Bitki türlerinin yüzde 16’sı yok olma riskiyle karşı karşıya

Bilim insanlarının yayımladığı yeni bir araştırmaya göre bu yüzyılın sonuna kadar dünya genelindeki damarlı bitki türlerinin önemli bir bölümünü yok olma riskiyle karşı karşıya. Araştırmaya göre, mevcut iklim senaryolarının devam etmesi halinde damarlı bitki türlerinin yüzde 7 ila yüzde 16’sı doğal yaşam alanlarının yüzde 90’ından fazlasını kaybedebilir.

Science dergisinde yayımlanan çalışmada araştırmacılar, dünya üzerindeki bilinen damarlı bitkilerin yaklaşık yüzde 18’ini temsil eden 67 binden fazla bitki türünü inceledi.

Damarlı bitkiler, su ve besin taşıyan özel dokulara sahip olan, ağaçlardan çalılara ve eğrelti otlarına kadar kara ekosistemlerinin büyük bölümünü oluşturan bitki grubunu kapsıyor. Bu bitkiler toplam bitki türlerinin yüzde 90’ından fazlasını oluşturuyor. Yaklaşık 380 bin bitki türünün yaklaşık 350 binini damarlı bitkiler oluşturmakta.

Bazı türler tamamen yok olabilir

Araştırma, iklim değişikliğinin yalnızca sıcaklık artışıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda yağış düzenleri, toprak yapısı, arazi kullanımı ve gölge gibi çevresel faktörleri de değiştirerek bitkilerin yaşayabileceği alanları daralttığını gösteriyor. Bu kapsamda bilim insanları, 2081-2100 yılları arasındaki sera gazı emisyon senaryolarını kullanarak türlerin gelecekteki dağılımını modelledi

Çalışmada özellikle bazı bitki türlerinin ciddi tehdit altında olduğu belirtildi. Kaliforniya’ya özgü nadir bir ağaç türü olan Catalina ironwood (bilimsel adıyla Lyonothamnus floribundus) ile Avustralya’nın simgelerinden biri kabul edilen okaliptüs türlerinin yaklaşık üçte biri yüksek yok olma riski taşıyan türler arasında gösterildi.

Bilim insanlarına göre sıcaklık arttıkça birçok tür daha serin koşullar bulabilmek için kuzeye veya daha yüksek rakımlara kaymak zorunda kalıyor. Ancak uygun yaşam alanı yalnızca sıcaklıktan oluşmuyor. Yağış miktarı, toprak özellikleri ve ekosistemin genel yapısı da kritik rol oynuyor.

Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de bitkilerin yeni uygun alanlara taşınabilmesi durumunda bile yok olma riskinin ciddi biçimde azalmaması oldu. Normalde bitkiler nesiller boyunca tohumlar veya sporlar aracılığıyla rüzgar, su ya da hayvanların yardımıyla yayılıyor. Araştırmacılar, bitkilerin tüm uygun yeni habitatlara ulaşabildiği varsayımsal bir senaryo oluşturduğunda bile yok olma oranlarının büyük ölçüde benzer kaldığını tespit etti.

Arktik bölgeler risk altında

Çalışma, iklim değişikliğinin etkilerinin bölgelere göre farklılık göstereceğini de ortaya koydu. Özellikle aşırı soğuk iklimlere uyum sağlamış Arktik bitkilerinin yaşam alanlarının küçülmesi bekleniyor. Bunun yanında ABD’nin batı kesimleri ve Akdeniz iklimine sahip bölgelerde artan kuraklık, düşük toprak nemi ve daha sık görülen orman yangınları nedeniyle bitkiler ciddi baskı altına girebilir.
Buna karşılık tropikal ve subtropikal bazı bölgelerde yağış miktarındaki artış nedeniyle yeni bitki türlerinin ortaya çıkabileceği ve yerel bitki çeşitliliğinin Dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 28’inde artabileceği öngörülüyor.

Ancak araştırmacılar, bazı bölgelerde çeşitliliğin artmasının genel tablonun olumlu olduğu anlamına gelmediğini vurguluyor. Çünkü bu süreç, tarih boyunca birlikte yaşamamış bitki türlerinin aynı ekosistemde buluşmasına neden olacak “yeni topluluklar” oluşturabilir. Bu yeni ekolojik ilişkilerin nasıl sonuçlar doğuracağı ise henüz bilinmiyor.

Bitki kaybı iklim krizini daha da hızlandırabilir

Bilim insanları, bitkilerin yalnızca doğal manzaraların bir parçası olmadığını, aynı zamanda ekosistemlerin temel taşı olduğunu hatırlatıyor. Bitkiler karbon depoluyor, toprağı sabitliyor, yaban hayatını destekliyor ve insanlara gıda, kereste, ilaç ile çeşitli hammaddeler sağlıyor.

Araştırmaya göre bitki örtüsünün azalması ekosistemlerin atmosferden daha az karbondioksit emmesine yol açabilir. Bu durum da küresel ısınmayı daha da hızlandıran bir geri besleme döngüsü yaratabilir. Araştırmacılar, bitki çeşitliliğinin korunmasının yalnızca doğayı korumak anlamına gelmediğini, aynı zamanda insan toplumlarının bağlı olduğu ekolojik sistemlerin sürdürülebilirliği açısından da kritik önem taşıdığını vurguluyor.

Author: Yusuf Arslan