Katar ve ardında ABD’nin olduğu bir şirkete ‘sözde’ ihale yolu ile verilecek.

Şirket uygun bir süre sonra uluslararası borsada işleme sokulacak.

Şirket hisseleri uygun bir süre sonra (ABD+Israil) denetim/yönetimine geçecek. Türkiye küçük hissedar kalacak.

Tam 100 yıl önce Sevr’de kurgulanan, Mustafa Kemal’in Lozan’da etkisizleştirdiği ve Montrö’de gömdüğü Boğazlar Komisyonu ‘ticarî görünüm altında’ önümüze konmuş olacak!

Bunun ilk adımı Türk boğazlarında kılavuz hizmetlerinin özelleştirmesi denemesi ile yapılmıştı. Şimdi bu konuyu da Kanal İstanbul paketi içinde değerlendireceklerdir.

Türkiye, 1937 yılında Atatürk’ün zamanlama harikası olan Montrö süreci yönetimi ile Marmara ve Türk Boğazlarını uluslararası komisyonun elinden kurtarıp Türkiye Cumhuriyeti’nin mutlak egemenliğine teslim etmesinden 85 yıl sonra, içerideki işbirlikçilerin kirli oyunu ile karşı karşıyadır.

Türkiye için yaşamsal önemde olan, mutlak beka ve egemenlik tartışması yaratacak böyle bir projenin ‘bir kişinin’ elinde büyük bir sır perdesi ardında ve âdeta inatlaşarak yapılıyor olması asla kabul edilemez.

Sevr’in ikinci sürümünün güncellenerek Mavi Vatan, Suriye, Irak, Kıbrıs’ta işleme konulduğu, ABD’nin Batı Trakya’da Türkiye’ye karşı çok maksatlı tertiplendiği günümüzde; bu iğrenç oyunu göremeyen bir devlet yönetimi, Türkiye’yi yönetmemelidir.

Buna göz yuman, tepkisiz kalan kimse olmamalı. Türkiye’nin tek gündemi bu olmalıdır.”

Bulut yazısında son olarak şu ifadelere yer verdi: “Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ama Kanal İstanbul yoluyla gelen tehdit, çocuklardan önce yetişkinlerin, gelecek nesillere nasıl bir ülke bırakacağını düşünmesi ve ona göre siyasi tavır geliştirmesini zorunlu kılıyor.”

Author: Hakan Kaplan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir