‘Beden bütünlüğüm bozuldu diye aklımı, kalbimi ya da karakterimi kaybetmedim’

6 Şubat depremlerinde evi enkaz altında kaldı. Anne-babasını, kolunun ve ayağının önemli bir kısmını kaybetti. Emine Akgül Barutçu (28) “İkinci bir hayatın varlığına ve yaşanabilir olduğuna inanıyorum” diyerek hikâyesini sosyal medyada anlatmaya başladı. Yakın zamanda ‘Beni neden kıskanmazsınız’ başlıklı bir de video paylaştı. Barutçu’yla yaşadıklarını ve ‘kıskanılmayacak hayatı’nı konuştuk.

Depremden kurtulduktan sonra silbaştan kurduğu hayatını paylaştığı videolarla tanıdık onu. 6 Şubat depremlerine Hatay, Antakya’da yakalanan ve 9 gün enkaz altında yaşam mücadelesi veren Emine Akgül Barutçu, depremde anne-babasını, sol kolunun ve sağ ayağının büyük bir kısmını kaybetti. Kapsamlı bir rehabilitasyon sürecinden geçen Barutçu içerik üretmeye başlamanın kendisine iyi geldiğini söylüyor: “Konuştukça iyileşmeye başladım.”

◊Yakın zamanda depremden sonra yaşadıklarınızı anlattığınız ‘Beni neden kıskanmazsınız’ başlıklı videonuz viral oldu. Videoda da bahsettiğiniz deprem öncesindeki hayatınız ve sonrasında yaşadıklarınıza dair neler söylersiniz?

Depremden önce hayalini kurduğum çok farklı bir hayat vardı. Yeni atanmıştım, eşimle o dönem nişanlıydık. Ev mi alalım, düğünü nerede yapalım gibi daha kaygısız gündemlerimiz vardı. Depremle birlikte bir anda bambaşka bir kimliğe bürünmek zorunda kaldım. Annemi ve babamı kaybettim. Evimi, memleketimi ve vücut bütünlüğümün bir kısmını ve kıyamadığım saçlarımı kaybettim. Adana Şehir Hastanesi’nde tedavi görürken ampute edildiğimi öğrendim. Yaralarımın iyileşmesi uzun sürdü. Taburcu olduktan sonra da
protez sürecine başladık.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

◊Sonradan engelli olmakla doğuştan bir engelle yaşamak arasında nasıl bir fark var?

Hayatın iki halini de biliyor olmak… Doğuştan engelle yaşayan biri, hayatı hep o şekilde deneyimliyor. Ama ben öncesini de biliyorum. İki kolunuz varken son derece kolay yaptığınız bir hareketin, bir kolunuz eksildiğinde ne kadar zorlaştığını görüyorsunuz. Mesela bir ayağımı kaybettim, diğer ayağımda da sinir hasarına bağlı sorunlar oluştu. Ayağımı bir milim yukarı kaldırabilmek için saatlerce fizik tedavi görüyorum. Önceden zorlanmadığım şeyler büyük bir mücadeleye dönüştü.

◊Gündelik hayatta en çok ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Geçen gün fizik tedaviden çıkıp yürürken bozuk yollar yüzünden ne kadar zorlandığımı düşündüm. Sağlam bir zeminde yürümek çoğu insan için sıradan bir şey olabilir, yolların engebeli ya bozuk oluşu onlar için bir şey ifade etmeyebilir ama düz bir yol benim en temel ihtiyaçlarımdan biri. Ayrıca şu an kullandığım protez, mio protez. Daha gelişmiş, biyonik protezler var ama maliyetleri çok yüksek. Pek çok insanın bunlara ulaşma şansı yok. Vücut bütünlüğü bozulmuş insanların bu protezlere erişebilmesi çok kritik.

◊Doğru proteze sahip olmak gündelik hayatı devam ettirirken ne gibi farklar yaratıyor??

Benim ampütasyon tipimde topuk korunuyor. Bu nedenle ayağıma özel, silikon kullanılarak yapılan bir proteze ihtiyaç duyuyorum. İlk yaptırdığım protez ayağıma uygun değildi ve ciddi ağrılar yaşamama neden oldu. Bir süre sonra kemik yapım bile değişmeye başladı. Sonrasında kendi imkânlarımla yeniden protez yaptırmak zorunda kaldım. Bu protez olmadan ben bugün tek başıma lavaboya bile gidemem.

 

‘HİÇBİR BİLGİM YOKTU’

◊Hikâyenizi sosyal medyada paylaşmaya nasıl karar verdiniz?

Depremden birkaç ay sonra Ankara’daydım ve aktif olarak çalışamadığım için kendime bir uğraş arıyordum. Sosyal medya konusundaysa hiçbir bilgim yoktu. Yakın arkadaşlarım bana sürekli bir hesap açmamı, yaşadıklarımı anlatmamı söylüyordu. Hatta ilk fotoğraflarımı bile onlar çekti. Böylece içerik üretmeye başladım. Zamanla bunu çok severek yaptığımı fark ettim. Bir süre sonra terapiye de başladım. Terapiyle birlikte daha önce konuşamadığım konuları açabildiğimi fark ettim. Konuştukça iyileşmeye başladım. Sosyal medya da bu sürecin bir parçası oldu. Hem beni besleyen hem de iyileşmeme katkı sağlayan bir alana dönüştü. İnsanlardan gelen destek yalnız olmadığımı hissettirdi.

◊Sosyal medyanın olumlu tarafları kadar zor yanları da var. Kötü yorumları nasıl karşılıyorsunuz?

Başlarda yazılan her şeyi kişisel algılıyordum. Ama zamanla şunu öğrendim: O yorumlar aslında benimle ilgili değil. İnsanlar bazen streslerini hiç tanımadıkları birinin üzerine boşaltabiliyor. Elbette kırıcı şeyler duyuyorum ama sosyal medyada karşılaştığım güzel insanlar ve destekleyici mesajlar çok daha fazla. Birkaç kötü deneyim yüzünden o güzel tarafı görmezden gelmek istemiyorum. İnsanlar bana mesaj atıp da “Senden gördüm, cesaret buldum, ben de doktora gideceğim ve ameliyat olacağım” dedikleri zaman dünyalar benim oluyor.

◊Paylaşımlarınızın altında “Abla bu hareketi de yap, abla elini şöyle oynat” gibi çok yorum gördüm…

İnsanlar bazen çok yaratıcı ve komik şeyler sorabiliyor. Bir takipçim “Abla, protezle el hareketi çekebilir misin” diye sormuştu. O video yüzünden çocuğa çok kızanlar oldu ama ben çok eğlenmiştim. Sonuçta merak etmiş ve sormuş. İnsanlar hem doğrusunu öğrenmek istiyor hem de bazen bu durumu mizahla karşılayabiliyorlar.

◊Mizaha mizahla karşılık vermeniz bazı takipçileri kızdırmış ama…

İnsanların zihninde engellilikle ilgili çok belirgin kalıplar var. Engelli bireylerin sessiz, kendi halinde ve sürekli yardıma muhtaç olması gerektiği düşünülüyor. Yardım ettiklerinde bunu bir lütuf gibi sunabiliyorlar. Oysa benim beden bütünlüğüm bozuldu diye aklımı, kalbimi ya da karakterimi kaybetmedim. Depremden önce nasılsam bugün de aynı insanım. Doğuştan engelli bir insan için de durum farklı değil. Kimsenin kimseye üstünlüğü yok.

◊Neden engelli bireyleri belirli kalıpların içine yerleştirmeye meyilliler?

Çünkü engelliliği çoğu zaman mutsuzlukla eş tutuyorlar. Başına bu kadar şey gelmiş bir insanın mutlu olamayacağını düşünüyorlar. Bana da sık sık “Gerçekten mutlu musun” diye soruyorlar. Ama evet, mutluyum. Üç yıl önce hastanede yatarken tek başıma ayağa kalkamıyordum. Protezim yoktu, yürüyemiyordum. Bugün ayağa kalkabiliyorum, fizik tedaviye gidiyorum, eşimle bir hayat kuruyorum, çalışıyorum ve üretmeye devam ediyorum. İnsanlar engelli olduğunuzda hayatınızın bittiğini düşünüyor ama benim hayatım bitmedi. Sadece yeni bir hayat başladı. Hâlâ hedeflerim, hayallerim ve yaşamak için sebeplerim var.

 

‘MUTLU OLMAYI SEÇİYORUM’

Sık sık ‘ikinci bir hayat’tan bahsediyorsunuz. Sizi hayata tutunmaya iten şey neydi?

Hayat seçimleriniz doğrultusunda ilerliyor ve ben mutlu olmayı seçiyorum. Hayatta kalabilmek için de çok mücadele ettim. Bundan sonrasını mutsuzlukla geçirmek istemiyorum. Bir gün bu hayat bitecek; o gün geldiğinde geriye dönüp huzurla yaşadığımı hissedebilmek istiyorum. Anne ve babamı kaybettikten sonra hayata biraz onların gözünden de bakmaya başladım. Çok genç yaşta hayatlarını kaybettiler. Annem 45, babam 53 yaşındaydı. Güzel bir şey gördüğümde bazen onlar da benimle birlikte görüyormuş gibi hissediyorum. Yaşayamadıkları hayatı biraz da onların yerine yaşamak, benim için çok güçlü bir motivasyon. Başka bir sebebim de eşim. Enkaz altındayken bile benden umudunu hiç kesmeyen tek kişi oydu. Hatta beni nerede bulacaklarını bile tarif etmiş ve gerçekten de dediği yerde bulundum. Beni ikinci bir hayatın mümkün olduğuna inandıran kişi o. Benim kendime inanamadığım zamanlarda bana inandı.