Bir hasta daha HIV’den kurtuldu

63 yaşındaki bir Norveçli adam, kemik iliği nakli sonrasında HIV’den büyük olasılıkla kurtularak tıp tarihinine geçti.

Oslo Hastası” olarak anılan bu kişinin başarısı, dünyanın dört bir yanındaki araştırmacıların HIV tedavisi arayışına yeni bir soluk getiriyor. Vaka, 13 Nisan’da Nature Microbiology dergisinde yayımlandı.

KARDEŞİNDEN NAKLEDİLEN KEMİK İLİĞNDE HIV’E DAYANIKLI MUCİZE MUTASYON KEŞFEDİLDİ

Hastanın 2006 yılında, 44 yaşında HIV tanısı alan hasta, 2010’dan itibaren antiretroviral tedaviye (ART) başland. Tedavi, virüsün kanda tespit edilemeyecek düzeye gerilemesini sağladı. Bu noktada hem hastalığın AIDS’e ilerlemesi hem de cinsel yolla bulaşma riski ortadan kalktı.

Ne var ki 2017’de hastanın sağlık durumu bozulmaya başladı ve kan sayımları hızla düştü. Bir yıl sonra kemik iliği kanseri olan miyelodisplastik sendrom teşhisi konuldu. Tedavi başta işe yarasa da hastalık nüksetti ve doktorlar tedavi amaçlı kemik iliği naklini önerdi.

HIV tedavisinde deneysel bir tedavi olarak kemik iliği nakli CCR5 delta 32 adı verilen bir mutasyondan faydalanıyor. Bu mutasyon, HIV’in hücrelere sızmak için kullandığı bir yüzey proteinini işlevsiz kılıyor. Mutasyonun iki kopyasına birden sahip olan bireylerde bu protein fiilen devre dışı kalıyor ve virüs, normalde birincil hedef aldığı bağışıklık hücrelerine giremez hale geliyor.

Mutasyonun her iki kopyasını da taşıyan uygun bir donör bulunamadığı için Oslo Hastası’nın 60 yaşındaki kardeşi kemik iliği nakli için gönüllü oldu. İşlem günü gelen test sonuçlarında ise kardeşin CCR5 delta 32 mutasyonunun iki kopyasını da taşıdığı keşfedildi.

Oslo Üniversitesi Hastanesi’nden hematoloji uzmanı Dr. Anders Eivind Myhre, Live Science‘a verdiği açıklamada şu bilgiyi paylaştı: Bir kardeşin nakil için uyumlu olma olasılığı yüzde 25’tir; Kuzey Avrupa nüfusunda bu mutasyonun çift kopya halinde bulunma sıklığı ise yalnızca yüzde 1 civarındadır. Myhre, nakil öncesinde kardeşin CCR5 durumundan haberdar olmadıklarını da belirtti.

“PİYANGOYU İKİ KEZ KAZANDIM”

Nakil sonrasında süreçte de sorunlar bitmedi. Bağışlanan hücrelerden türeyen yeni bağışıklık hücreleri hastanın kendi dokularını yabancı olarak algılayıp saldırmaya başladı; bu durum graft-versus-host hastalığı olarak tanımlanıyor.

Bağışıklık düzenleyici bir ilaçla bu komplikasyonun üstesinden gelindi ve iki yılın sonunda yeni bağışıklık sistemi kan, kemik iliği ve bağırsakta egemenliğini tam anlamıyla kurdu.

Hastanın bağışıklık sisteminin kardeşininkiyle değişmesinden, ve yeni HIV’e dayanıklı bağışıklık hücrelerinin vücutta yerini almasından sonra doktorlar hastanın antiretroviral HIV tedavisini bırakıp bırakamayacağını düşünmeye başladı.

Ekip, hastadan örneklerle HIV’in vücuttaki temel sığınağı olan sindirim sisteminin lenf dokularını titizlikle inceledi ve virüse dair hiçbir ize rastlamadı. Hastanın yeni bağışıklık hücreleri grip ve mononükleoz gibi yaygın virüslere tepki verirken HIV’e hiç tepki vermedi.

HIV’in birincil hedefi olan 65 milyon CD4 T hücresi de analiz edildi, ve hiçbir virüs partikülü bulunamadı. Hasta “tedavi edilmiş” sayıldı.

Nakil sonrası süreçten sorumlu enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Marius Trøseid, bu sonucu şöyle yorumladı: “Yeni bağışıklık sistemi sanki HIV ile hiç karşılaşmamış gibi davranıyor, onu tanımıyor.

Bu bulgular doğrultusunda hasta, nakilden 24 ay sonra antiretroviral tedaviyi bıraktı. O tarihten bu yana virüsün yeniden aktifleştiğine dair herhangi bir belirti görülmedi.

Hastanın “piyangoyu iki kez kazandım” dediğini aktaran Trøseid, vaka için “büyük olasılıkla tam iyileşme” değerlendirmesini yaptı. Bilim dünyasında tam iyileşme yerine “uzun süreli remisyon” kavramının kullanılmayı tercih edildiğini de vurguladı.

Bir hastanın resmi olarak iyileşmiş sayılması için gereken eşiğe dair henüz bir uzlaşı yok; ancak pratikte Oslo Hastası’nın artık virüsü baskı altında tutmak için günlük ilaç almasına gerek kalmadı ve vücudunda HIV virüsüne rastlanmadı.

NAKİL HERKESE ÇÖZÜM OLAMIYOR

Oslo Hastası’nın vakası mucizevi olsa da kemik iliği naklinin genel bir tedavi seçeneğine dönüşmesi mümkün görünmüyor. Prosedür son derece riskli ve dünya genelinde 30 milyonu aşkın HIV pozitif bireyin tamamına uygulanması da fiziksel ve ekonomik açıdan zorlayıcı.

Antiretroviral tedavi virüsün çoğalmasını ve bulaşmasını etkin biçimde önlüyor; ancak ömür boyu ve düzenli şekilde alınması gerekiyor. Bu durum hem lojistik hem de mali açıdan ciddi bir yük oluşturuyor; HIV tanısıyla birlikte gelen damgalanma korkusu ise birçok kişinin tedaviye erişimini engelliyor.

Araştırmacılar şimdi gözlerini ilaçsız kontrol sağlayabilecek “fonksiyonel tedavi” seçeneklerine çeviriyor. Trøseid, mühendislik yoluyla üretilen antikorların bu yolda umut verici sonuçlar verdiğini belirtti. Avrupa’da ise EU2Cure adıyla uluslararası bir konsorsiyum kurularak benzer tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesi için iş birliği başlatıldı.

Trøseid’e göre Oslo Hastası’nın vakası, işlevsel bir tedaviye giden yoldaki basamaklardan biri. “Her denemeyle eşiği biraz daha öteye taşıyabilmeyi, sonunda da büyük bir kitlenin ilaçsız yaşayabildiği bir noktaya ulaşmayı umuyoruz” dedi.