Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – 34 yaşını yeni bitiren ve yaklaşık 4 yılı aşkın hayatını MS (Multipl Skleroz) ile yan yana, onunla bir denge kurmaya çalışarak sürdüren Mert, geçimini, çocukluğundan beri kendisini çok etkileyen ve tutkusu olan mimarlık mesleğiyle sağlıyor. Ancak kendini sadece mesleğiyle değil, sürekli üzerine bir şeyler eklemeye çalıştığı aktiviteleriyle tanımlamayı daha doğru buluyor. ‘Hayatımın en büyük önceliği her zaman spor oldu’ diyen Mert, “Çocukluğumdan beri hareket halinde olmayı, sınırları zorlamayı seviyorum. Sporun her halini sevsem de, benim için asıl tutku koşmak ve ağırlık kaldırmak. Bu iki alan dışında kendimi bu kadar güçlü ve özgür hissettiğim anlar çok sınırlıdır. Çoğu insanın aksine, bedenimin fiziksel olarak yorulduğu o anlarda zihnimin hiç olmadığı kadar berraklaştığını, düşüncelerimin sadeleştiğini hissediyorum. Spordan sonra hayatımdaki en büyük alan ise mutfak. Eğer mimarlığı seçmeseydim, yolum kesinlikle gastronomi dünyasından geçerdi. Mutfağın içerisindeki o kaotik yapıyı, sürekli bir şeyleri yetiştirme telaşını ve o hızlı tempoyu çok seviyorum. Ama beni asıl mutlu eden, günün sonunda ortaya çıkan o sonuç ve hazırladığım yemeği tadan insanların keyfine şahitlik etmek. Şu an ise tüm bu ilgi alanlarımı ve yaşam tarzımı, MS üzerine bir farkındalık yaratmak amacıyla sosyal medyada birleştiriyorum. Kendi hayatımda nelerin işe yaradığını; nasıl spor yapabildiğimi, nasıl beslendiğimi ve bu sürecin zihinsel aşamalarını şeffaf bir şekilde anlatıyorum. Amacım, benimle benzer durumları yaşayan insanlara sadece moral vermek değil, onlara harekete geçmeleri için somut birer örnek sunabilmek” bilgisini paylaştı.

‘DOKTOR ÇIKIŞI FİZİKSEL UYUŞUKLUĞUN YERİNİ ZİHİNSEL ÇÖKÜŞ ALMIŞTI’
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Googleüzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
‘Sabah gözlerimi açtığımda sağ ayağımda, sanki o parça bana ait değilmişçesine yoğun bir uyuşukluk vardı’ diyen Mert, “O dönemde çok ağır ve yoğun antrenmanlar yapıyordum, vücudumu sürekli sınırlarda dolaştırıyordum. Bu yüzden aklıma gelen ilk şey, her sporcunun korkulu rüyası olan ‘fıtık’ ihtimaliydi. Kendi kendime ‘Ağır girdim, herhalde sinire baskı yaptı’ diyerek geçiştirmeye çalıştım. Hatta itiraf etmeliyim ki, spor düzenimin bozulmasından korktuğum için doktora gitmeyi bir süre inatla reddettim. Ancak o uyuşukluk hissi yerinde durmadı; yavaş yavaş, sanki bir sıvı vücudumda yukarı doğru tırmanıyormuş gibi üst taraflara yayılmaya başladığında içimdeki o şüphe yerini başka bir şeye bıraktı” dedi ve ekledi:
“Ablam da MS hastasıydı, bu yüzden bu hastalığın ne olduğunu, nasıl belirtiler verdiğini ailece az çok biliyorduk. O uyuşukluk yayıldıkça, kaçtığım gerçekle yüzleşmem gerektiğini anladım ve hastane süreci başladı. Teşhis konulduğunda doktorlarım çok iyimserdi. Bana bu sürecin beni kısıtlamayacağını, hayatıma kaldığım yerden devam edebileceğimi, günlük rutinlerimi bozmamı gerektirecek bir durum olmadığını söylediler. Tıbbi olarak haklılardı belki ama o an zihnimin içinde başka bir savaş başlamıştı. Doktorun odasından çıktığımda fiziksel uyuşukluğun yerini zihinsel bir çöküş almıştı. Tek bir soru beynimin içinde dönüp duruyordu: ‘Ya bir daha yapamazsam?’. O ‘yapamazsam’ düşüncesi, hastalığın kendisinden çok daha ağır bir yük gibi üzerime çökmüştü.”

‘KOŞTUKÇA VE AĞIRLIKLARIN ALTINA GİRDİKÇE KENDİMİ BULUYORUM’
Bu hastalığın, hayatını tamamen bir düzen üzerine kurmasını sağladığını dile getiren Mert, “Ama bu öyle bir günde, tanı konur konmaz olan bir şey değildi. Bu düzeni oturtmak için çok uğraştım, çok zaman harcadım ve açıkçası hiç kolay olmadı. Eskiden günlerim çok dağınıktı, belli bir rutinim yoktu. Şimdi ise her günüm yapmak istediğim şeylerle, bana iyi gelen rutinlerle dolu. Yeme alışkanlıklarımı da tamamen değiştirdim. Artık glutensiz, protein ağırlıklı ve lifli sebzelerle besleniyorum. Vücudumun neye ihtiyacı olduğunu dinlemeyi öğrendim. Tabii kendimi tamamen de kısıtlamıyorum; ayda bir gün bütün yasakları çiğnediğim bir günüm var. O gün geldiğinde vücudumun bu kaçamakları tolere edebildiğini görmek bana doğru yolda olduğumu hissettiriyor. Kısacası, o eski belirsiz günlerin yerini artık ne yapacağını bilen, daha kontrollü bir Mert aldı” bilgisini paylaştı.
‘Ben en çok bu hastalığın Türkiye’de yeterince bilinmemesinden yakınıyorum’ diyen Mert, “Girdiğiniz her ortamda MS’i sürekli baştan anlatmak, kendinizi ifade etmek zorunda kalıyorsunuz. Ama işin en tuhaf yanı, tüm bunları anlattıktan sonra ‘E sen benden daha sağlıklı görünüyorsun’ yaftasını işitmek. İnsanlar, dış görünüşünüz yerindeyse içeride bir savaş verdiğinize inanmakta güçlük çekiyorlar. Bir de işin ‘tavsiye’ boyutu var. Hastalığı biraz bilenlerin bile hemen kısıtlamalar getirmesi çok yorucu. ‘Çok yoğun spor yapamazsın’, ‘Vücut ısını çok yükseltmemen lazım’, ‘Kendini bu kadar yormamalısın’ gibi bir sürü şey duyuyorsunuz. Oysa ben tam tersini yaşıyorum. Ben koştukça, o ağırlığın altına girdikçe kendimi buluyorum. İnsanların o ‘yapamazsın’ dediği her şeyi yaparak aslında bu yanlış algıları kırmaya çalışıyorum. MS bir son değil; sadece hayatı kendi kurallarına göre, biraz daha dikkatli ama çok daha güçlü yaşama biçimi” ifadelerine yer verdi.

‘HERKESTEN VE HER ŞEYDEN UZAKLAŞMAK İSTEDİĞİM BİR DÖNEMİM OLDU’
MS tanısı konduktan sonra bir süre sadece yalnız kalmayı tercih ettiği bir evre olduğuna değinen Mert, “Herkesten ve her şeyden uzaklaşmak istedim. Çünkü insanın kendi içinde güç bulmakta zorlandığı, o belirsizlikle savaştığı bir dönemde sosyal iletişimleri de yavaş yavaş köreliyor. Sosyal medyaya o videoyu çekerken en büyük motivasyonum, bu süreçleri yaşayan kimsenin aslında yalnız olmadığını hissetmesini sağlamaktı. İnsan o odada tek başına olmadığını bilince ayağa kalkması daha kolay oluyor. Diğer bir amacım ise insanların neler başarabileceklerini görmelerini sağlamaktı. Evet, yaptığım sporların veya koştuğum mesafelerin elit bir atlet ya da profesyonel bir sporcu için belki çok basit kaldığının farkındayım. Ama bizim dünyamızda, bu hastalıkla mücadele eden bir insan için o bir kilometreyi koşmak ya da o ağırlığı kaldırmak çok büyük bir başarı ifade ediyor. Ben sadece ‘buradayım ve yapabiliyorum’ demek istedim; bu cesaretin başkalarına da bulaşmasını istedim” şeklinde konuştu ve ekledi:
“Bu videoyla aslında tek bir ana mesaj vermek istedim. Hayat karşınıza ne çıkarırsa çıkarsın, kontrolü yeniden elinize alabilirsiniz. İnsanların o ‘hastalık’ etiketine takılıp kalmalarını, kendilerini eve kapatmalarını istemedim. Onlara, başkalarının koyduğu sınırların değil, kendi iradelerinin ne kadar güçlü olduğunu hatırlatmak istedim. Paylaştığım o 21 kilometrelik koşu ya da kaldırdığım ağırlıklar sadece birer rakam değil; benim için birer özgürlük ilanıydı. İnsanlara, ‘Evet, bazen zihniniz bulanabilir, bazen vücudunuz sizi dinlemeyebilir ama pes etmediğiniz sürece o sis bir gün dağılıyor’ demek istedim. Özetle mesajım şuydu; bizler sadece tanısı konmuş hastalar değiliz, bizler hala hayalleri olan ve bu hayaller için ter döken insanlarız. O videoyu izleyen bir kişi bile ‘Ben de bugün bir adım atabilirim’ dediyse, benim için asıl mesaj yerine ulaşmış demektir.”

‘PES ETMEMEK BENİM İÇİN ADI KONULMAMIŞ BİR ZAFER’
Kendisini ayağa kaldıran şeyin, ‘yapamazsın’ kelimesi olduğunu söyleyen Mert, “Beni tanıyanlar iddiacı ya da inatçı biri olduğumu bilirler; ama bu inadı doğru yönde kullanmaya başladığınızda, hayatınızın tüm akışını değiştirebiliyorsunuz. Kendimi en çaresiz hissettiğim, o belirsizliğin içine düştüğüm anlarda bana söylenen her ‘yapamazsın’ kelimesini, aslında karşıya geçmemi sağlayan bir köprü olarak kullandım. Başkalarının benim adıma koyduğu o sınırları kabul etmek yerine, her engeli birer meydan okuma olarak gördüm. O engeli geçtiğimde, insanların ‘nasıl yaptı?’ diye şaşırdıklarını görmek ve kendime verdiğim sözü tutmak. İşte o an benden daha mutlusu olmuyordu. Çaresizliği yenen şey benim için boş bir umut değil, o inatla üzerine gittiğim eylemler oldu. Her bitirdiğim koşu, her kaldırdığım ağırlık benim için ‘bak, yapılabiliyormuş’ demenin en somut yoluydu” şeklinde konuştu.
Her sabah bir süper kahraman gibi uyanmadığına değinen Mert, “Yataktan kalkmak istemediğim, zihnimin o yoğun sis bulutuyla meşgul olduğu, kendimi çok yorgun hissettiğim çok zaman oluyor. Ama öyle anlarda kendimi sorgulamaya başlıyorum. ‘Dün yaptım mı? Yaptım. O zaman bugün de yapabilirim’ diyorum. Pes etmemek benim için aslında adı konulmamış bir zafer. Ben bu süreci, sonunda kazanacağımı bildiğim bir savaşa hazırlık evresi olarak görüyorum. Her gün o yataktan kalkmak, o antrenmana gitmek, çalışabilmek hepsi o büyük zaferin küçük birer parçası. Pes etmemek, mükemmel olmak değil, düştüğün ya da yavaşladığın yerden tekrar ayağa kalkacak o gücü kendinde bulmaya devam etmek gibi geliyor” ifadelerine yer verdi.

‘EN BÜYÜK KIRILMA ANIM 21 KİLOMETRELİK MARATONU BİTRDİĞİM ANDI’
‘İlk zamanlarda bir moral kaynağı bulmakta gerçekten zorlanıyorsunuz’ diyen Mert, “Hatta dürüst olmak gerekirse, kimseden moral falan da istemiyorsunuz. O dönemde size söylenen en iyi niyetli sözler bile sanki sizi iğnelemek ya da sizinle inatlaşmak için söylenmiş gibi geliyor. Ama bir yandan da akıp giden bir hayatınız, bir işiniz ve sorumluluklarınız var. Çalışmak, üretmek zorundasınız. Gerçekçi olalım; hangi yönetici ya da hangi iş yeri, ‘Bugün beynimde bir sis bulutu var, hiçbir şeye odaklanamıyorum’ dediğinizde sizi tam anlamıyla anlayabilir ki? Bu, dışarıdan bakıldığında somut bir karşılığı olmayan, anlatması çok zor bir durum. Bu yüzden günün sonunda kendi iradenizi yine kendiniz güçlendirmek zorunda kalıyorsunuz. Sizi ayakta tutan şey, dışarıdan gelen bir destekten ziyade, o düşüşlerden sonra ayağa kalkma mecburiyetiniz oluyor. Ayağa kalkabilmek için önce defalarca düşüyorsunuz, sonrasında ise bir daha o kadar sert düşmemek için elinizden gelen her şeyi yapıyorsunuz. Benim en büyük motivasyonum, bu düşüşlerin beni daha dayanıklı biri haline getirdiğini görmek oldu” bilgisini paylaştı.
Tanı konulduktan sonra gelen o ilk evrenin, beraberinde çok derin bir melankoli getirdiğine değinen Mert, “Bu sadece üzüntü değil; eski halinize, o hiçbir şeyi düşünmeden hareket ettiğiniz günlere duyduğunuz bir özlem gibiydi. Kendi içinize çekiliyor, her şeyi ve herkesi dışarıda bırakmak istiyorsunuz. Belirsizlik ise bu işin en yorucu kısmı. Bir mimar olarak her şeyi planlamaya alışmışken, vücudunuzun yarın nasıl bir tepki vereceğini bilememek büyük bir boşluk hissi yaratıyor. Bu belirsizlikle yaşamak, sürekli fırtınalı bir denizde yol almaya benziyor. Ama beni en çok zorlayan duygu ‘anlaşılamama’ oldu. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda göründüğü için yaşadığınız o zihinsel yorgunluğu, beyin sisini ya da vücudunuzdaki o tuhaf uyuşmaları anlatmak imkansızlaşıyor. Bir süre sonra ‘anlatsam da anlamayacaklar’ diyerek susmaya başlıyorsunuz. İşte o sessizlik anlarında, bu duyguların hepsini tek tek göğüslemek ve onlarla barışmak zorunda kalıyorsunuz” şeklinde konuştu ekledi:
“Hayatınızdaki en büyük kırılma noktası, o ilk 21 kilometrelik yarı maratonu bitirdiğim andı’ diyen Mert, “Bitiş çizgisini geçtiğimde sadece bir yarışı tamamlamış olmadım; içimdeki o ‘Acaba yapabilir miyim?’ şüphesini de orada bıraktım. O gün, MS’in hayatımı kısıtlayan bir engel değil, sadece hayatımı daha disiplinli yaşamam gerektiğini hatırlatan bir yol arkadaşı olduğunu kabul ettim. O bitiş çizgisindeki yorgunluk, zihnimin en berrak olduğu andı. O an anladım ki; eğer kendime bakarsam, antrenmanlarımı aksatmazsam ve en önemlisi zihnimi o sisli bulutlardan çıkarabilirsem, başkalarının ‘imkansız’ dediği yer benim için sadece bir başlangıç olabilirdi. O koşu, benim kendimi saklamaktan vazgeçip, MS ile neler başarılabileceğini herkese göstermeye karar verdiğim andır.”

‘MS İLE YAŞAMAK UTANILACAK BİR ŞEY DEĞİL’
Bu süreçte kendisiyle ilgili en çok ‘sabretmeyi’ yeniden keşfettiğini dile getiren Mert, “Eskiden her şeyin hemen olmasını isteyen, daha aceleci biriydim. Ama MS bana bazı şeylerin zaman aldığını ve o zamana saygı duymam gerektiğini öğretti. Vücudumu dinlemeyi ve sabırla iyileşmeyi beklemeyi öğrendim. Bir diğeri ise yaratıcılık. Özellikle beslenme düzenimi değiştirdiğimde, kısıtlı malzemelerle kendime nasıl daha iyi ve lezzetli bir hayat kurabileceğimi gördüm. Mutfak benim için sadece yemek yapılan bir yer değil, bir şeyler ürettiğim ve kendimi ifade ettiğim bir alana dönüştü. Tüm bunların toplamında da aslında çok daha sakin biri olduğumu fark ettim. Eskiden beni daha kolay yolumdan çıkarabilecek olaylara karşı şimdi çok daha dingin kalabiliyorum. Çünkü asıl mücadelenin nerede olduğunu ve enerjimi doğru yere saklamam gerektiğini kendime öğrettim” şeklinde konuştu.
‘Hiç tanımadığım birinin, ‘Senin o koştuğunu gördükten sonra bugün ben de dışarı çıktım’ demesi veya benzer süreçlerden geçen birinin ‘Kendimi çok yalnız hissediyordum, videonu izleyince ayağa kalkacak gücü buldum’ diye yazması benim için çok değerli’ diyen Mert, “İnsanların benim yaptığım antrenmanları veya kurduğum düzeni görüp kendi hayatlarında küçük de olsa bir değişiklik yapmaya karar verdiklerini görmek, doğru bir şey yaptığımı kanıtlıyor. O an anlıyorum ki; o videoyu sadece kendimi ifade etmek için değil, birilerine ‘bakın, bu yol yürünebilir’ demek için çekmişim. Benim için asıl ilham, onların o ilk adımı atma cesaretini göstermeleri oluyor” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Her şeyden önce doktorlarının tavsiyelerine ve tedavi süreçlerine sıkı sıkıya uysunlar. Tıbbi desteği temel almadan üzerine bir şey inşa etmek mümkün değil. Ancak işin yaşam kalitesi kısmına geldiğinizde, her şey bir deneme yanılma sürecine dönüşüyor. Bu yüzden kimse denemekten çekinmemeli. Bu yeni bir yemek tarifi de olabilir, farklı bir spor dalı da. Nelerin size iyi geldiğini, nelerin sizi yorduğunu ancak deneyerek keşfedebilirsiniz. Ben kendimi bu şekilde buldum, başkaları da denemekten korkmamalı. Bir diğer önemli nokta ise kendilerini saklamamaları. MS ile yaşamak utanılacak ya da gizlenecek bir durum değil. Başlarda ben de uzaklaşmayı seçtim ama sonra fark ettim ki bu artık benim kimliğimin bir parçası. Bunu kabullenmek ve söylemekten çekinmemek insana inanılmaz bir özgürlük alanı açıyor. MS’i bir engel olarak değil, hayatınızın bir gerçeği olarak benimsediğinizde yükünüz hafifliyor. Kısacası; saklanmayın, deneyin ve bu yeni kimliğinizle neler başarabileceğinizi önce kendinize sonra etrafınızdaki yapamazsın diyen insanlara kanıtlayın.”
